Birinci Bölüm
Berk salondaydı, bir şeyler aramaktaydı. Masalara, vitrine, kitaplığa her yere göz gezdiriyordu. Renkli nesneler dikkatini daha fazla çekiyor gibiydi, istediği şeyi bulmak için özenle etrafındaki her nesneyi inceliyordu. Mutfaktan sesler geliyor, annesi şarkı söyleyerek yemek hazırlıyordu. Berk de oyununa dahil edebileceği yeni oyuncaklar aramaktaydı. Sonunda bir şey hoşuna gitmişti. Koltuğun yanında duran sehpanın üzerinde bir vazo gördü, büyük ve geniş bir vazo değildi. İstediği gibi olduğuna karar verdi, vazoyu alıp hızlıca odasına gidecekti ama ayağı halıya takıldı, vazoyla birlikte yere düştü. Vazo kırılmıştı, çıkardığı sesi duyan Aslı koşarak salona girdi. Aslı, kırılan parçaların arasında yatan oğlunu görünce çok endişelendi ve hemen oğlunu yerden kaldırarak arkasında duran koltuğa oturdu. Çok endişeliydi ve hemen oğlunun vücudunu kontrol etmeye başladı. Dizinde bir morluk olduğunu gördü, kırılan vazo parçalarından birinin batmamasına sevinmişti aslında ama oğlunu saatlerce yalnız başına bırakmış olmak, kendisini suçlaması için yeterliydi. Oğlunun ağlaması içini parçalamıştı, acılarını unutması için oğlunu odasına götürdü, odasında daha güvenli olacak ve oyuncaklarıyla zaman geçirirken gözyaşlarını unutacağını düşündü.
Aslı oğluyla biraz vakit geçirmeliydi, onu mutlu olduğunu görmeye ihtiyacı vardı. Birazda kendini suçlu hissediyordu, oğlunu birkaç saattir kontrol bile etmemişti. Kendini hazırlığa o kadar kaptırmıştı ki, kutlama için harika bir sofra hazırlamak istiyordu. Bugün oğluyla yaşadığı mutlu anların sarhoşluğuyla mutfaktan hiç çıkmamıştı. Bu hazırlığı oğlu için yaptığını bile unutmuştu. Aslı, yıllardır beklediği bir anı yaşamıştı. Oğlu ilk kez "anne" demişti. Her anne için çok özeldir evladının ilk sözcüğü duymak fakat Aslı, bunu duymak için birkaç yıl fazladan beklemişti. Berk herkesin gözünde, 5 yaşını geçmiş ve tek kelime dahi konuşmadan yaşıtlarından geride kalmış bir çocuk olarak gözüküyordu. Bazen eşi bile böyle ifadelerde bulunuyordu, Aslı da oğlu ile daha çok ilgileniyor, saatlerce konuşuyor, oyunlar oynuyordu. Aslı için insanların düşündükleri önemli değildi, en önemli şey oğlunu sevmesiydi. Sonunda büyük bir gelişim sarf etmişlerdi. Özgür'ün de bu gelişmeye çok sevineceğini, ailesinin daha mutlu olacağını düşünüyordu. Olayın heyecanıyla eşiyle aralarındaki kırgınlığı unutmuş ve hemen eşini aramıştı. Akşam bir aile olarak birlikte kutlamaları gerektiği söylemişti. Aslı için tek taraflı bir mutluluk olmamalıydı, eşinin gelmesini umut ediyor, oğlunun en özel gününde onu yalnız bırakmaması gerektiğini düşünüyordu.
Akşam olmasına çok fazla kalmamıştı. Aslı bütün hazırlıkları tamamlamış, Berk ve Özgür'ün en sevdiği yemekleri yapmıştı. İçten içe özlem duyguları kabarmaya başlamıştı. Çünkü eşini 4 gündür görmüyor aralarında ki kırgınlıkları düzeltmek, yeniden bir aile olabilme isteğini içinde diri tutmaya çalışıyordu. Aslı, hazırlıklarını tamamlayıp Berk'in odasına gitti. Oğluyla konuşmaya başladı, belki birkaç sözcük daha duyarım umuduyla. Oğluna akşam babasının geleceğini, ona da baba demesini istiyordu ama Berk sadece elinde ki oyuncaklarla ilgiliydi. Yemek saati gelmişti, Aslı, Özgür'ün geç kaldığını fark etmişti ama geleceğini umut ederek, "baban birazdan gelecek" gibi sözler veriyordu. Buna inanmak istiyordu. Aslında Berk'e söylediği sözler, kendine söylediği sözlerdi. Uzun zamandır bir türlü bahane bularak eve gelmeyen biriydi eşi. Aslı'nın tek istediği, oğlunun mutluluğuydu. Kendine bir eş olarak evde olmasını değil, artık bir baba olarak evde olmasını istiyordu. Eşinin bu kaçışlarını fark ediyordu. Oğlu için bir anne ne kadar önemli olsa da, bir babanın da büyürken yanında olması gerektiğini biliyordu.
Aslı daha fazla bekleyemedi, oğlunu da alıp sofraya geçtiler. Aslı öylece oturmuş Berk'in yemek yemesini izliyordu, tek lokma dahi yememişti. Bir gözü hala kapıdaydı, gelmesini çok istiyordu ama bazen gelmeyen kişiler, hayatınızdan kendisini götürüyor olabilir. Aslı tercihi eşine bırakmıştı, gelmesi gerekiyordu ama tercih eşindeydi. Aslı'nın mutsuzluğu yüzünden okunuyordu, oğluna belli etmek istemiyordu sadece. Berk'in doyduğuna emin olduktan sonra onu odasına gönderdi. Aslı her akşam yaptığı gibi, pencerenin önünde duran tek kişilik koltuğa oturdu. Her akşam eşinin gelişini izlemek umuduyla oturuyordu ama bir süre sonra dışarıya baksa da gördüğü tek şey hayalleri oluyordu. Umut ettiği her şey, umutsuzluğa dönüşene dek bekliyordu. Bugün o kadar bekleyemezdi, bugün farklı olmalıydı. Kendisini o çukurdan çıkardı ve oğlunun odasına gitti artık yatma vakti gelmişti. Aslı oğluna masallar okumaya başladı ve Berk'in uykuya dalışını izledi. Bu yapmayı en sevdiği şeydi.
Aslı duyduğu sesler yüzünden bir anda uyandı, kafasını kaldırdı ve Berk'in odasında uyuya kaldığı fark etti. Berk halen uyuyordu, sabahın çok erken saatleriydi. Kapı aralandı, gelen Özgür'dü. Ellerinde bir resim defteri ve bir kalem vardı. Bunlar üzerinde çok fazla düşünülmüş ve emek sarf edilen hediyeler değildi, aceleyle karar verilmiş sanki bunu yapmak zorundaymış gibi hissederek aldığı hediyeler gibiydi, ne bir hediye paketi, ne de poşeti vardı. Aslı, oğlunun uykusunu bölmek istemeyerek, Özgür'ü de alıp odadan çıktı. Hemen odadan uzaklaşmaya başladı, büyük bir gürültünün kopacağı belliydi sadece Berk'in bunları duymasını istemiyordu. Aslı eşini salonun en uzak kısmına kadar sürükledi ve aklından geçen bütün sorulara cevap bulmak ister gibi gözlerinin içine baktı. Soruların ne olduğu taraflarca biliniyordu, sadece bir kıvılcıma ihtiyaçları vardı. Odada sessizlik hakimdi. Özgür sessizliği bozan taraf olması gerektiğini biliyordu, derin bir nefes alarak kısık seslerle.
"Geç kaldığım için üzgünüm." dedi.
"Oğlumuz seni unutmaya başladı, bu sana ne hissettiriyor? Sadece üzgün olmak değildir sanıyorum."
Aslı, uzun zamandır biriktirdiği duygularını artık içinde tutmak istemiyor gibiydi. Özgür ise sadece susmak ister gibi bir hali vardı.
"4 gündür evde yoksun. Belki işlerinle ilgileniyorsun, bilemiyorum ama sadece 4 günle ibaret bir durum değil. Ondan öncesinde de bir sebepler bulup kaçıyordun. Benden ve oğlumuzdan nefret ettiğini, bizi sevmediğini düşünmeye başladım."
"Bu evde ne yapabilirim?"
"Burası senin evin, içerisinde senin ailen var."
"Evet, ailem var. Bunun farkındayım ama bu aile artık eskisi gibi değil."
"Ne demek istiyorsun? Bizimle olmak sana eskisi kadar keyif vermiyor mu? Ya da bir aile olmak!"
"Berk 5 yaşını geçti farkında mısın? Ama tek kelime dahi konuşamıyor. Bebekken onunla hep ilgilenmek, onu sevmek, onunla vakit geçirmek isterdim ama son iki yıldır evden kaçmak için sebepler arıyorken buluyorum kendimi. Onun sorunlarıyla uğraşmaktan sıkıldım. Eve her geldiğimde onun neden konuşmadığı, yaşıtlarından neden geri kaldığını senden duymaktan sıkıldım, sizin sorunlarınızdan sıkıldım. Bu çocuk sorunlu bir çocuk, onu bir hastaneye yatırmalıyız. Farkında mısın? Ama sen her şey normal gibi davranıp duruyorsun!"
Aslı daha fazla kendini tutamadı, adeta yıkılmıştı. Arkasında duran, eşini her zaman gelişini beklediği o koltuğa, kendini bıraktı. Kendini çok güçsüz hissediyordu, tek yapmak istediği şey ağlamaktı. Kendine gelmesi ve güçlü olması gerekiyordu. Eşine ve oğluna inanmayan birisi için bir karar almalıydı. Tekrar ayağa kalktı.
"Gitmekte özgürsün. Ait hissettiğin yer neresi ise oraya git. Ne Berk'in ne de benim sana ihtiyacımız yok. Bizi sevmeyen birinin hayatımızda yeri yok. Yokluğunda bunlara alıştım, zaten iki yıldır ailemizin sorunlarıyla tek başıma başa çıkmaya çalışıyordum. Bundan sonrasında da öyle yapacağım. Yüzünü dahi görmek istemiyorum, gitsen iyi olur."
Özgür çantasını alıp gitmek üzereydi, Berk için aldığı resim defteri ve kalemi sehpanın üzerine bıraktı ve arkasını döndü salonun kapısında Berk'i fark etti, göz göze geldiler. Berk gözlerini kaçırmadan ona baktı. Özgür bütün konuşmaya şahit olup olmadığından emin değildi, lakin ona sarılıp vedalaşmak için yanına doğru gitti. Berk tepkisiz bir şekilde bekliyor, kolunu dahi kıpırdatmıyordu. Oğluna sarıldı, son kez yapar gibi bir hali vardı. Berk'in saçlarını kokladı, gözlerinin içine baktı ve arkasını döndü ve gitti. Kapının kapanırken çıkardığı o ses, şiddetli ve yüksek bir ses değildi. Ama bir ömür onların kulağında çınlayacaktı.
Aslı, eşinin yolunu gözlediği, özlemini duyduğu, beklemekten sıkılmadan gelişini umut ettiği o koltukta adeta hüzünlerini saçıyordu. Berk'in orada olduğunu bile fark edemedi. Eşinin gidişini izlemek için bile enerji bulamamıştı. Gözyaşları, etrafı görmesini engelliyordu sadece kafasını yere gömmüş, yıllarca hareketsiz durabilecek gibiydi. Berk annesine doğru yaklaştı, annesinin hüznünü hissedebiliyordu, kendisini ne kadar yalnız hissettiğini, hak etmediği şeyleri duyduğunu biliyordu. Berk annesine çok şey anlatmak ister gibiydi ama sadece ona yaklaşıp saçını okşamaya başladı. Hiçbir sözcük ağzından çıkmasa da elleriyle onu yalnız hissetmemesi gerektiğini anlatmak istedi. Aslı gözyaşlarını silip, oğluna sarıldı. Birbirlerine kenetlenmiş vaziyette bir süre sarıldılar ama sarılmak Aslıya pekte iyi gelmemişti. Hayatlarının altüst olduğunu düşünüyordu. Küçük ve yardıma muhtaç bir çocukla ve zorlu bir hayat mücadelesi onu bekliyordu. Oğluna sarılmak kendisini yalnız hissettirmese de aslında büyük bir yalnızlığın içerisine çekiyordu. Aslı daha fazla dayanamadı, oğluna rol yapamayacak kadar güçsüz durumdaydı, gözyaşlarını tutmakta çok zorlanıyordu. Adeta patlamak üzereydi, ayağa kalktı hızlı adımlarla odasına gitti ve kapıyı kapattı. Berk arkasından gitti ama kapanan kapının ardından duyduğu sesler bir annenin ağlayışı, yakarışıydı. Berk korku içerisinde kaldı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bir çocuk korkunca ilk yapacağı şey, annesine ya da babasına koşmaktır ama Berk kimseyi göremedi. Babasının yokluğunu biliyordu ama annesine her ihtiyaç duyduğunda, annesi hemen orada oluyordu ama şuan da büyük bir boşluğun içinde kalmış ve kimseye ulaşamıyordu. Berk yatağına koştu, oyuncağına sarılarak yorganın altına saklandı. Ses yapmadan korku ve yalnızlık içerisinde bütün günü odasında geçirdi.
Sabah olmuştu lakin evde bir sessizlik hakimdi. Ne bir oyuncak sesi ne de mutfaktan gelen tabak sesleri vardı, etrafta gezen kimse yoktu. Evde büyük bir fırtına kopmuştu, Özgür evi terk etmişti ama sadece kendisi gitmemişti, evde birçok şeyi de beraberinde götürmüştü. Ortada bir aile bile bırakmamıştı, sadece aile fertlerini değil eşyaları bile yalnız bırakmıştı. Onun yokluğunda tozlanacak birçok nesne vardı, evin sıcaklığı ve düzenini de alıp, beraberinde götürmüştü. Bu sessizlik, ailenin yıkılışının sesiydi. Herkes odasında saklanıyor, kimse odasından çıkmıyordu.
Berk uyanalı birkaç saat olmuştu ama odadan çıkacak cesareti kendinde bulamadı. Dün yaşadığı korkunç anıların etkisiyle odasında beklemeye devam etti, aslında karnı çok acıkmıştı ama bunun için daha önce bir iletişim kurmasına gerek bile olmamıştı. Annesi onun için vaktinde yemeklerini hazırlar ve onu yemeğe götürmek için oğlunu odasında gelip alırdı. Bu sefer bir farklılık vardı, Berk, bu durumun üstesinden nasıl geleceğini bilmiyordu. Korku ve açlık arasında kalmıştı. Tek istediği şey annesini görmekti çünkü annesini gördüğünde, her şey düzelecekti. Odasında oturup oyuncaklarıyla sessizce oynamaya devam etmekten başka bir şey yapamadı.
Aslı'nın odasının kapısı kapalıydı, en ufak ses dahi gelmiyordu. Gece saatlerce ağlamıştı, artık enerjisi kalmamış ve yorgunluktan uyuya kalmıştı. Birkaç saattir uyanık olmasına rağmen, odadan çıkacak enerjisi yoktu. Böyle bir isteği de yoktu. Sadece boş duvara bakıyordu. Hareketsizlikten vücudunun sağ tarafı uyuşmuştu, ağrıları olmasına rağmen aynı noktaya bakıyor arkasını hiç dönmüyordu. Arkasında olması gereken kişi yoktu, o orada olmasa da arkasını dönmesi gereken kişi Aslı'ydı ve bütün gece o tarafa hiç dönmemişti. İçeriden ufak tıkırtılar, birbirine çarpan oyuncak sesleri gelmeye başladı. Aslı'yı yatağından kaldırabilecek tek şey Berk'in hayatında olmasıydı. Aslı oğlunun ona ihtiyaç duyduğunu biliyordu ama o yatak onu hapsetmiş gibiydi. Buna daha fazla devam edemeyeceğini biliyordu, Berk'in kaç saattir uyanık olduğunu bile bilmiyordu ve ufak hareketlerle odasından çıktı, direk mutfağa doğru gitti ve oğlu için yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladı.
Berk annesinin odadan çıktığını duydu ve hemen kapıya döndü, annesinin her sabah uyandığında ilk yaptığı şey oğlunu bakmak olduğu için, kapıya dönerek annesinin gelişini beklemeye başladı. Berk beklemeye devam etti ama annesi mutfakta kahvaltı hazırlamaktaydı. Berk ilk başta korkularını annesine sarılarak üstesinden gelmek isterdi ama annesi odasına bile uğramamıştı. Berk üzgün bir şekilde yere bakarken, annesi odaya girdi hazırladığı kahvaltıyı Berk'in önüne bıraktı ve odasına geri gitti. Berk annesini görmekten mutlu oldu ama annesinin onunla beraber kahvaltı yapmaması çok garipti ve ne olduğunu anlayamadan, odadan çıkıp gitmişti.
Odasına geri dönen Aslı, ne yaptığının farkında bile değildi. Odaya girdi ve kapıyı kapattı. Biraz önce oğlunun yüzüne dahi bakmadan önüne yemeğini bırakıp, odadan hızlıca çıktığını fark etti. Bunu neden yaptığının farkında bile değildi, ne kadar güçsüz hissetse de oğlunun bu tavrı hak etmediğini düşündü. Aslı sorunlarla tek başına mücadele edebilecek bir kadındı, bitmiş bir evliliği tek başına ayakta tutmak için uzun bir süre mücadele vermişti. Bunun beraberinde oğlunun durumu onu hep üzmüştü. Zor kararlar alması gerektiğini fark etti, tek başına çıkacağı zorlu, sorunlarla dolu bir yolculuk vardı, bunu görebiliyordu. Oğlu için sorumluluk alması gerekliydi çünkü Berk hayatının temel taşıydı, her zaman yaptığı gibi artık bu taşı tek başına taşımalıydı. Oğlunun hayatını planlamalı, geleceğini düşünmeli ve bunlarla tek başına mücadele vermeliydi. Artık yalnız bir kadındı, evine ve çocuğuna tek başına bakmalıydı. Aslı kendini kapattığı odada hayatın onu nereye götüreceğini düşünüyordu, ruhsal olarak yeterince düşmüştü ama oğlunun varlığı onu hayata bağlamak için sıkıca kendine doğru çekiyordu. Aslı ikilemde kalmıştı, yaşadığı terk ediliş ve oğlunun hayatı arasındaki bir ikilem. Bütün neşesi alınmış gibiydi, onu mutlu edebilecek hiçbir şey kalmamıştı, yalnızca oğlunun mutluluğu onu mutlu edebilirdi. Aslı saatlerce odadan çıkamadı, birçok hayali, hüznü, sevgiyi, yalnızlığı ve en zoru sevdiği adamı gömmesi gerekiyordu.
Berk annesini çok merak etmişti, ilk defa annesini uzun bir süre görmemişti. Ne yapacağını bilmiyordu, oyuncaklarla oynamaktan, odayı gezmekten sıkılmıştı, arada bir kapıdan kafasını uzatıp annesine bakmıştı ama onu görememişti. Berk normalde odasında oturur oyuncaklarıyla saatlerce vakit geçirirdi, onlarla hayal dünyası kurar ve içlerinde kaybolurdu. Dışarıdan gören kişi, onun dünyasını anlayamazdı ama Berk orada mutluydu, yalnızlığını paylaştığı dostlarıydı oyuncaklar, onlarla rüyalara dalardı, ta ki annesi gelene kadar. Berk'i hayal dünyasından çıkaran, hep annesi olurdu ama saatlerdir gelmemişti. Berk evdeki değişikliğin farkındaydı, genelde babası eve geldiğinde sorunlar çıkartırdı, oğluyla çok oynamazdı, konuşmaya başlar ve cevap beklerdi ama Berk hiç karşılık vermezdi, Özgür de arkasını döner giderdi. Bazen de Berk'in üzerine fazla gelir ve sesini yükseltirdi, o noktada Aslı araya girer ve Berk'i oradan kurtarırdı. Aralarında hep kavga ederlerdi. Berk evin bu haline alışkındı, babasının her geldiğinde ya da giderken evde bıraktığı bu sessizliği biliyordu ama Berk'i endişelendiren bir şey vardı. Bu sefer farklıydı, annesinin odasında bu kadar fazla kalması daha önce yaşadığı bir şey değildi.
Berk, uzun bir bekleyişin ardından kapını açıldığını duydu. Annesinin ne yapacağını bilmiyordu sadece yerinde beklemekle yetindi. Annesi içeriye girip girmeyeceğini bile bilmiyordu, odasından çıkıp banyoya gitmişti. Birkaç dakika sonra yüzü ıslak bir biçimde odaya girdi. Berk annesini gördüğü için çok sevindi, adeta gözlerinin içi gülüyordu. Koşup annesine sarıldı, çok içten bir sarılmaydı bu ona çok şey anlatmak istiyordu ama Berk için kelimeleri seçmek, dilediğince söylemek çok zordu, sadece daha sıkı sarılarak seni seviyorum demekten başka bir şey yapamadı. Annesi çok şaşırmış gözüküyordu, annesi dizlerinin üzerine çökerek "bundan sonra her şey daha güzel olacak" dedi. Berk için annesinin yanında olması yeterliydi, başka kimse annesi gibi olamazdı. Annesi yemek hazırlamaya gitti, Berk'te mutfağın kapısından onu izlemeye başladı. Birlikte yemek yemek bir aile için çok önemlidir, birlikteliği simgelemektedir. Annesinin verdiği mücadelenin ilk adımıydı bu yemek, Berk annesini karşısında görmekten çok mutlu olmuştu. Her zamanki gibi baş başa yemek yiyorlardı, annesi hayatları ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Berk birçoğunu anlamıyordu ama sadece annesinin hep onunla olacağını anlıyordu. Birkaç saat daha vakit geçirdikten sonra birlikte uyumaya gittiler. Berk annesin yatağında oturup, bir masal okuyup gideceğini düşündü ama bu kez annesi de yatağa girdi ve birlikte uyumaya başladılar. Daha önce yapmadıkları bir şeydi, Aslı oğlu uyuyana kadar masal okur ve sonra Özgür'ü beklemek için köşesine giderdi. Ama artık bekleyecek bir şeyi kalmamıştı, sadece olabildiği her an oğluyla olmalıydı.
Annesi bir hazırlık yapıyor gibiydi, Berk'e kahvaltısını hazırlamış sofrada bekliyordu. Berk kahvaltısını yaparken, annesi bugün birkaç saatliğine dışarıya çıkacağını söyledi ve usluca evde oturmasını istedi. Berk kafa salladı, bir şeylerin değişiyor olması belliydi, Berk'te bu değişime boyun eğmek zorunda kalıyordu. Annesinin dışarıda ne yapacağını bilmiyordu, gelene kadar beklemekten başka şansıda yoktu. Berk annesinin yokluğunda odasında oyun oynayarak vakit geçirdi. Annesi geldi ama hiç bir şey söylemedi. Ertesi gün de aynı durumu yaşadı, annesi bu sefer dört saat eve gelmedi. Berk ne olduğunu anlayamıyordu, ailesinde değişen bir şeyler oluyor, ne yapabileceğini bilmiyordu. Ertesi günde evde yalnız kaldı, Berk yavaş yavaş bu duruma alışmaya başladı. Annesinin yokluğunda oynadığı oyunlardan sıkılmıştı. Yeni şeyler aramak istedi, annesi gelene kadar kendini avutacak bir şeye ihtiyacı vardı. Berk salonda gezmeye başladı, kendine oyun oynayacak bir şeyler bulmak istiyordu. Bir şey dikkati çekti, kırdığı vazonun orada defter ve kalem gördü. Babasının ona hediye aldığı resim defteriydi, ona ait olduğunda haberi bile olmamıştı. Ne babası, ne de annesi ona verecek vakti olmamıştı.
Resim defterinin kapağı, Berk'in ilgisini çekmişti. İçi insanlarla dolu bir piknik alanıydı, kalabalık, ağaçlarla dolu, güneşli, renkli bir resim vardı. Kendi oyun dünyasına benzetmişti. Berk deftere kendi dünyasını yansıtmak istiyordu, oyun oynarken yaptığı gibi. Oyun oynarken de kimse onu anlayamıyordu ama kendini anlıyorsan başka iletişim yolunu aramaz insan. Berk de hep öyle yapmıştı mutlu olduğu dünyası ve onu seven annesi ona yetiyordu. İlk çizgilerini çizmeye başladı, çok karmaşık bir resim gibiydi, çok fazla çizgiden oluşuyordu. Gene dışarıdan gören birinin anlayacağı bir şey değildi ama Berk resim çizerken çok mutlu gözüküyordu. İlk defa annesinden başka bir şey onu bu kadar mutlu etmişti. İlk resmini bitirmiş, ona bakıyordu o sırada annesi içeri girdi. Koşarak annesine götürdü defterini, ona çizdiği resmi göstermek istedi ama annesinden aldığı tepkiye çok şaşırdı. Annesi resim defterine bakmak bile istemedi, Berk hiçbir şey anlayamadı ve suratını düşürerek odasına gitti. Babasının eve bıraktığı son şeydi defter, bütün tartışmalara şahit olan, ayrılığı en yakından gören son şeydi o defter, annesinin defteri görmesi eşini yaşadığı kötü anları hatırlatmıştı ve defteri görmek dahi istemiyordu. Berk hiç bir şeyden habersiz ne annesinin evden birkaç saatliğine gitmesine, ne de verdiği tepkiyi anlayamamıştı. Berk odasındaydı, resim defterini yatağın altına saklamıştı. Annesi onu anlamadığını düşündü ama o defterin annesini ne kadar üzdüğünü bile bilmiyordu. Birlikte yemek yemeğe başladılar, annesi Berk'e "günlerdir iş aramakta olduğunu" söyledi. "Bundan sonra çalışmalıyım, sana iyi bir gelecek vermeliyim." dedi. Annesi için çok zor bir durumdu ama Berk'in tek istediği annesinin yanında olmasıydı. Berk kafa sallamaktan başka bir şey yapamadı. Annesi her gün dışarı çıkıyor, her gün biraz daha uzuyordu gelmesi ama beş saati geçmeyecek şekilde evine geri dönüyordu. Evine dönmesi ve oğlunu beslemesi gerekiyordu, sabah onunla kahvaltı yapıp, ona gün içerisinde yiyecek bir şeyler hazırlayıp, çıkıyor. Akşam da birlikte yemek yiyorlardı.