18. Bölüm

1
10
5
Okulun ulaşmam bir buçuk saatimi alıyor. Heyecanlıyım; yeni arkadaşlıklar kuracağım, belki de ömür boyu sürecekler. Sınıfa giriyorum, içeride sadece üç kişi var. “Günaydın,” diyorum; cevap veren olmuyor. Sessizce boş bir sıraya oturuyorum. Arada birkaç öğrenci daha geliyor; sınıfa göz gezdirip çıkıyorlar. On beş dakika sonra, bunalıp bahçeye çıkıyorum. Frida’yı görüyorum. Bahçeye gelişigüzel serpiştirilmiş plastik masalardan birinde, bir grup arkadaşıyla oturuyor. El sallıyorum ama beni tanımıyor sanırım, oralı olmuyor. Yanına gidiyorum belki hatırlayamamıştır diye. “Tanımadın sanırım, senin ikna etmenle kaydoldum bu okula,” demeyi düşünüyorum ama vazgeçiyorum. “Tanımadım sanırım, okul başlamadan tanışmıştık seninle,” diyorum. “Hatırladım,” diyor ifadesiz bir tavırla. Masada bir gerginlik var gibi geliyor bana. Buyur edilmesem de, şimdi böylece gitmeyi tuhaf bulduğumdan, boş sandalyelerden birine oturuyorum. Kimse konuşmuyor. Herkes elindeki telefona gömülmüş. Galiba üniversiteli olmak böyle bir şey: aynı masada oturup, birbirini umursamamak. Ben de onlara ayak uyduruyorum; telefonumu çıkarıyorum, çektiğim fotoğraflara bakıyorum. Beşinci fotoğrafa gelmişken, Frida sesleniyor: “N’aber?” Telefonu bırakıp, “İyi, biraz yorgunum sadece,” diyorum. Elini masadakilere doğru uzatıyor: “Bunlar da mimar.” Kimsenin ismi söylenmediği için, gülümsemekle yetiniyorum. Tekrar telefonlara gömülüyorlar, aynı bezgin ifadeyle. Ne izliyorlar acaba? Ve hoşlarına gitmeyen bir şeye neden bakmayı sürdürüyorlar? Oysa dizilerde fikirlerin durmadan konuşulduğu bir yer olarak gösterilir üniversiteler. 80’lerle birlikte bitti mi düşünebilen insanlar? Huzursuzluk sarıyor her yanımı. Şimdi kalksam, tavır aldığımı düşünecekler. Kalkmasam, istenmediğim bir yerde oturmuş olacağım. Ben kararsızlığımda boğulurken, nihayet masada bir sohbet başlıyor; ama ben konuşulanlara yabancıyım. Konu, hocalar ve dersler hakkında. En azından bir ön hazırlık olur, diye anlamaya başlıyorum. Herkes yaptığı projenin haksız yere düşük not aldığından şikâyetçi. “Hakkım yendi” “Sadece bir paftam eksikti, beni bıraktılar ama iki eksikle geçen oldu.”“Hocalar bazen çok abartıyor…”Onlara katılmak istiyorum; bu yüzden konuştuklarını ucundan kıyısından yakalamaya çalışıyorum. Bir boşlukta hemen atılıyorum söze, teyzemin arkadaşından duyduklarımı paylaşıyorum:“Bir öğrenci varmış, her akşam evine ağlayarak dönüyormuş.”Cümlem biter bitmez, Ahmet sesini yükseltiyor:“Kimmiş o?”Yanıt veremiyorum. Ama zaten benden bir cevap beklemediği belli. Hemen devam ediyor, sesi sertleşiyor:“Öyle ödevini yapmazsan, hocalarına saygısızlık edersen, ağlatırlar tabii seni.”