Silgi

İkinci Bölüm Berk, annesinin yokluğunda sadece resimler çiziyordu. Resim çizerken o kadar mutluydu ki, kendini bu kadar güzel ifade edebildiği başka bir şey yoktu. Annesine resimlerini göstermekten korkuyordu. Annesinin deftere olan nefretini üstüne alınmıştı. Vereceği tepkilerden korkuyordu ama kendi dünyasını resmetmişti. Annesinin resimleri görmesini istiyordu, belki ona söyleyemediği her sözcüğün, karşılığını bulabilirdi. Annesi iş aramaya devam ederken, Berk de resim defterini her sayfasına doldurmuştu. Berk'in mutluluğu katlanarak devam ediyordu, defterinin dolması onu hiç üzmemişti. Aksine annesinin çok sevineceği şeyler de yapıyordu, resimlerinde resmettiği her şeye isimler takmaya başlamıştı, onları zihninde oynatıyordu adeta. Annesinin bu gelişmeden haberi olmamıştı henüz, her gün iş aramak için saatlerce geziyor eve geldiğinde, oğlunu beslemek ona sarılıp uyumaktan başka bir şey yapamıyordu. Yine bir gün annesiyle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra annesi iş aramak için dışarı çıktı, Berk koşarak resim defterinin yatağının altından çıkardı. Sayfası kalmadığı için resimlerini tekrar açıyor, sayfa sayfa onlarla konuşuyor, çizdiği şeylerin üzerinden kalemle tekrar çiziyordu. Çizdiği her resimden emin gibiydi, üzerlerinden tekrar geçiyordu, tekrar çizdiği her şey arka sayfada da bir iz bırakıyordu. Defteri çok önemli olmuştu artık, onun dünyasıydı adeta. Annesinin gelmesine yakın zamanlarda da tekrar yatağının altına saklıyordu ve annesinin eşini her gece beklediği o koltukta annesini bekliyordu. Berk aynı güne uyanıp bir an önce resimlerini bakmak istiyordu, annesi kahvaltı için onu çağırdı, kahvaltı yapıp annesini gideceği düşündü ama annesi bugün birlikte dışarı çıkacaklarını söyledi. Berk'in bütün hayalleri suya düştü, dışarı çıkmak istemiyordu aslında, kendi dünyasında fazlasıyla mutlu biriydi. Annesinin her gün ne yaptığını da merak etmiyor değildi ama kendi kurduğu dünyada konuşmaya bile başlamıştı, onlardan uzak kalmak en son isteyeceği şeydi. Annesiyle birlikte dışarı çıktılar, annesi yolda Berk'e iş bulduğunu ve seni evde yalnız bırakamayacağını tatlı dille anlatmaya başladı. Berk'i eve birkaç sokak arkasında olan kreşe yazdıracağını, onu her gün bırakıp alacağını söyledi. Berk için çok zor bir durumdu, insanların içine karışacaktı. Annesi ve resimlerinden başka kimseyle konuşmamıştı henüz. Ne yapacağını, orada ne ile karşılaşacağını bilmiyordu, korkmaya başlamıştı ve morali bir hayli bozulmuştu. Birkaç sokak geçtikten sonra küçük tek katlı bir eve geldiler. Evin duvarında renkli çizgi film karakterleri olan açık mavi duvarları olan bir evdi, bahçesinde yeşil çimler, kaydırak ve salıncak vardı. Tek katlı, şirin bir yerdi. Berk şaşkınlıkla annesinin peşinden içeri girdi. İçeride sınıf ve oyun alanları vardı, Berk'in ilgisini çeken şey kreşin duvarlarındaki renkli resimler olmuştu, onları inceliyor annesi de o sırada öğretmeniyle konuşuyordu. Öğretmeni bir erkek olacaktı, Berk babasından başka erkek tanımamıştı daha önce, onunla da pekiyi anlaşamamıştı. Annesi bunu bilerek mi yapıyor bilmiyordu, Berk orada olmaktan da öğretmenin erkek olmasından da bir hayli rahatsız olmuştu. Birkaç dakika sonra annesi yanına geldi, Berk'i öğretmeni Harun ile tanıştırdı. Harun öğretmen uzun boylu, kocaman gülüşü olan, merhametli ve eğlenceli bir adamdı. Aynı zamanda kreşin sahibiydi, kendine ait olan bir yerde kendi eğitim vermekteydi. Aslı öğretmene ailesinin ve Berk'in durumundan bahsetmişti. Harun öğretmenin ilgisini çeken şey, Berk'in iletişimle ilgili yaşadığı sorunlar olmuştu. Harun, Berk'in yanına yaklaştı ve dizlerinin üstüne çöktü, onunla aynı seviyeye gelerek kocaman bir gülüşle "Aramıza hoş geldin, bundan sonra birlikte çok eğleneceğiz. Bu arada biz burada hiç konuşmayız. Koşarız, oynarız, resim çizeriz, enerjimizi atarız. Yalnız tek kural var bağırmak zorunlu, herkes eve gitmeden önce dilediğince bağırıyor. Anlaştık mı?" Berk çok şaşırmıştı, şaşkın şaşkın sadece kafa sallayabildi. Aslı da her şeyin yolunda olduğunu görünce oradan çıktı. Berk, öğretmeninin peşine takıldı sınıfa girdiler birlikte. Harun sınıfa girince, çocuklar çok mutlu oldular ve koşup öğretmenlerine sarıldılar. Berk çok şaşkındı, daha önce yaşamadığı sosyal deneyimlerdi bunlar. Berk usulca kenarda beklemeye başladı. Harun, sınıfa Berk'i tanıttı. "Berk, aramıza hoş geldin, bunlar da sınıf arkadaşların. Hadi merhaba deyin." Sınıftan "Merhaba Berk" diye ses yükseldi. Sınıfta Berk ile birlikte yedi kişi olmuşlardı. Berk için çok kalabalık sayılırdı. Kenarda bekledi, cevap bile vermedi. Harun da cevap beklemeden çocukların ilgisini hemen başka yöne çekerek "hadi bahçede saklambaç oynamaya" dedi, çocuklar hemen bahçeye koştular. Berk oyuna katılmadı, kenarda oturdu ve olanları izliyordu. Buraya alışmak çok zor olacak gibiydi, annesinin ne zaman geleceğini bile bilmiyordu. Şimdiden annesini, resimlerini ve evini özlemişti. Berk bütün gün bir köşede oturup, etrafı seyretmekle yetindi. Güneşin batmasına çok fazla vakit kalmamıştı, çocukların gitme vakitleri yaklaşıyordu. Harun, sınıfa elinde yedi tane kara bir kutu getirdi, sınıfın köşesine koydu. "Şimdi ailesi gelen arkadaşlar, gitmeden önce kendi kutularınızın kapağını açıp içine doğru bağıracaksınız ve kapağını kapatıp gideceksiniz. Anlaştık mı?" dedi. Ailesi gelen kişi gitmeden önce bunu yaptı ve mutlu şekilde ayrıldı oradan. Herkes gitmişti, Berk hazır bir şekilde kapının önünde oturmuş, annesini bekliyordu. Gözyaşları akmaya başlamıştı. Öğretmeni gelip, yanına oturdu. Berk hemen gözyaşlarını sildi. Berk öğretmeniyle kapıda oturmuş annesini bekliyordu. Öğretmeni tek kelime dahi konuşmadan, sıkılmadan onunla bekliyordu. Berk için yeterince zor bir gün olmuştu zaten, birde annesinin onu gelip almaması terk edilmişlik hissi uyandırmıştı. İçi sıkıntıyla dolmuştu, yüzünden de bu durum anlaşılıyordu. Artık tamamen hava kararmış ve soğumaya başlamıştı, öğretmeni de ne yapacağını bilemiyordu. Harun endişelenmeye başladı, Berk'in annesini aramaya karar verdi. Berk bir kulağı öğretmeninin telefon konuşmasında, annesinin nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Anladığı şey ise annesinin biraz daha geç kalacağı oldu. Berk orada kalmak istemiyordu artık. Oturduğu yerden kalktı ve dışarıya doğru yöneldi, eve gitmek istiyordu artık. Kapıdan çıktı ve evine doğru yürümeye başladı, evin yolunu bildiğinden emin değildi ama evini biliyor gibi yürümeye devam etti. Öğretmeni onu çıkarken fark etti ve peşine takıldı. Berk yolda yere bakarak yürümeye devam etti, bazı yerlerde durup taşlara baktı ve kendinden emin bir şekilde evin yolunu bulmaya çalışıyordu. Öğretmeni birkaç metre gerisinden Berk'in ne yaptığını izliyordu, ilk çıktığında evin yolunu bildiğini düşüyordu ama yolda yaptığı hareketler, evin yolunu bilmediğini anladı. Ama Berk'in yolda yaptıklarını ilgisini çekmişti, takip etmeye devam etti. Berk, birkaç kez durup taşlara, çukurlara bakarak yön değiştirdi ve sokağına kadar geldi, kapının önünde durdu. Eve girmek istiyordu ama anahtarı yoktu. Öğretmeni de kapının önüne kadar geldi ve kapının yanında duran saksının altından anahtarı aldı, Berk'e dönerek "annen geç kalacağını, senin eve bırakmamı istedi. Annen birazdan gelecekmiş merak etme" dedi. Harun kapıyı açtı ve içeriye girdi, annesi gelene kadar Berk'i yalnız bırakmak istemedi. Berk çok zor bir gün geçirmişti, içeriye girer girmez odasına gitti. Odasında bir sağa, bir sola yürüyordu, içinde dolmuş bir öfke vardı. Annesinin onu terk etmiş olması, tanımadığı insanlarla bırakıp gitmesi, hayatta en çok sevdiği şeyin annesinin bunları yapması, Berk'te daha önce vermediği tepkileri vermesinin sağlıyordu. Öğretmeni odasını gören bir köşede durmuş, Berk'in ne yaptığını izliyordu. Berk odada yürümeye devam ediyordu sanki bir yere patlamak istiyor gibi hali vardı. Berk bir an durdu, yatağının altından resim defterini çıkardı. Eline kalemi aldı ve bütün resimleri karalamaya başladı, her sayfasını karaladı. Hayatta en çok sevdiği şey annesi ve çizdiği resimler olmuştu. Bütün öfkesini resimlerden çıkardı. Harun çok şaşırmıştı, resim çizdiği için mutlu olmuştu ama karalaması çok garip gelmişti. Resim defterini her sayfasını karalaması, verdiği tepkiler her hareketini anlamaya çalıştı. Bir şey anlatmak istiyordu ama karar vermek, anlamak çok zordu. İzlemeye devam etti, Berk defteri tekrar yatağının altına koydu ve yatağına girdi. Harun, evde Aslı'nın gelmesini bekliyordu, çok geçmeden Aslı soluk soluğa eve geldi. Aslı "çok özür dilerim, ilk iş günümden izin almak biraz sorun oldu. Sizinde başınıza iş çıkardım, lütfen özrümü kabul edin." dedi. Hemen Berk'in odasına gitti, Berk uyuyordu. Öğretmenin yanına döndü "Berk nasıldı? O iyi mi?" dedi. Harun "oğlunuz harika bir çocuk, sadece onu biraz anlamamız gerekiyor" dedi. Aslı bir hayli şaşırdı ilk günden bunları duymak, Berk için bunları onu şaşkınlığa uğrattı. Çok mutlu oldu ama "onu anlamak çok zor, hiç konuşmuyor ilk kelimelerini yakın zamanda söyledi, bunu size söylemiştim." dedi. Harun gitmek için ayağa kalktı "aslında çok şey anlatıyor sadece anlamaya çalışın" dedi ve evden çıktı. Aslı oğlunu yalnız bırakmanın üzüntüsüyle erkenden uyandı ve oğluyla evden çıkmadan önce gönlünü almak istiyordu. Berk'i uyandırdı, ama etkileri azalmamış üzüntü dolu bir suratla düne uyanmış gibiydi. Oğlunu kocaman öptü "seni dün yalnız bıraktığım için özür dilerim" dedi. Berk "anne" dedi ama devamını getiremedi, annesi konuştuğu için sevinçten bir kez daha kocaman öptü. Birlikte kahvaltı yaptılar, Berk'i sıkıla sıkıla kreşe gitmeye ikna etti, "bir daha geç kalmayacağım, seni almaya geleceğim" dedi ve Berk'i okula bıraktı. Aslı da çalışmaya gitti. Berk orada olmak istemiyordu ama annesinin dediklerini yapmaktan başka bir çaresi de yoktu. Harun onu yine kocaman bir gülüşle karşıladı, birlikte sınıfa girdiler. Bugün birlikte resim yapacağız dedi. Herkes resim defterlerini çıkardı, Berk'in bir tane resim defteri vardı, oda evdeydi. Berk tepkisizce bekledi, zaten bir şey yapmak istemiyordu. Herkes resim yaptı, Berk yerinde bekledi. Öğretmeni onu zorlamak istemiyordu ama Berk'i tanımak istiyordu, ona yardımcı olmak istiyordu. Birkaç gün daha böyle geçti, hiçbir şey yapmadan gitti geldi okuluna. Aslı bir gün Berk'i almaya geldiğinde, Harun bir resim defteri olmasını istedi ve artık yeni bir resim defteri vardı. Berk, çok sevdiği bir şey olmasına rağmen gene de elini sürmedi. Öğretmeni ne yapacağını bilmiyordu, onu nasıl etkileyebilir, onunla nasıl iletişim kurabilirdi, bir yolunu bulmak istiyordu. Birçok şey deniyordu, bir nesne koyuyordu onu çizmesini istiyordu ama bir karşılık bulamıyordu. Diğer çocuklara da her gün resim çizdirmek zordu. Koşmak, oyun oynamak istiyorlardı. Berk'i birlikte yaptıkları aktivitelere dahil edemiyordu ama onu birazda kendi haline bırakmaya başladı. Berk, ilgi odağı olmamıştı hiçbir zaman, olmakta istemezdi. Öğretmeni diğer çocukları bahçede oyun oynatmaya başladı, arada bir pencereden Berk'i kontrol ediyordu. Bir zaman sonra Berk eline kalemi aldı ve resim defterini açtı, bir çizgi çizdi ardından üstünü karaladı ve defteri kapattı. Berk'i anlamak oldukça zordu, öğretmeni nasıl yaklaşacağını bilmiyordu. Sadece onunla daha fazla vakit geçirmesi gerektiğini düşünüyordu. Çocukların gitme vakti gelmişti, bir bir aileleri gelip aldılar ve her biri kutularına bağırıp öyle gittiler. Berk'in annesi her zaman ki gibi en son gelen veliydi. Berk bu sefer daha fazla beklemek istemiyordu. Öğretmeniyle birlikte sınıfta tek kalmışlardı, eşyalarını topladı ve kutusunun başına gitti, öğretmeninin ona bakıp bakmadığını kontrol etti ve içindeki bütün öfkeyi kutusuna bıraktı ve kapıdan çıktı. Öğretmeni bu gelişime çok mutlu oldu ama bunu öfkeden yaptığını anlamıştı ve Berk'in peşinden gitti. Bu sefer yolda yanında yürüdü, ona yolda kendi dertlerinden bahsetti. Arkadaş gibi, karşısında yaşıtı varmış gibi bir şeyler anlattı. Berk'in kendisini dinlediğini biliyordu, sadece kendi dertlerini anlatıyordu. Ondan bir cevap bekleyecek hiçbir soru sormuyordu. Eve kadar geldiler, Harun kapıyı açtı ve içeri girerken ayağı takıldı, düşer gibi oldu düşmeden komik bir şekilde kendisini topladı. Berk bir anda güldü, Harun da gülmeye başladı. İçeriye girdiler, öğretmeni bir şeyler anlatıyor, Berk de yanında oturmuş usluca onu dinliyordu. Bazen komik şeylerden bahsediyordu, hayvan taklidi yapıyordu. Bir yol bulmuştu ama en doğal biçimde sade bir sohbet şeklinde devam ediyordu. Berk çok mutlu gözüküyordu dikkatini bir an olsun öğretmeninden ayırmadan dinliyordu. Harun sohbetin derinlerindeyken, birlikte güldükleri bir yerde Aslı içeri girdi. Berk'im ruh hali tam tersine döndü annesinin gelişiyle. Aslı çok mutlu oldu, böyle bir ortama gireceğini hayal bile etmemişti. Berk'i almak için okula gitmişti ama kimseyi orada bulamayınca, endişe ve aceleyle eve koşa koşa gelmişti. Gördüğü tablo çok güzeldi ama onun girişiyle bütün o mutluluk kaybolmuş gibiydi. Berk yerinden kalkıp odasına gitti. Aslı gördüğü tablonun nasıl olduğunu merak ediyordu, o sebeple öğretmen ile biraz sohbet etmek için kalmasını istedi. Harun'un da merak ettiği çok şey vardı, onu çözmek belki de Berk ile iletişimi bir nebze arttıracaktı. Aslı kahve hazırladı ve salonda konuşmaya başladılar, o sırada Berk uykuya dalmıştı. Aslı ilk cümleleri öğretmenden duymak istiyordu, nasıl bu hale geldiğini, onu nasıl güldürebildiğini merak ediyordu. "Bu nasıl oldu? Onun hoşuna giden şeyler anlatmanız, sizi dinlemesi. Aranızdaki iletişim nasıl oldu? Merakımı giderin lütfen bu benim için çok önemli bir durum." Dedi. Harun biraz düşündü, aralarında özel bir şey geçmemişti sadece ona bir dost gibi geçmişte hatırladığı bir şeyden bahsetmişti. "Aslında Berk ile ilgili bir şey anlatmadım, sizin geç gelmenize biraz öfkelendi. Bende yolda onunla yürürken geçmişte yalnız kaldığım bir anımdan bahsettim. Biraz dostane şekilde konuştum, yanımda 5 yaşında bir çocuk varmış gibi değil de, size anlatır gibi anlattım. Beni anladığını düşünüyorum, sonra kapıdan geçerken düşüyordum biraz orada eğlendik." Harun çok normal şeyler yaşasa da, bu aile için özel bir durum olduğunu anladı. Berk'in daha önce dinlediği kimse olmadı mı? diye düşündü. Peki, Berk'i dinleyen biri var mıydı? Bunu merak ediyordu. "Aslı hanım sizden bir şey rica edeceğim, bu rica edeceğim şey, belki Berk'i anlayabilmemizi sağlayabilir." Dedi. Aslı biranda heyecanlı bir şekilde araya girdi, "Nedir? Harun Bey bunu duymak çok isterim." Dedi. Harun biraz düşündü resim defteri vardı ama hiç resim çizdiğini görmemişti, bunda bir gariplik vardı, "Aslı Hanım, sizin ilk geç kaldığınız gün eve geldiğimizde Berk odasına gidip bir resim defteri çıkarmıştı. Sonra resimlerin hepsini karalayıp yatağının altına sakladı defteri, sanırım defterden birkaç cevap bulabiliriz," Aslı ayağa kalkarken "Berk'in uyuduğundan emin olun, sakladığına göre rahatsız olabilir." Dedi. Aslı onaylayan bir bakış attı ve merakla Berk'in odasına gitti, Berk uyuyordu. Yatağın altına baktı, resim defteri oradaydı onu aldı ve salona geldi. Defteri açtı ama resimlerin hepsi karalanmıştı, şaşkın bir şekilde "Harun Bey bu resimler kapkara,"dedi. Harun, defteri incelemeye başladı. Her sayfası kapkaraydı ama arka yüzünü çevirince çizgilerin belli olduğunu fark etti. Biraz düşündü, çizdiği şeyler sayfaları kalınlaştırmıştı, sayfalara kazımış gibiydi. Üstünü karalaması, çizdiklerini yok edememiş gibiydi. Çantasına uzandı ve bir silgi çıkardı ve sayfadaki karalanan kısımları hafifçe silerek yok olduğunu fark etti. İlk sayfayı özenle temizledi, ortaya çıkan resim bir çocuğun çizdiği kalitedeydi ama anlattığı bir şeyler vardı. Pencerenin önünde duran bir kadın vardı, gözlerinde yaşlar olan bir kadın. Harun arkasında duran pencerenin oraya baktı ve bu kadının annesi olduğunu anladı, "Aslı Hanım, sanırım bunlara siz bakmalısınız," dedi ve evden çıktı. Aslı defteri incelemeye başladı, incelerken aynı zamanda nazikçe silgi ile sayfaları temizliyordu. Birkaç sayfa temizledi ve yeni bir sayfaya geçerken, burnuna bir koku geldi ve sayfaya yaklaştı. Aslı'nın gözyaşları akmaya başladı, Berk babasının parfümünü sıkmıştı. Gözyaşlarıyla sayfaları temizledi ve incelemeye başladı. İçerisinde Berk'in dünyası vardı, ilk çizimleri dahil bütün hayal dünyası oradaydı. Aslı bir an oğlunun ona göstermeye çalıştığı ama onu reddettiği an gözlerinin önüne geldi. Oğlu ona bir şey anlatmak istemişti, onu görmemişti, resmiyle bile ilgilenmemişti. Oğlu da her zaman olduğu gibi, kimse onu anlamamıştı ve o da saklanmayı tercih etmişti. İşitsel olarak kimseye bir karşılık vermemişti daha önce, görsel olarak yaptığı ilk çizimde aldığı karşılık onu hayal kırıklığına uğratmıştı ki, defterin karalanması ve odanın karanlık tarafına atılmasından anlaşılıyordu. Aslı birkaç sayfa temizledi, sabırsızca başa dönüp sayfaları incelemek istiyordu. İlk sayfayı açtı, pencerenin önünde duran uzun saçlı, gözleri yaşlı, mutsuz ifadesi olan bir kadın gördü. Sayfanın diğer tarafında, elinde tabak olan yüzü gülen bir kadın vardı. Diğer sayfaya geçtiğinde, resim defterinde gördüğü gibi bir park çizmişti, onu incelemeye başladı. İlk çizdiği resimden daha iyi çizgilere sahip, özenilmiş bir resim gibiydi. Resim defterinin kapağına bakarak yaptığını anladı. Kapaktaki gibi güneşi, ağaçları, piknik alanında olan oyun oynayan çocukları ve ailelerini çizmişti. Aslı birçok benzerlik buldu, özenerek çizilmişti ilk yaptığı resimden daha çok dikkat ederek yaptığı belliydi. Yalnız Berk'in resminde bir farklılık vardı, kapakta olmayan bir şey vardı resimde, onu incelemeye başladı. Aslı'nın gözyaşları damladı ağacın yapraklarına, bu ağaç kapakta yoktu. Berk'in hayal dünyasının bir ürünüydü, piknik alanındaki en büyük ağaçtı ve altında ilk resimdeki kadın figürü vardı. Aslı kendisi olduğunu anladı, oğlu bu kez annesiyle kendisini el ele sevinç dolu bir piknik alanında resmetmişti. Aslı'nın gözyaşları resim defterine akmaya devam ediyordu, Aslı da resme dalıp gitmişti. Oğlu ne anlatmak istiyordu, sevinç dolu bir resimdi ama sadece kendisi ve oğlu vardı. Oraya babasını bile koymamıştı. Aslı, oğlunun gözündeki en mutlu yerde sadece kendisinin olması, çok hoşuna gitmişti. Ama babasının orada olamaması, Aslı'nın mutluluğuna engel olacağını anlatıyor gibiydi. İkisi birlikteyken mutlu gözüküyorlardı, ilk iki sayfada da bunu anlatmıştı. İlk sayfada ki bekleyen mutsuz kadın, yemek hazırlayan mutlu bir anne, güneşli bir havada mutlu ailelerin olduğu bir alanda annesiyle el ele mutlu bir çocuk. Anlattıkları o kadar fazlaydı ki, Aslı da dalıp gitti. Oğlunun gözünden onu ne kadar çok sevdiğini anladı. Bu zamana kadar "anne" demekten başka bir sözcük kullanmamış bir çocuk, iki resimle annesine onu ne kadar çok sevdiğini, sadece onunla çok mutlu olduğunu anlatmış oldu. Aslı fazlasıyla duygu yüklüydü, gözyaşlarını silmeyi bile bırakmıştı. Sevildiğini görmek, birandan içine sevinçle dolsa da aynı zamanda baba sevgisini yaşamadan büyüyen oğlunun hüznüyle farklı duygular arasında kalmıştı. Aynı sevgisizliği paylaşmaları, kendini yalnız hissetmemesini sağlamıştı. Yeni bir sayfayı açtı ve incelemeye başladı. Burnuna kokular gelmişti, kalbinde birçok kapıyı açan, birçok hatıra ve birçok hüzün dolu o kokuyu hissetti. Bir zaman sonra unutacağı o koku onu en savunmasız anında yakalamıştı. Kokunun izinden gitti, resme yaklaştıkça kapalı bir kapının üzerine olduğunu anladı. Kapının yanında bir kapı daha vardı, onun kapısı açık ve yerde oyuncakların olduğu minik bir kalabalık gördü. Kapanan kapı, kendi kapısıydı ve önünde Berk'in en sevdiği oyuncak duruyordu. Aslı, gördüklerini anlamakta güçlük çekiyordu fakat yaşadığı şeyleri görmek, anlamasına yardımcı oluyordu. Oyuncağı yakından incelediğinde, yatarken yanından ayırmadığı oyuncak ayısına benzetti. En sevdiği oyuncağını, babasının kokusu üzerinde olan kapalı bir kapının önüne bırakmıştı. Düşündükçe, odada sıkışıp dışarı adımını atmadığı o günü, oğlunun gözünden görmeye başladı. Berk için onu koruyan, sarılıp yattığı en değerli oyuncağını annesiyle paylaşacak olgunluğa sahip olduğunu anladı. Aslı, oğlunun ona bir şeyler anlatmasına o kadar sevinmişti ama evde olan her şeyi anlaması bir o kadar da üzmüştü. Aslı kendini daha iyi hissediyordu artık, oğlunun herkesin sandığı gibi hasta bir çocuk değil de, gerçekten çok özel bir çocuk olduğunu anlamıştı. Annesini ne kadar çok sevdiğini, ona ne kadar destek olmak istediğini, sadece birbirlerinin sevgilerine ihtiyaçları olduğunu anlamıştı. Aslı her gece hüzünle baktığı pencereye, bu kez çok daha farklı bir gözle baktı. Hüzün dolu bir bekleyiş yoktu içinde, dünyadaki en büyük sevgiyle baktı. Oğluna kavuşma heyecanıyla sabahın olmasını istiyordu, hüznü değil de sevgiyi bekliyordu artık. Gecenin nasıl geçtiğini fark etmemişti, güneş doğmaya başlamıştı. Aslı, defteri eline aldı ve birkaç sayfanın daha temizlenmediğini gördü. Elini silgiye uzattı ama vazgeçti. Defteri kapattı, biraz düşünmeye ihtiyacı vardı. Hayata bakış açısı değişmişti, terk edilmiş koca bir enkazla hayata tutunmaya çalışan bir kadın değildi artık. Yalnız değildi, aynı zamanda canından çok sevdiği oğlunun ne kadar mükemmel biri olduğunu anlamıştı. Birbirlerine ölene dek seveceklerini ve destek olacaklarını fark etmişti, artık daha güçlü ve kalabalık hissediyordu. Aslı, odanın aydınlandığını fark etti. Duygusal olarak yoğun bir gece geçirmesine rağmen, içindeki sevgi fiziksel yorgunluğunda üstesinden geliyordu. Oğlunu uyandırmadan önce, ona seveceği bir kahvaltı hazırlamak için mutfağa gitti. Oğlu için çok güzel bir kahvaltı hazırladı, artık görsel olan şeylerin daha çok ilgisini fark etmişti. Ekmeklerden hayvan figürleri yaptı, özenle kalp şeklinde bir omlet yaptı, tabağını meyveler ile süsledi. Hazırlığını tamamladıktan sonra oğluna kocaman bir öpücük ile uyandırmaya gitti. Gözlerini açmasıyla, evin içi sanki daha aydınlık olmuştu sanki ama bunu fark eden kişi Aslı'ydı. Aslı'nın gözlerinin içi parlıyordu, oğlunu çokça öptü ve büyük bir enerjiyle sofraya çağırdı. Berk'in seveceği bir sürü şey vardı, Berk sofrayı görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, sofraya oturdu. Güzel bir güne uyanmıştı, ilk lokmadan içine mutluluk doluyordu. Aslı ve Berk'in artık sevgiyle doymaları gerekiyordu, Aslı'nın hayattaki yeni amacı buydu. Aslı, mutlu bir şekilde oğlunun hoşuna gideceği şeyler konuşuyordu, Berk de gülücüklerle ona karşılık veriyordu. Aslı ve Berk, çok neşeliydi. Aslı, neşelerinin bozulmasını istemiyordu ve oğlunun elinden tutarak onu bütün geceyi birlikte geçirdiği, defterin başına götürdü. Berk'in yüzü biraz değişti, çünkü annesi kızdığı için sakladığı bir parçasını görünce şaşırdı. Aslı, oğlunun yüzünün düşmesine izin vermeden, hemen oğlunun çizdiği piknikte el ele tutuştukları resmi açtı. Aslı "Canım oğlum benim, sen ne kadar da yetenekli bir çocuksun. Ne kadar güzel şeyler çizmişsin, bu benim olabilir mi?" dedi. Berk, durumun şaşkınlığı ile birlikte sadece kafa sallayabildi. Aslı devam etti konuşmaya. "Canım oğlum, bu resim beni kocaman sevdiğini anlatıyor. Çok mutlu oldum. Teşekkür ederim, iyi ki varsın." Dedi. Aslı oğluna sarıldı ve gülene kadar onu gıdıklamaya başladı, neşeleri yerine gelmişti. Aslı, karşısında bir çocuk olduğunu biliyordu. Berk her ne kadar olanların farkında olsa da, o bir çocuktu. Diğer sayfalar hakkında konuşmak istemiyordu. Aslı sayfaları değiştirdi, karalanmış bir sayfa açtı. Sayfanın her yeri karalanmıştı. Berk şaşkın şaşkın annesine baktı, Aslı eline silgiyi aldı ve konuşmaya başladı. "Canım oğlum, senin bir defterin ve kalemin var. Bunlar çok güzel bir ikilidir. Defter, boş bir sayfadır. Bu sayfaya hayal dünyanı, aklından ve kalbinden geçen her şeyi çizebileceğin boş bir sayfadır. Kalem, bu ikilinin bir parçasıdır, istediğin her şeyi çizebilirsin. Bana sevgini gösterdiğin piknik resmindeki gibi, boş bir sayfa ve kalem ile sevgi dolu resimler yapabilirsin. Bir de bu sayfadaki gibi karalanmış bir resim. Şimdi sana çok önemli bir şey göstereceğim, bunu çok seveceğine eminim." Dedi. Berk çok merak etmişti, gözleri pür dikkat annesindeydi. Aslı, elindeki silgiyi gösterdi. "Canım oğlum, bunun adı da, Silgi." Dedi ve sayfayı temizlemeye başladı. Aslı "Bazen hata yapabiliriz, çizdiğimiz resmi beğenmeyebiliriz. Her zaman mutlu şeyler çizemeyebiliriz ama bu silgi ile temizleyebiliriz." Dedi. Berk'in gözleri parlaya başladı, elini silgiye attı ve sayfanın kalanını temizlemeye başladı. Aslı "Bak oğlum, yaptığımız hataları ya da kötü duygularla çizdiğimiz resimleri, silgi ile temizleyebiliriz. Ve sonra yeniden mutlu ve güzel şeyler çizebiliriz." . . . -SON-
Okuduğunuz için teşekkürler.Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.