Görünmez olmaktan yine ben zararlı çıkıyorum; araştırma stajı diye bir şeyin varlığını yeni öğreniyorum. On farklı mimari yapıya gidilecek, her biri incelenip akademik cümlelerle, fotoğraflar ya da biletler gibi belgelerle dosyalanıp teslim edilecekmiş. Neyse ki dönem başlayınca, bu işlerden anlayan birini buldum kendime. Öğrenci işleri gibi her şeyi bilen biriydi. Hemencecik dersi seçtirdi bana. Dönem içinde de yapılabiliyormuş, hızlıca halledebilirmişim. Birkaç mekâna gidip, bir iki seminere katıldık mı en fazla iki üç günde bitermiş, herkes öyle yapıyormuş. Şansımıza İstanbul Modern’de garip bir sergi vardı, bir etkinliği iki gösterebildik böylece. Ayasofya’nın giriş ücreti pahalı olunca da vazgeçtik. Amacımız, stajı en hızlı ve en ucuza tamamlamaktı; başardık. Ona Nihal adını takıyorum; Aşk-ı Memnu’daki gibi. Kafam kızınca da Feriha oluyor benim için. “Bu okulda arkadaşım olmaz,” diyordum, yanılmışım.Mimarlığa giden yolun eşiğindeydi artık. Proje dersi başlıyordu. Öğretmenler, her dönemde yeni bir konsepti tamamlamalarını bekliyordu öğrencilerden. Yol, basitten karmaşığa uzanacaktı; ilk adım, bir villa tasarımıydı.