- Bana sakın öyle seslenme.
- Canım nasıl isterse...
Diye mırıldanarak tatlı bir inatlaşmaya çekti beni. Oyuna davet eder şekildeydi tınısı. Sanırım gerçekten endişelenmişti.
- Benim bir adım var.
Dedim ben de onun davetine icabet ederek. Gözlerimi zorla aralarken kaşlarımı iyice çatmıştım. Bir kuyu gibiydi şimdi alnımın ortasındaki çukur. Oraya düşenler olsun istedim. Bir an, sadece bir an için, tıpkı peygamber Yusuf gibi karşımdaki yangın bakışlı da benim kuyuma düşsün ve bende senelerce mahsur kalsın istedim. Kafamı usulca ona çevirdim.
- Ama öğrenmen için senin de bir kere olsun ölmen gerek...
Bazı hikâyeler anlatılmaz.
Sadece yanar.
Bir isim silindiğinde, geriye gerçekten hiçbir şey kalmaz mı?
Yoksa en çok o zaman mı başlar var olmak?
Kendine ait olmayan bir odada uyanan bir kadın.
Hatırlamadığı bir geçmiş.
Ve gözlerinin içine bakarken onu tanıdığını iddia eden bir yabancı.
Zamanın sesi var.
Karanlığın hafızası.
Ve bazı gerçekler var öğrenildiği anda geri dönüşü olmayan.
Bu bir başlangıç değil.
Bu, çoktan başlamış bir şeyin fark edilişi.
Bir şarkı olacak kaderleri
5, 4, 3, 2, 1
Kafama bir silah dayadığında
Gözlerimi kapadığımda ve 'bang' ben ölüyüm
Biliyorum biliyor , beni merhamet ettiği için öldürüyor
Ve buradan gidiyorum
Beni kollarına aldığında
Hiç zarar vermeyeceğinden bahsetmemişti
Ve beni sıkıcı tuttuğunda
O hepsini beni hayattaki kötü düşüncelerden korumak için yaptı
Ve ağladı, ağladı
5, 4, 3, 2, 1
Silah gitti ve ben buradan gidiyorum...