59. Bölüm

1
Yaz tatilinin geri kalanında eve dönmüyorum. Ailem bana kızgın. “Kaldım ama atalarımı savundum,” diyemem. “Bir görseydiniz, gurur duyardınız benimle,” demek de mümkün değil. Teyzem daha da kızgın. Fark ettiğim bir şey var, güzel yemek yapınca çok sinirleniyor. Kendi tatsız tuzsuz yemeklerinin yenmeyeceğini kanıtlamış oluyorum böylece. Yapmayınca da tembel bir işçiyi çalıştırıyor gibi, yediğim lokmada kalıyor gözü. Pes edip, ne derse yapıyorum. Sigara böreğini yağsız tavada, kısık ateşte kızartıyoruz mesela. Yarım saatten uzun sürüyor pişmesi. Dışı yanmış, içi hâlâ hamur bir şey çıkıyor ortaya. Kısırın kinoayla güzel olduğunu hakkında, yirmi dakika boyunca kesintisiz konuşuyor. Sonunda çamur kıvamında, renksiz bir şey çıkıyor ortaya. Karnabaharı haşlayıp üzerine pul biber serpiyor. Sonra da çatallarını oynatmayan misafirlerine göz gezdirerek tarifini sıralıyor. Kokudan midem bulanıyor.Bu evde kölelik, dışarıda çalışma… İkinciyi seçiyorum. Eski çalıştığım gazeteyi arayıp iş olup olmadığını soruyorum. Yokmuş. Çalışmam lazım, harçlıksız kalmışım. Bir marketin iş ilanına başvuruyorum. Işık hızıyla geri dönüyorlar. Asgari ücret veriyorlar, yol parası ve yemek dâhil. Market yakın, yol parası da cebimde kalır. Yemekleri de var; harcamadan maaşımı biriktiririm diye düşünüyorum. Başlıyorum.İlk gün, suratsız bir kadınla tanışıyorum. Çalışanların çoğunun yolu üniversiteye düşmüş: psikoloji okuyan biri, atanamamış bir öğretmen, yeni mezun bir gazeteci. Hepsiyle iyi anlaşıyorum, biri hariç: patronumuz Demet. Lise mezunu olduğunu öğreniyorum. Üniversitelerin anlamsızlığından, okumayarak akıllılık ettiğinden bahsediyor. Katlanması zor biri. Nefret sıralamasında birinciyim. Nedenini anlayamıyorum, yeni geldiğim için mi? Üstünlüğünü kabul ettirme gayreti, bir tür hoş geldin deme biçimi mi? Böyle birini tanımamalıydım, hayatta bir şeyleri yanlış yaptığımı hissediyorum. Günlerim onun böbürlenmeleri ve terbiyesizliklerine katlanmakla geçiyor. Paramı alıp çıkacağım düşüncesine tutunuyordum, ama bir gün dayanamadım. Karşılık verdim. “Sen benim çalışanımsın!” diye bağırdı. Eliyle göğüslerine vurması, bir vizüel disonansa dönüşüyor. O hareketi yapmasa belki cevap vermezdim ama elimde değil; sinirlerimi bozuyor. “Ben senin çalışanı değilim, marketin çalışanıyım,” dedim. Şaşırdı, yüzünde aptalca bir ifade belirdi. Bir şeyler söyledim ama anlamadı. Oysa ona yanlış yaptığını, öğrencilerden nefret etmemesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştım. Dinlemedi. Hakaret saydı ve ertesi gün beni işten çıkardı. Gülümseyerek söyledi haberi. Gurur duyuyordu kendisiyle. Neyse ki paramı verdiler, çalıştığım gün sayısı kadar. “Nasıl başaracağım?” Beceremiyorum. Ne öğrenci olmayı ne de hizmet sektöründe çalışmayı becerebiliyorum. Aileme derdimi anlatamam, zaten yeterince sorunları var. Okul başlayana kadar odama kapattım kendimi. Çoğu zaman ışığı bile açmıyorum. Karanlıkta gözlerimi kapatıp soyut şekillerden görüntüler yakalamaya çalışıyorum; tek hobim bu.