63. Bölüm

1
En az bir mahalle kadar kalabalık olan mahalle projesinde yerime oturdum, bekliyorum. Herkes sakince beklemiyor, boş durmayanlar var. Bir kız var; çölde susuz kalsan, gölün içinde olsa bir yudum su vermez insana. Cılız, ufak tefek bir şey. Neredeyse her ders elinde koca bir tepsiyle sınıfa geliyor. Çay, kahve, bisküvi dolduruyor tepsiyi. Kolları titreye titreye, bütün öğretmenlerin, asistanların önünde eğiliyor, yüzünde kocaman bir gülümseme. Alice Harikalar Diyarı’ndaki kediye benziyor. Hani şu çizgi filmde, karanlığa karışan, tek bir gülümseyişe dönüşen karakter. İnanılmaz mutlu, hareketi içten; samimi bir yalaka. Tüm hocalar da verilen hizmetten memnun, espriler ve teşekkürler dönüyor uzun bir süre. Ve o, her seferinde beli bükük, titreyen elleriyle gülümsüyor.Sonraki hafta hastalanıyorum, okula gelemiyorum. Gruba yazıyorum: “Ne yaptınız derste?” diye. Cevap veren yok. “Arkadaşlar, basit bir soru sordum,” diye tekrar yazıyorum. Cevap Kokoş’tan geliyor: “Basit bir çizim işledik.” Ardından gelen gülüşmelerden anlıyorum ki örgütlemiş grubu. Neyse ki yaz okulundan Kirli Dantel’in gözdesi katılmıyor bu ucuz eğlenceye. Fotoğraflar atıyor, “Örnek binaları gördük. Hoca, haftaya planları görmek istiyor, hazır plan bulabilirsin; çizmene gerek yok. Önemli olan o binaların birbiriyle nasıl konumlandığı,” diye açıklıyor. Teşekkür edip işe koyuluyorum. Önce halletmem gereken başka bir mesele var, bilgisayar almalıyım. Artık elle çizim yapılmıyor. Çoktan almış olmam gerekiyordu ama ailemi ikna edemiyorum. Sürekli masraf çıkarttığımı, idare etmem gerektiğini söylüyorlar. Annem, pazardan en ucuz sebze meyveleri aldığını söylüyor. Kendimi yük gibi hissediyorum. Çare bulsam keşke. Arkadaşlarıma soruyorum, burs almamı öneriyorlar. Arabayla gelen tiplerin bursları var. “Babamın bir tanıdığı varmış, o buldu,” diye yol gösteriyorlar. Vazgeçiyorum, bu çözümden.Peki, pes etmek yok. Okulda bilgisayar odası var ama akşam beşte kapanıyor. Temizlik işine bakan Muhammet abi var, ona yalvarıyorum: “Ne olur kapatma, hiçbir şeye zarar vermem. Işığı da açmam; sabaha kadar kalıp bitireyim,” diye. “Bana kızarlar,” diyor. “Anahtarı çaldım derim; seni karıştırmam,” diyorum. Gülüyor. “Bir seferlik sadece,” deyip gidiyor. AutoCAD diye bir program var; onda çizim yapmam lazım. Dersini almışım ama pratik yapmadığımdan çok yavaşım. Sabaha kadar uğraşıp bitiriyorum. İyi değil ama en azından bitmiş. Hoca bakıp dudak büküyor yaptıklarıma. Beklediğim kadar kötü tepki vermiyor. Eklemem, değiştirmem gereken şeyleri söylüyor.Şanslıyım çünkü taktığı öğrenci ben değilim; sessiz, gözlüklü bir erkek, Gökhan. Çizimlerine yorumu her zaman alaycı. Kararını çoktan vermiş, süründürecek onu. Gökhan’a kritik vermeyi bir tür hobi hâline getiriyor. Sorularıyla sıkıştırmak, cevap alamayınca zekâsını küçümsemek, hoşuna gidiyor. Bir keresinde şöyle bir muhabbet geçiyor aralarında:“Neden apartmanların arasında avlu oluşturmadın?”“Düşünemedim hocam.”“Onu biliyoruz zaten, düşünemediğini biliyoruz.”Gökhan, eşyalarını toplamaya başlıyor, kimsenin kendisine bakmasını istemiyor. Ama insanların sırf meraktan bir enkaza bakma isteğine engel olamıyor. Kızıyor kendine, hocanın dişine göre olmaktan nefret ediyor. Genç bir adamın böyle ayrılmaması gerek sınıftan ama ayrılıyor. Ne yaptı ki sanki? Böylesine azarlanmayı hak edecek? Bir daha gelmiyor projeye, insanların gururlarıyla oynamak bu kadar kolay olmamalı. Bir daha isteyemiyorum Muhammet abiden anahtarı. Zaten vermeye niyeti yok, beni görünce başını çeviriyor. Ama yenilmeyeceğim koşullara, bu dersi geçeceğim. Madem gece olmuyor, gündüz hallederim işimi. Diğer derslere girmeyip bilgisayar odasında projeye odaklanıyorum.Kaybettiğim kırk iki ders saatinin ardından, hoca planlara ve evlerin konumuna tamam diyor. Sıra onları üç boyutlu çizimde göstermeye geliyor. Bunun için farklı bilgisayar programları var, en basiti SketchUp. Herkes onu kullanıyor. Hoca “yap” dediği anda herkes bitmiş şekilde getiriyor. Aklım almıyor: “Nasıl?” Okulda dersi bile yok, nereden öğrenmişler? Ben daha programın adını yeni duyuyorum. Ama bunlar mazeret değil, hocadan sıkı bir azar yiyorum. Yine de taktığı öğrenci ben olmuyorum. Garip ve kesin bir kuralı var cidden; bir gruptan bir şamar oğlanı seçiyor ve sayıyı artırmıyor. Belki de en çok bu yüzden pes etmiyorum. Zaten diğer dersleri bırakmışım. Ya hep ya hiç lafını kendime uyarlıyorum; ya bir ya hiç. Oturup internetten programın videolarını izlemeye başlıyorum. Önce öğrenmeliyim, sonra çizmeye başlarım.Yine bilgisayar odasındayım. Çizim programlarını öğreten hoca anlayışlı çıkıyor, sabahtan akşama kadar aynı bilgisayarın başında, kulaklıkla oturmama ses çıkarmıyor. “Neden?” diye bile sormuyor. Zaten çok boş yer var, zararım dokunmuyor kimseye. Ama öğrenmeye fazla kaptırıyorum kendimi. Projemde ilerlemektense, videolarda ilerliyorum. Üstelik öğrendiklerimi projeye aktarmıyorum bile. Ben bocalarken herkes ilerliyor, onlar ilerledikçe ben vazgeçiyorum. Aldığım tüm derslerden kalıyorum. Yarım dönemim çöpe gidiyor. Çok öfkeliyim ama bu sefer aileme. Arayıp, bağırıp çağırıyorum. “Burası öyle bir bölüm değil, masrafa girmek zorundasınız. Ben yemiyorum paranızı, okula için şart,” diye bir sürü lafı sıralıyorum. Sizin yüzünüzden kaldım diyemiyorum yine de, korkuyorum duymalarından. Anlamayacaklarını biliyorum. Tamam, alalım, diyorlar sonunda. Günlerce kavga ettikten sonra, bilgisayar için gerekli parayı gönderiyorlar. Bazı evlatlar vardır, ailesinin başına dert açar; işte ben de bu bölüm yüzünden, o evlatlardan biri gibi görülüyorum. Masraf, ailemin en korktuğu şey. Bu bilgisayar da, tüm harçlığımın kesilmesine yol açıyor. Hangi motivasyon videosu bana çare olur şimdi? “Vazgeçme, çalış!” diyen hangi film bana yol gösterir? Ben haksızlığa uğramışım, para harcıyorum diye sevilmemişim. İmreniyorum o hayırsız evlatlara; keşke alıştırsaydım ailemi, benden bir şey olmayacağına. Faydasız, aklı fikri eğlenmede bir tip olsaydım. Evde iki gün uslu oturmam, ailemin şükür sebebi olsaydı.Bir inanç yok içimde; işe girsem, çalışsam, zaman israfı olacak. Doğru düzgün bir program öğrenemediğim her an, vakit kaybediyorum. Bir kez daha kalırsam, kimse elimden tutmaz. Öyle oturup kalırım evde. Eğer bir film olsa şimdi, beni anlatan; kız gündüz işe girer, gece de programları öğrenir, zımba gibi başlar yeni döneme. Ama gerçek mi bu? Ne kadar kolay gösteriliyor her şey. Gerçekte olan, ücretsiz bir program indirip, bir arkadaştan rica edip bilgisayara kurdurmak, videolardan komutları öğrenmek, programda izlediklerini tekrarlarken defalarca donan programa sinirlenmek, yapamamak, videoyu tekrar izlemek, arkadaşlara sormak, cevap alıp almamak ya da cevapsız kalmak ve hâlâ çözüm aramak. Sonra, render diye bir şeyin varlığından haberdar olursun. Yeni aldığın bilgisayarın, sürpriz bir şekilde, onu asla çalıştıramadığını öğrenirsin. Ve tüm bunlarla asla haşır neşir olmamış gibi davranan arkadaşlarının giderek geliştiğine şahit olursun. Onlar gelişirken, sen bebek adımları bile atamazsın.Sonraki dönem, aldığım tek bir dersten bile kalmıyorum. İyi notlarla geçmiyorum ama umurumda değil. Zaten akademisyen olup daha fazla bu okulda kalamam. Kurtulacağım buradan.