Islak Kaldırımlar Üzerinde Aram
Yağmur uzun süredir yağıyordu. Gri gökyüzü, yere düşen her damlayla biraz daha ağırlık yapıyor gibiydi. Aram, elleri cebinde, başı hafif öne eğik, kaldırımlar boyunca yürüyordu. Üzerindeki mont eskiydi, su geçirmeye başlamıştı. Ama umursamıyordu. Islaklık bedenine işlerken, zihni zaten çoktan donmuştu.
“İnsan neden uyanır ki sabahları?” diye düşündü içinden. “Yani kalkıyorsun, aynaya bakıyorsun… sonra ne? Aynı surat, aynı sessizlik. Kendini ikna etmeye çalışırken, başka biri oluyormuş gibi davranırken… Neye yarıyor tüm bunlar?”
Kaldırımlar kaygandı. Adımlarını yavaşlatmadan yürüdü, kayarsa düşsün istiyordu biraz. Düşmek, gerçek bir şeydi. Hissedilir bir şey.
Çevresindeki dünya kirliydi. Beton binalar, yağmurla karışmış egzoz kokuları, sokak lambalarının titrek sarılığı… Her şey sanki çoktan vazgeçmiş gibiydi. Yaşamıyor, sadece bekliyordu.
Küçük bir aralıkta bir hareket gördü. Bir çöp konteynerinin yanında büzülmüş bir sokak köpeği. Titriyordu. Tüyleri sırılsıklamdı, gözleri kocamandı ama yorgundu. Aram durdu.
“Sadece hayatta kalmaya çalışıyor… Tıpkı ben.”
“Ama o en azından niye burada olduğunu bilmiyor. Ben biliyorum. Ve bu daha kötü.”
Bir an, eğilip ona dokunmayı düşündü. Montunun cebinde bayat bir simit parçası vardı. Uzanmadı.
“Ne fark eder ki? Ona yardım etsem… sonra? Yarın yine böyle olacak. Bir simitle dünya düzelmez. Ben de düzelmedim ya.”
Daha fazla bakmadı köpeğe. Sadece yürümeye devam etti. Arkasında bıraktığı şey köpek değildi sadece; bir ihtimaldi belki, bir küçücük empati kırıntısı. Bastı geçti.
Bir barın önünden geçerken, kapı bir anda açıldı. İçeriden bir adam fırladı—iri yarı, kaşları çatık, üstünde yağ sıçramış bir önlük. Bar sahibi belliydi. Gözleri köpeğe kilitlendi, sonra Aram’a.
“Pislikler! Defolun gidin lan buradan!” diye bağırdı. Ardından ne olduğuna anlam vermeye bile kalmadan ayağını kaldırıp köpeğe tekmeyi indirdi.
Köpek bir çığlık bile atamadı. Duvara çarpıp yere yığıldı. Aram, dondu.
“Şimdi bir şey desem ne olur? Elimden ne gelir? Bir tokat mı yerim? Yarın gene aynısı olur…
…Ama sessiz kalırsam ben de onlar gibi miyim?”
Bar sahibi Aram’a da bir tekme savurdu. Uzaklaştı. Göz göze bile gelmediler.
Aram yürümeye devam etti. Ne köpeğe dönüp baktı, ne adamın peşinden gitti. Yalnızca ayaklarının sesi vardı artık, yağmurun altında yankılanan, varlığını doğrulamaya çalışan ayak sesleri.
“Belki de her şey unutmakla başlar. Bir gün, bütün bu yürüyüşü hatırlamayacağım. Belki de bu iyidir.”