58. Bölüm

1
2
Herkes Kirli Dantel’in istediği şekilde hareket ederken, arkadaşlarımızdan biri bu döngüyü kırmayı başardı. İyice azarlandığı bir günün ertesi, projede kritik bir noktayı çözüme kavuşturmuştu. Kirli Dantel’in nefret sıralamasında dördüncü sıradaydı; bu başarısı yerini değiştirmedi ama kendini bir şekilde koruma altına almayı başardı. Ona imreniyorum, onun gibi olmak istiyorum. “Nasıl yaptın?” diye soruyorum.“Çok iyi dinledim hocayı, ne istediğini anlamak için çok çabaladım,” diyerek sırrını veriyor bana.Aslında bugünlerde Kirli Dantel’den uzak durmayı hedeflemiştim ama cesaretimi toplayıp yanına gidiyorum. En sevdiği üçlü yanında: biri çok yetenekli, doğuştan mimar; öğrenmeye değil, başarısını sergilemeye gelmiş. İkincisi, hayatımda gördüğüm en büyük dalkavuk. Kirli Dantel’in yürüyüşünden bakışına, oturuşundan gülüşüne kadar övmediği bir şey kalmamış. Üçüncüsü, Zafer. Fazla umursamayan, rahat bir tavrı var. Kalıp kalmaması umurunda değil; eleştirileri duymuyor bile. Canı istediğinde gruba katılmıyor, yalnızlığı tercih ediyor. Zafer gibi rahat olmak istiyorum. Birinci gibi başarılı olmak istiyorum.Sanırım bir tek kendim olmak istemiyorum.Grubu toplamış, en sevdiklerini yanına dizmişti. Gidip onların arasına bir yer buluyorum kendime. Bir şey anlatıyor, üçlünün ağzı hayranlıktan açık kalmış. Merak edip, dinlemeye başlıyorum, Kirli Dantel’in mimari hakkında konuşmasını. Tarihi de katmış önüne, anlatıyor: “Eskiden köylerde dedeleriniz, nineleriniz çocuklarıyla aynı odalarda uyurdu. Gece olunca da...” Gülüyor, ağzından bir hırıltı çıkıyor. Konu onu keyiflendiriyor. Ağzı açık hayranlarına bakıyorum, başlarını eğmişler. Utanç mı bu? Kirli Dantel devam ediyor:“Yorganı çektin mi kafana, tamam!” Yine gülüyor. Bu sefer astım hastası gibi nefesi kesiliyor. Ardından, tarih ve mimarlıkla harmanladığı dersine dönüyor:“Ama sesi ne yapacaksın, sesi?”Dayanamıyorum: “Öyle değildi.” Devam edemediği kahkahası yüzünde bir tike dönüşüyor. Kirli bakışlarını yüzüme dikiyor. Midemi bulandırıyor. Üniversitedeki bir hocanın böyle konuşmasına katlanamıyorum. Ben bunu işitmeye gelmedim buraya. Konuşmadan bakmaya devam ediyor. Bu okulun hocaları birbirlerinden aynı şekilde rahatsız etmeyi öğrenmiş. Yaratıcılıktan yoksun mimarların işkence yöntemleri bile birbirinin kopyası. Dudaklarını ısırıyor, muhtemelen dizilerdeki mafya rollerinden öğrendiği bir şekilde gözdağı vermeye çalışıyor. Aldırmıyorum. Bu rahatsız edici bakışmalardan rahatsız olup kendimi açıklamaya çalışacağımı sanıyor, ama hayır. Karşımda cahil, aptal bir herif var. Elinde olan tek güç, not vermek, o kadar. Annem de babam da köyde büyümüşler ama kocaman evlerde. Kızların odaları da erkeklerin odaları da ayrı olurdu. Bu herifin ağzının suyunu akıtan fanteziler gerçek değil. Zaten köy evi bunlar, kim neden aynı odada kalsın? Büyük bir arazide, kim neden bir odalı ev inşa etsin? Pes eden o oluyor. “Senin...' Vazgeçiyor, söyleyeceği şeyden. Sinirle gülüyor. Yirmi yaş küçük bir kız öğrencisine dayılanmakta bir sakınca görmüyor. Tek elini masaya koyuyor, omzunu düşürüyor. Hareketleri o kadar gülünç ki tutamıyorum kendimi. Güldüğümü görünce tüm pozu sona eriyor. “Nasılmış peki?” diye soruyor. “İki dedem de evlerini kendileri yapmış, ahşap, iki katlı evler,” diye açıklıyorum. Bir an atalarımı övmek geliyor aklıma ama vazgeçiyorum. Yersiz olurdu. “Hıı hıı,” diyebiliyor sadece. Hırıltılı sesiyle. Kelimelerden vazgeçmiş, zaten mimikleri yeterli, başarılı bu sefer duygularını aktarmakta. Bir süre devam ediyor, başını sallamaya. İzliyorum ben de, bir şey söyler diye ama hayır, bu baş sallama işini sevmiş. Sıkılıp çizimize dönüyorum. Çıkıp gidiyor sınıftan. Hayranlarına bakıyorum, ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum. Hisleri önemsiz, ama hepsi onun gibi olmak istiyor. Güç sahibi, ezen ama cahil kalan, canının istediği gibi davranan insanlar. Ben de kalkıp Zafer’in yanına gidiyorum.“Ne oldu orada?” diye soruyor bana.“Kaldım,” diye yanıtlıyorum.Artık misafir gibiyim derslerde. Ondan çekinmediğimi göstermek için. Bu arada gereksiz bir hobi geliştiriyorum. Kirli Dantel’i gözlemlemeye başlıyorum. Geç geliyor her zaman. Önce sınıfın kapısında duruyor, artık ne kadar nefret ediyorsa mesleğinden, içinden içeri girmek bile gelmiyor. Saçlarını uzatmaya karar vermiş ama henüz doğru dürüst bir model bulamamış kendine. Gözlerinde bir kıvılcım fark ediyorum, anca kendine zarar veren bir ateş. Merak edip, öne geçiyorum, Kaptan’ı görmüş meğerse. Kaptan’ın mürettebatı tam, etrafında ne kadar öğrenci varsa hepsinin yüzü gülüyor. Kim bilir kaç yıllık arkadaşı, bunca zaman kendini yakıp kavuran bir kıskançlığa katlanmış, acınası görünüyor bana. Keşke saklayabilse ama utanmıyor sanırım bunu belli etmekten, saçının yeni hâli bundan. Ama onun gibi uzattığı saçları asla onda olduğu gibi durmuyor. Öğrenciler, asla Kaptan’a baktığı gibi bakmıyor kendisine. O bakışların aynısından istiyordu; yarı hayranlık, yarı sevgi. Kendisinin gördüğü ise korkuyla karışan bir tiksintiydi. Bu bakışları ne zaman üzerinde hissetse, hakaret sayıyor, hissettiği şiddette de cevap veriyordu. Bu bazen haksız bir eleştiri, çokça da hakaret oluyordu. Ne yazık ki bir girdabın içindeydi, kıramıyordu. Çok basitti aslında sevmediği bir işi, kendine biraz hayran toplamak için yapıyordu. Birkaç yalaka dışında bir şey elde edemiyordu. Kaptan, anlamıyordu ruh hâlini. Ya da anlayacak kadar umursamıyordu. İçeri girdiğinde her zamankinden daha sinirliydi. Onu benden iyi tanıyan öğrenciler sayesinde çabucak kurtuluyor bu hâlet-i ruhiyeden. Onu keyiflendiren tek şeye, övülmeye kavuşuyor hemencecik. “Hocam, bir fotoğraf çekinebilir miyiz? Rock star gibi görünüyorsunuz.” Keyifsiz ve sahte bir iltifat ama bir o kadar yerinde. Huzurlu bir ders geçiriyoruz, yalaka sayesinde.Finalden bir gün önce, varlığından bile haberdar olmadığım bir öğrenci görüyorum. Bizim gruptaymış. “Nasıl yani, devamsızlıktan kalmayacak mı?” diye soruyorum Zafer’e. “Dersin sonuna doğru gelip imza atıp çıkıyormuş. Pek bir şey yokmuş elinde. Nasıl geçecek, bilmiyorum,” diyor. Kirli Dantel giriyor sınıfa. Beni görünce artık tiksinerek bakmıyor. Yumuşadığından değil, kritik almadığımdan fırsatı olmuyor. Yalan yanlış projeyi tamamlamak tek amacım. Bırakırsa bıraksın. Çalışırım, iş mi yok? Çalışır, öyle çıkarırım yaz okulu parasını. Bir daha da ailemden istemem. Çizimden sıkılıp yeni görünen öğrenciye bakıyorum. Kirli Dantel direkt onun masasının başına gidiyor. Eyvah, diyorum, haşat edecek zavallıyı.“Senin baban falanca mı?” diyor.“Evet,” diye gülümsüyor devamsız öğrenci.Sonra çizimlerine bakıyor. Gerçek anlamda hiçbir şey yok elinde.Kirli Dantel, kirli kirli gülümsüyor. “Biraz eksiğin var galiba.”“Yarın hocam,” diyor çocuk. Ertesi gün, hayatımda gördüğüm en iyi projeyle geliyor Devamsız. Paftalarında değil hata, kusur yok. Bir günde sihirli bir değnek değmiş gibi hazırlanmış. Çocuk AA notunu alıyor. Söylememe gerek yok, kalıyorum.