Mimari Anlatım Dili dersini geçemediğim için bu dönem proje dersi alamıyorum. Yalnız değilim aslında; ilk seferde üç beş kişiden fazlası geçemezmiş. “Normal bu,” diyorlar, “hem böylece daha iyi anlarsın.” Yine çizgilere gömüleceğim uzun saatler başlıyor. Ama bu kez en azından bir masam var; bu kadarı bile hevesle başlamama yetiyor. Yine de her seferinde aynı bakışa çarpıyorum: dudağını sıkıp beğenmeyen, küçümseyen o ifadeye. Dayanamayıp soruyorum: “Olmamış mı hocam?” Çoğu zaman sessizlikle karşılık buluyor sorum. Bazen ise azar gibi sorular geliyor: “Çizgin çok kalın, bak burası olmuş mu hiç? Kapıyı yandan kesersen ne görürsün?” Bu soruların cevabı yok aslında; yalnızca utanç yaratmak için sorulmuş gibi. Sanırım istedikleri de bu: emeğimden utanmam. Ve utanıyorum gerçekten. Sahi, kapıyı kesersem ne görürüm? Dümdüz çizgiler değil ki. Ahşap görürüm, parçalanmış, etrafa saçılmış kıymıklar görürüm. Sonra yere düşen tozları, kirlenen zemini düşünürüm. Hem kapıyı ortadan nasıl kesebilirim ki? Neyle, neden? “Her şeyin bir dili vardır. Onun dışında konuşmak ifadenizi anlamsız kılar. Önünüze dev projeler gelecek; tek biz çizgi, malzeme cinsini de ölçüsünü de belirleyecek. Ahşabın, çeliğin, betonun, toprağın… Her birinin gösterimi farklıdır. Kapının, pencerenin açılış yönünü belirtmelisiniz. Çizgiler sizin kelimelerinizdir. Hatasız çizmelisiniz, yaptıklarınız hayata geçecek. Her kalem oynatışınız, yapının içinde attığınız adıma dönüşmeli. Okul, hastane, apartman… Ne tasarlıyorsanız, orada yaşıyor gibi hareket etmelisiniz. Kâğıtlarınızda anlamsız tek bir nokta bile olmamalı. Ustalar dediklerinizi harfiyen uygulayacak. Teknik diliniz kusursuz olmalı.” Villa projelerine başlamadan önce, hocaları öğrencilerine dilin öneminden bahsetmişti. Yaratıcılık, rastgelelik değildi; çizginin, ölçünün ve kuralın izni kadar özgür olabilirdi. Ne kadar sınırsız görünse de, aslında mimarlık, kendi diliyle konuşmayanı dışarıda bırakıyordu.