39. Bölüm

2
2
Bu böyle gitmez. İş bulmalıyım. İhtiyaçlarım için aileme dil dökmekten bıktım artık. Onlardan medet ummak ne işe yarıyor, ne de bana iyi geliyor. Teyzeme yaptığım hizmetçiliği bir başkasına yapsaydım, en azından kendi harçlığımı çıkartırdım.İlanlara bakıyorum. Çoğu, asgari ücret karşılığında günün yedi buçuk saatini istiyor. Yaz tatilinde belki yapılabilir ama şimdi imkânsız. Zaten ihtiyacım olan para, okulla ilgili; yoksa hiçbir anlamı kalmaz. Derken şans yüzüme gülüyor: Asgari ücretin neredeyse yarısına bir iş buluyorum. Üstelik tecrübem de var; çocuk bakıcılığı yapacağım. Çalışacağım aile, okulun bir sokak ötesinde oturuyor. İşim basit: çocuğu akşam beşte okuldan almak, banyosunu yaptırmak, yemeğini yedirmek. Hafta içi iki, en fazla iki buçuk saat yanında kalmam yeterli. Babası yedi gibi eve dönüyormuş zaten. Saatler bazı derslerle çakışacak ama olsun. Hiç değilse artık, “malzemem yok” bahanesinin arkasına yeteneğimi saklamam.Bir ay sonra tek başıma düşüyorum kırtasiyenin yoluna. Elimde liste, tek hedefim eksiklerimi tamamlamak. Yine de içimden hesap yapmayı bırakmıyorum, param yetmezse rezil olabilirim. Neyse ki bu kez bir aksilik olmadan çıkıyorum kırtasiyeden. Devasa poşetlerle biniyorum metrobüse; her zamanki gibi bana tahammül edemeyen yüzlerle dolu. Aldırmıyorum. Malzemelerim var artık benim! Eve gelir gelmez çocuklar başıma toplanıyor. Poşetleri yere boşaltıyorum; sanki küçük bir sergi açmışım gibi, her bir malzemeyi tek tek anlatmaya başlıyorum. “Bu T cetveli, masaya yapıştırıyorsun, böylece dümdüz çiziyorsun! Bu da pergel, istediğin büyüklükte daireler çizebilirsin. Bakın şu kaleme, o kadar pahalı ki!”Çocuklar gözlerini kocaman açarak dinliyor. Onların heyecanı beni daha da mutlu ediyor. “Bu ne Benna abla?” “A o mu, onunla istediğin gibi eğriler çizebilirsin.” “Hadi tamam yeter. Topla, çocukların dersleri var,” diyor teyzem. Böylece, evde kurduğum sergiyi erkenden toplamak zorunda kalıyorum. Malzemeleri nereye koyacağımı soruyorum; çocukların zarar vermesinden korkuyorum. Ama o, sinirli bir şekilde, “Dur şimdi, başım zaten kalabalık. Kafamı karıştırma,” diye çıkışıyor. Neden bu kadar kızgın, anlamıyorum. Çok mu fazla şey aldım? Yoksa başkasının çocuğuna bakmam mı rahatsız etti onu? Sormaya cesaret edemiyorum. Gergin hâli hevesimi kırıyor. Eşyaları poşetlere geri koyup salondaki büfenin arkasına saklıyorum. Sonra mutfağa geçip, “Yardım lazım mı?” diye soruyorum. “Sen masayı hazırlamam yardım et, başka bir şey yapma,” diye tersliyor beni. Sesi sert, ama gözlerinde yorgunluk var. Evde bir şeyler olmuş, çocuklar canını sıkmış herhâlde diye düşünüyorum. Keşke oyalanmasaydım o kadar; kırtasiyede fazla vakit geçirmişim ama her malzemeye bakmadan da çıkamazdım. Sessizce masayı hazırlıyorum. Çocuklar kahkahalarla bir şeyler anlatıyor; ben de hevesle onların sesine sığınıyorum.