Uzun zaman olmuştu. Hala arayışını sürdürüyor kararlılıkla izleyebildiği kadar tiyatro eserini izlemeye gayret ediyordu. Kendi yazdığı tiyatro eserlerinin ele aldığı karakterlerden çok farklı karakterler genelde karşısında boy gösteriyor, maharet sergiliyordu. Fakat o hiçbirinde aradığını bulamıyordu. Katıldığı bütün tiyatro gösterilerinde illa ki beğenmediği arzu ettiği hazzı ona tattıramayan eksik bir yan vardı. Uzun yılların tiyatro yazarıydı. Eline geçen tüm tiyatro eserlerini okumuş, katılabildiği kadar gösteriye katılmıştı. Tiyatroya tutkulu, tiyatroya aşıktı. Eğer insanlar tiyatro eserlerindeki kadar diyalog geliştirmeye açık olsaydı, hayat daha anlamlı, daha güzel, olaylı ve sıradan olmaktan çok uzak olabilirdi. Ama bu sıralar her şey ona durgun ve monoton geliyor. Yaptığı hiçbir şeyden tat alamıyordu. Daha kötüsü tiyatrodan haz alamıyordu artık. Bu onun için büyük bir ruhsal kayıptı. Tüm bunlar sanatkar ruhuna çok ağır geliyordu. Ağır bir kayıp yaşamış gibi yas semptomları bile sergilemeye başlamıştı. Hazımsızlığına çare bulamayacağından çok emindi. O yüzden bu kararı vermişti. Ablasına bahsetse bu durumdan tipik duygusal drama kraliçesi hallerine edalarına olağan bir örnek oluşturan tipik kendisi olduğundan dem vururdu. Hayatı boyunca çok empatik olmuş tiyatro eserlerini içine almış resmen onları yaşamış her satırında her sahnesinde oyuncularla birlikte nefes almıştı. Ve şimdi sorun şu ki artık o nefesi almak gibi bir niyeti yoktu. Eğer tiyatrodan da haz alamayacaksa hiçbir şeyin bir anlamı yoktu. İşte böyledir bir şeye tutkuyla bağlı umutsuz aşık olmak. Aşığı olduğunda darbeli oldu mu yüzüne bir gamze ilişir insanın tıpkı ablasının o doğduğunda yüzüne parmağını bastırarak gamzesini nakşettiği gibi. Bu gamze öyle bir gamzedir ki ağlayınca da gülünce de belirginleşir. Asıl tehlike artık gamzenin yerinde hadsiz bir dümdüzlük sıradanlık monotonluk oluşunda. Bu yüzden kararı kesindi. İzlediği son yüksek kalite tiyatro gösterisinden sonra hayatına son verecekti. Üstelik yazdıklarının hiçbirini henüz yayınlayamamıştı bile. Onları uzun zamandır yazmakta biriktirmekteydi. Bu geceki tiyatro gösterisi bayağı iddialıydı. O yüzden bu gece hayatının son gecesiydi bir nevi. Yıldızlar onun hayatının son sahnesini büyük alkışlarla izleyecekti kuşkusuz. Çünkü o tiyatroyla iç içe geçen çok anlamlı bir hayat yaşamıştı. Bu yüzden biraz saçmaydı içine düştüğü bu melun dehliz. Neyse ki umduğu gibi harika bir tiyatro gösterisi izlemeyi başarmıştı uzun zamandan sonra. Bu hazzı bir daha alamayacak olma düşüncesi içini ezdi. Kararlıydı. Bu gece bitecekti bu ruhsuz geçen karanlık yaşam evresi. O an telefonunun çaldığını fark etti. Arayan hiç şaşırtmayan bir şekilde ablasıydı. Kesin yine bu tiyatro işlerini bırakıp daha fazla maddi kazanç sağlayabileceği bir meşgale bulmasını söyleyecekti. Olsundu. Ne de olsa son görüşmeleri olacaktı. ‘ Efendim abla! Neden aramıştın.’ Dedi. Ablası: ‘ ooo paşam insan bir mutlu olur ablası aradı diye. Sesinin suratı niye bu kadar asık.’ Yazar: ‘Abla işim var. Uzatma da söyle.’ Ablası: ‘ Tamam yav! Bak sana ne diyeceğim tiyatro kuşu. Bir yayıncı tanıdığıma senden ve yazılarından bahsettim. Böyle ballandıra ballandıra anlattım. Seninle tanışmak istiyor. Hadi yine iyisin. Bu kıyağımı da unutma.’ Bizim bedbahtın talihi mi dönmüştü ne? Ee o da dönsündü o vakit. Hemen gözündeki gözyaşlarını sildi ve ablasına ilk defa sevgi muhabbet minnettarlıkla karışık tatlı bir ses tonuyla teşekkür etti. Telefonu kapattığında tarifi imkansız bir rahatlama eşsiz bir tazelenme hissetmişti. Demek sonunda yazılarını yayınlayabilecekti. Üstelik ciddiyetsiz laubali, sinir bozucu, onu tiyatro konusunda hiç desteklemeyen ablası vesilesiyle. Hele şükürdü. Yine direkten döndü bizim drama kraliçesi. Ama depresyon şakaya gelmez. Bir psikologa görünmeliydi.