2. Bölüm

Bak şimdi yalnızlık dediğin şey öyle sadece dört duvar arasında tek başına kalmak değil ki o işin en kolay kısmı aslında asıl yalnızlık kalabalıkların ortasında o gürültülü kahkahaların arasında senin içindeki sesin kimseye ulaşamadığını anladığın o andır hani herkes konuşur herkes güler ama senin boğazında düğümlenen o bir çift söz gidecek yer bulamaz ya işte o gerçek bir ıssızlıktır insan bazen binlerce kişinin geçtiği bir caddede yürürken bile kendini dünyanın sonundaki son insan gibi hisseder sanki bir cam bölmenin arkasındasın da sesini duyurmaya çalıştıkça o cam daha da kalınlaşıyor gibi olur. Aslında doğarken de yalnız geliyoruz ölürken de yalnız gidiyoruz diyoruz ya bu çok büyük bir gerçek ama biz bu gerçeği örtbas etmek için hayatımız boyunca bir sürü gürültü biriktiriyoruz etrafımızda dostlar biriktiriyoruz meşgaleler buluyoruz hobiler ediniyoruz sırf o sessizlikle yüzleşmemek için çünkü o sessizlik bir aynadır aslında insanın kendine tuttuğu en dürüst aynadır ve biz o aynada gördüğümüz o çıplak yorgun ve bazen de çaresiz yüzle karşılaşmaya hiç hazır değilizdir yalnızlık işte o aynanın karşısında kaçacak yerin kalmadığı andır hani bir kitap okurken bir cümlenin altını çizersin de sonra o cümleyi paylaşacak kimsenin olmadığını fark edersin ya o an kitap elinde ağırlaşır oda biraz daha soğur sanki. Eskiden yalnızlık bir tercih gibi gelirdi bana ya da bir ceza gibi ama şimdi bakıyorum da aslında insanın en doğal haliymiş biz sosyal varlıklarız diye diye kendimizi başkalarının onayına başkalarının bakışlarına o kadar hapsetmişiz ki kendi başımıza kalmanın o muazzam gücünü unutmuşuz hani bir düşün sence de garip değil mi bir insan neden kendi kendinden sıkılır neden kendi düşüncelerinden kaçmak için televizyonun sesini açar ya da elindeki telefona hapsolur çünkü korkuyoruz içimizdeki o derin kuyuya bakmaktan korkuyoruz orada ne bulacağımızı bilmiyoruz belki de orada hiç sevmediğimiz bir adamla ya da kadınla karşılaşacağız diye ödümüz kopuyor yalnızlık işte o kaçışı bitiren o zorunlu duraktır. Modern zamanlar dediğin şey zaten başlı başına bir yalnızlık fabrikası her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz tam değil binlerce "arkadaşımız" var sosyal mecralarda ama başın sıkıştığında ya da sadece iki kelime etmek istediğinde o listenin ne kadar boş olduğunu görüyorsun bir fotoğraf paylaşıyorsun onlarca beğeni geliyor ama o an kalbindeki o ince sızıyı kimse beğenmiyor kimse o sızının rengini sormuyor herkes vitrinle ilgileniyor dükkanın içindeki o karanlık ve boş rafları kimse görmek istemiyor bizler artık sadece ekranlara yansıyan gölgeleriz aslında birbirimize dokunmuyoruz sadece pikseller üzerinden selamlaşıyoruz ve bu sahte kalabalık yalnızlığımızı daha da derinleştiriyor daha da katlanılmaz kılıyor. Bazen gecenin bir yarısı uyanırsın ya hani evin içindeki o mutlak sessizlik kulağını tırmalar dışarıda bir araba geçer uzaklardan bir köpek havlar ama senin odanda sadece saatin tiktakları kalmıştır işte o an zamanın ne kadar insafsız olduğunu anlarsın yalnızlık o tiktakların arasında geçen o uçsuz bucaksız boşluktur sanki dünya durmuş da sadece sen dönmeye devam ediyorsun gibi bir his geçmişin hayaletleri o sessizlikte bir bir çıkıp gelirler karşına söylenmemiş sözler yarım kalmış vedalar yanlış yapılmış tercihler hepsi o karanlık odanın köşelerinde sana bakarlar yalnızlık işte o hayaletlerle masaya oturup hesaplaşma vaktidir. Peki yalnız olmak kötü müdür sence bence hayır aksine insanı damıtan bir şeydir yalnızlık hani şarabı yıllandırırsın ya da ekmeği mayalarsın bekletirsin ya işte ruhun da mayalanması için o yalnızlık demlerine ihtiyacı vardır başkalarının gürültüsünden arınıp kendi tınına dönmek için bir fırsattır bu ama biz o fırsatı hep bir korku nesnesine dönüştürüyoruz oysa en büyük keşifler en derin şiirler hep o yalnızlığın bağrından kopup gelmiştir kalabalıklar sadece alkışlar ama yalnızlık yaratır yalnızlık inşa eder yalnızlık seni sen yapar kimseye benzemek zorunda olmadığın o tek alandır orası. Bir de şu var ki yalnızlık bazen bir tercihten ziyade bir zorunluluk haline geliyor hayatın o acımasız çarkları arasında dönerken bakıyorsun ki çevrendeki insanlar birer birer eksilmiş ya yollar ayrılmış ya gönüller bir bakmışsın ki elinde sadece anılar kalmış işte o zaman yalnızlık bir ev arkadaşı gibi gelip kuruluyor başköşeye onunla çay içmeyi öğreniyorsun onunla uyumayı onunla uyanmayı öğreniyorsun bir süre sonra o da senin bir parçan oluyor hani derler ya "yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz" diye aslında paylaşılır ama sadece kendinle paylaşırsın onu. Bak bu kadar konuştuk ama şunu unutma yalnızlık aslında insanın hürriyetidir de bir bakıma kimseye hesap vermediğin kimsenin beklentilerine göre şekil almadığın o hür alan her ne kadar bazen can yaksa da bazen omuzlarına ağır bir yük gibi binse de aslında senin en gerçek yurdundur insan her yerden sürgün edilebilir ama kendi yalnızlığından asla sürgün edilemez o seninle her yere gelir her şehirde her sokakta senin gölgen gibi seni takip eder kaçmaya çalıştıkça daha da sarılır sana o yüzden kaçmak yerine belki de biraz durup onunla tanışmak lazım nasılsın demek lazım neden buradasın diye sormak lazım. Sonuçta hepimiz bu koca evrende birer toz zerresi gibiyiz ve o uçsuz bucaksız boşlukta aslında hepimiz yapayalnızız yıldızlar bile birbirinden milyonlarca ışık yılı uzakta parlıyorlar ama biz uzaktan bakınca onları bir arada sanıyoruz insan hayatı da öyle işte dışarıdan bakınca hepimiz bir aradayız hepimiz bir bütünün parçasıyız ama içimize dönüp baktığımızda her birimiz kendi galaksimizde kendi karanlığımızla baş başayız ve belki de hayatın bütün sırrı o karanlığı sevmekte o yalnızlığın içinde bir ışık bulabilmekte saklıdır kim bilir belki de asıl yalnızlık insanın kendi kalbinden uzak düşmesidir.
Okuduğunuz için teşekkürler.Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.