54. Bölüm

1
1
Bir sonraki ders için arazi maketi yapılacak. Bilgisayar kullanmak yasak ama araziyi maket kartonuna kestirmenin başka bir yolu yok. Bunun için AutoCAD diye bir program gerekiyor. Bilmiyorum. Zaten bir bilgisayarım da yok. İş bölümü yapıyoruz. Dört kişi çizimle uğraşacak, üçümüz de kartonları kesime verip araziyi parça parça birleştireceğiz. Yazın okula gelmek zor, ama olsun, uğraşıyoruz. Bu sıcakta, üstelik okula bu kadar para vermişken, kimsenin dersten kalmaya niyeti yok. İzohips denilen şeyi, kıvrımlı şekilsiz parçaları üst üste yapıştırıp büyük bir maket yapıyoruz. Üzerine de çevredeki binaları tek tek ekliyoruz. Küçücük karelerden oluşan binalar bunlar, gerçeklerinin beş yüzde biri kadar. Pattex diye kuvvetli bir yapıştırıcı kullanıyoruz. Önce yapıştırıcıyı dökmek lazım kartona, ardından soğutucuyu. Parçalar o kadar küçük ki parmaklarıma yapışıp kalıyorlar. Üzerlerinde sert, tırnaklarımla kazısam bile çıkmayacak bir tabaka oluşuyor. Dişlerimi kamaştırıyor. Aldırmamaya karar veriyorum. Kimse aldırmıyor. Bu işin raconu bu. Saatler geçiyor. Arkadaşlardan biri gidiyor. Zafer’le ben kalıyoruz. Titizlikle yapıyor işini, fazla düşünmeden, makine gibi. Her şeyi kolayca kavrayanlardan. Elimde olmadan hayranlık duyuyorum ona. Ama sonra bu dersi ikinci kez aldığını öğrenince gözümdeki havası sönüyor. Belki havalı değil ama daha iyisi, öğretmen gibi görüyorum artık onu. Bir öğretmene ihtiyacım var.Elime iki santimlik bir parça alıyorum. Etraftaki binalardan birinin dairesini temsil ediyor. Tam yapıştıracağım ki teyzem arıyor. “Elimi kestim, yardıma gel.”Zafer’e bakıyorum. Bitiremez bunları tek başına. Diğer arkadaşıma da git, diyen benim. İş bölümü belli: Maket çizenler ve maketi yapanlar. Bırakamam.Anlatmaya çalışıyorum.“İyi, Benna, gelme. Sen de benden hiçbir şey isteme bundan sonra,” diyor. Kapatıyor telefonu.Gitmeme kararı verdim. Sorumluluğumu yerine getirmeliyim. Teyzem idare edebilir. Teyzem hamile. Yine o yüzdelere bölünmüş duygular sarıyor içimi. Ellerim beceriksizleşiyor. Kötü biri miyim? Yüzümde ne olduğunu görebilsem keşke. Zafer’in ne gördüğünü bilsem. Merhametle bakıyor bana. Olabilecek en anlayışlı tonda:“Ara verelim istersen. Kötü bir şey mi var?”Kendine has bir gülümsemesi var. “Biliyorum,” diyen. Beceremiyorum. Duygularımı saklamayı beceremiyorum. Konuşmaya korkuyorum. Ağzımdan çıkan her söz beni çıplak bırakacak gibi. Başımı iki yana, hayır anlamında sallıyorum. Kabuk bağlamış elimle iki santimlik parçayı tekrar alıyorum. Karton parçası elime yapışıyor, bir türlü kurtulamıyorum ondan. Zafer, maket bıçağını açıp ters tutarak kendi parmağı üzerinde ileri geri ittiriyor. “Böyle yaparsan ayrılır,” diyor. Elime dokunmadan, kendi bedeninde gösteriyor.Bu kadar ince düşünmesi, rahatsız olmamı istememesi hoşuma gidiyor. Yavaşlıyorum. Panik hâlinden kurtuluyorum. Hocalarla ilgili bir şeyler anlatmaya başlıyor. Tuhaf bir dedikodu birikimi var.“Kirli Dantel ayının tekidir,” diyor. Gülüyorum. Adamın tüm dokunulmazlığı kalkıyor gözümde.“Geçen, bunun iki kadın arkadaşı gelmiş.” Kafasını yana eğip kafa tokuşturmuş kadınlarla. Taklidini yapıyor. Kafasını onun gibi titretiyor, onun gibi hırlıyor. Ama ne yapsa ona benzemiyor. Zafer çok sevimli görünüyor. Söyledikleri, neşesi, rahatlatıyor beni. Hava kararıyor artık. Maket bitmek üzere.“Bırakalım mı? Yarın erkenden gelir, tamamlarız,” diyor.Rahatlıyorum. Ya yetişmezse diye düşünmüyorum. Bir bildiği vardır herhâlde, diye bırakıyorum ben de.Sonraki hafta tamamlıyoruz maketi, iyi görünüyor. Başarı sayılmaz belki, yaratıcılık yok, üzerine düşünme yok ama bitiyor sonuçta. Gruptan bir kızı merdivende görüyorum, kısacık bir an. O bana bakmıyor, hatta yüzünü saklıyor benden. Anlam veremiyorum, selam vermesi gerekmez mi? Yine bir anlığına fark ediyorum, kahkahasını bastırmaya çalıştığını. Kirli Dantel’in bana yaptığı şeyden aldığı hazzı gizlemeye çalışıyor. Şimdiye kadar tek kelime bile etmediğim bir insanın safi kötülükten böyle zevk alması, hayal kırıklığına uğratıyor beni insanlara dair.