Seyahate beş kişiyle başlamışlardı, ama bir kişi yolun sonunda eksilmişti. Esin, Venedik’teki Università IUAV di Venezia okuluna kabul edilmesini başarmıştı. Dil sınavından aldığı yüksek puan ve not ortalaması sayesinde, hayallerine âşık olduğu bu şehirde eğitimine devam edecekti. Arkadaşları onu çok özleyecek olsa da, mutluluğuna ortak olacak kadar çok seviyorlardı.Yeni döneme herkes, umutla başlamıştı. “Zaten yapamazdı. Kaç kere ağladı okulda.” Sanem, başını kaldırmadan bana bir bakış attı. Sanırım onaylamamı bekliyordu; umduğu gibi olmayınca lafı başka yöne çekti. “İnşallah çok mutlu olur. Ben onun iyiliği için söylüyorum.” İyiliğinin, Muş’ta ailesinin yanında olmadığını biliyordum. Ara sıra anlatırdı; bölümde çok zorlandığından, pişman olduğundan söz ederdi. Ama bu, çoğu öğrencinin yaşadığı sıradan bir hayal kırıklığına benziyordu, bu yüzden pek dikkate almazdım. Onun hikâyesini farklı kılan başka bir şey vardı: Daha önce okuduğu okulu bırakmıştı. Kimya mıydı, fizik miydi, tam hatırlamıyorum. Oradan mezun olursa iş bulamayacağını söylemiş, geleceğini garanti altına alacak bir meslek istemişti. Üçüncü sınıfta bıraktığı bölümü geride bırakıp mimarlıkta yeni bir sayfa açması, bir başarı hikâyesinin başlangıcı değil, son şansıydı. Tekrar deneme imkânı yoktu; yaşı ilerliyordu. Bu düşünceler ailesine mi aitti, kendine mi, hiç öğrenemedim. Birkaç kez aradım, ama konuşmak istemedi. Hak veriyordum: Hatırlamak istemediği bir yere aittim ben.