“Gelenleri gördün mü? Şu hayatta anan olacak gardaş.” Diye seslendi asker sağındaki nöbetçiye. Diğeri cezaevi kapısında sıra bekleyen eli-kolu dolu kadını görse de sustu. Konuşkan asker sorusuna yanıt verilmesini beklemeden , anasının o küçükken öldüğünü , analığıyla sıkıntılarını, suratında hüznüne tezat bir gülüşle anlatmaya başlamıştı .
Fakat suskun asker dinlemiyor; öfkeden,üzüntüden kızaran gözlerini kepiyle gizleyip uzakları izliyordu. Bu ne biçim askerlikti böyle! Mahalledekiler makaraya alacaktı. Topçu, kantinci , şoför olmayı bırak komando olup sürünmeye razıydı. Ama gelin görün ki susmayan, olur olmaz herşeyi ortaya döken bir herifle cezaevinde görevdeydi.” Dinlemek zorundamıyım?” Diye sordu kendine ama cevabını beklemeden:
- Hadi sus da önüne bak azar işiticez sonra .
Konuşkan asker ; “Burda senden benden başka adam mı var şikayet etsin!” Diye mırıldandıysa da sadece kendi duydu. Ne tuhaf çocuktu bu! Konuşmasın , gülmesin! Çürümüş ruhunun ekşisi suratına sinmiş bir şükürsüz işte .
**
Ana kapıda görev yapan rütbeli eli-kolu dolu kadını durdurdu. Kolundaki rütbeye , üstündeki üniformaya yakışmayan bir alaycılıkla;
- Hoop! Teyze nereye gidiyorsun böyle, pazardan gelirken yolu mu şaşırdın? Diye sordu.
Kadın mana veremeyen gözlerle rütbeliye baktı. Canı çıkmıştı zaten oğlan börek sever, sarma, baklava sever diye iki gün uyku uyumadan yapmıştı hepsini. Olsundu biricik oğluna değerdi.
Rütbeli cevap alamayınca :
- Teyze bunların hiçbirini götüremezsin,çamaşır ve kitaptan başka birşey sokmak yasak.
- Kitap ne ola ki?
- Okumalık işte.
Bu sefer alaycılığın yanında öfke de vardı. Kadının sorusunun saçmalığına mı, kendi cevabının yetersizliğine mi öfkelenmişti ! Bunu o da bilmiyordu.
Cahil kadın senin yetiştirdiğin herif tabii katil olur.
Kitapmış… Kitap karın doyurur mu! Biricik
oğlunun boğazından anasının yemeği geçmesin mi!…
***
Öyle ya ! Dinlemeyen , anlamayan , fikre saygı , duyguya sabır göstermeyen , diğergamlık nedir bilmeyen bir toplumda ;
Kitap ne ola ki ?..