42. Bölüm

2
2
Dönem bitmek üzereyken, kendini tam anlamıyla bir mimar gibi hissediyordu. Yolun başında olsa da artık dünyayı bambaşka bir gözle görüyordu. Binalara baktığında, hangi ellerden çıktığını, hangi zamanlarda nefes aldığını, hangi sancılardan geçtiğini sezebiliyordu. Tarihi yapılarla karşılaştığında, hangi çağın dilini konuştuklarını hemen anlıyordu. İstanbul ise bu gözlemler için adeta bir cennetti. Şiir gibi akan siluetiyle ressamların fırçasına ilham veriyor, göğe uzanan kuleleriyle insanı hem büyülüyor hem sorgulatıyordu. Sarayların yanına ucubeler kondurulmamış, açgözlü ellerle kebapçıya çevrilmemişti henüz. Bu şehirde insan mimar olmazsa, başka ne olabilirdi ki? Üstelik burası bir deprem bölgesiydi; her mimar, kentin hayatı için eşsizdi. Geçmiş, gizlerini yavaşça açıyor, yalnızca görmek isteyenlere görünüyor; kimi zaman bir uyarı, kimi zaman bir ilham gibi.