Bakırköy’deki ev dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu.
Ne yüksek duvarları vardı ne de gösterişli bir kapısı.
Üç katlı, eski ama bakımlı bir apartmandı. Girişteki mermerler yılların ayak izini taşıyordu. Kapının yanındaki saksıdaki çiçekler sulanmıştı. Hayat burada hâlâ sürüyor gibi görünüyordu.
Ama üçüncü kattaki dairenin kapısı aralıktı.
Ve içeride hayat bitmişti.Erkan komiser kapının önünde bir an durdu. İçeri girmeden önce hep yaptığı şeyi yaptı. Derin bir nefes aldı.
Rüyasındaki çam kokusu yoktu.Burada ağır bir tatlı kokusu vardı.Şekerli. Yoğun. Bayatlamaya yüz tutmuş.Ve altında metalik, bastırılmış bir ölüm kokusu.
Ayhan kapının yanında bekliyordu. Yüzü solgundu ama kontrolünü kaybetmemişti.
İçerisi karışık amirim.
Erkan cevap vermedi. İçeri adım attı.
Salon genişti. Perdeler yarıya kadar açıktı. Ay ışığı içeri sızıyor, masanın üzerine solgun bir beyazlık bırakıyordu.
Masa hâlâ kuruluydu.
Beş kişilik.
Ortada büyükçe cam bir servis tabağı duruyordu. İçinde yarısı yenmiş bir pasta vardı. Çikolatalı. Üzerinde ince badem dilimleri. Kenarları düzgün kesilmişti. Bu aceleyle hazırlanmış bir şey değildi. Özen vardı.
Masada beş tabak vardı.
Erkan’ın bakışları masayı dolaştı.
Birinci ceset:
Masaya en yakın sandalyede oturan orta yaşlı bir adamdı. Başını yana düşürmüş, gözleri yarı açıktı. Dudak kenarında koyu renkli bir akıntı kurumuştu.
İkinci:
Onun yanında bir kadın. Elleri kucağında. Sanki uyuyormuş gibiydi. Ama yüz kasları ölüm anındaki kasılmayı ele veriyordu.
Üçüncü:
Sandalyeden yarı düşmüş bir erkek. Kolunu masaya uzatmıştı. Parmakları pastaya birkaç santim kala donmuş gibiydi.
Dördüncü:
En genç görüneni. Gözleri tamamen açıktı. Tavana bakıyordu. İfadesinde şaşkınlık vardı. Kabul değil.Beşinci ceset masada değildi.Erkan başını kaldırdı.Beşinci ceset nerede dedi.
Ayhan mutfağı işaret etti.Mutfakta ışık yanıyordu.
Erkan yavaş adımlarla yürüdü. Fayansların üzerinde ayakkabısının çıkardığı ses fazla gürültülü geldi kulağına.Mutfak düzenliydi.Tezgâh silinmişti.Bıçaklar yerindeydi.Ocak kapalıydı.
Ve mutfak masasının yanında, sırtı dolaba yaslanmış şekilde bir kadın oturuyordu.
En büyükleri olduğu belliydi.
Saçları beyazlamıştı. Üzerinde sade bir ev elbisesi vardı. Dizlerinin üzerinde bir tabak duruyordu.
Tabakta pastadan bir dilim eksilmişti.Kadının başı hafif yana kaymıştı. Yüzünde garip bir huzur vardı.
Erkan uzun süre baktı.Zorlama yok. dedi Ayhan arkasından.
Boğuşma izi yok. Kapı kilitli değil ama zorlanmamış. Komşular akşam kahkaha sesi duyduklarını söylemiş.
Kahkaha.Erkan’ın gözleri tekrar salona kaydı.Beş kardeş.Aynı masa.Aynı tatlı.Aynı son.Bu bir öfke cinayetine benzemiyordu.
Ama huzurlu da değildi.Masaya geri döndü. Pastaya yaklaştı. Çikolatanın yüzeyinde çatlaklar oluşmuştu. Kenarda beş dilim kesilmiş iz vardı.
BeşAma masada beş tabak vardı.
Erkan eğildi.Ayhan duraksadı.Biz geldiğimizde mutfakta sadece ablanın tabağı vardı amirim. Masada beş tabak vardı.
Erkan’ın bakışları tekrar salona yayıldı.5 dilim kesilmiş.Beş tabak masada.Bir tabak mutfakta.Demek ki abla masada oturmadı.Neden?Ayhan:belkide kardeşlerinin ölümünü görmek istemedi
Erkan komser: Eğer onları zehirlediyse, neden birlikte yemedi?Yok eğer birlikte yediyse… neden masada değildi?
O sırada olay yeri ekibinden biri seslendi:Komiserim, yatak odasında bir şey bulduk.Erkan odaya geçti.Oda eski tarz döşenmişti. Ceviz bir gardırop. Dantelli örtüler. Duvarlarda aile fotoğrafları.
Hepsinde aynı kadın vardı.
Genç haliyle.Yanında dört küçük çocuk.Bir çekmece açıktı.İçinde deri kaplı, kenarları aşınmış bir defter duruyordu.Erkan eldivenle aldı.Kapağında tarih vardı.
Altında tek kelime yazıyordu:Biz.Erkan defteri açmadı.Sadece elinde tuttu.Salondaki ölü masaya baktı.Sonra mutfaktaki kadına.Bu evde bir cinayet vardı.
Ama silah yoktu.Bıçak yoktu.Kan yoktu.Sadece pasta vardı.
Ve yılların biriktirdiği görünmeyen bir şey.Erkan içinden geçen cümleyi bastıramadı:Bu masa bir gecede kurulmadı.Ayhan yaklaştı.Ne düşünüyorsunuz erkan amirim?
Erkan gözlerini defterden ayırmadan cevap verdi.Bu gece başlamadı bu iş.Pencereye yürüdü. Perdeleri araladı.
Dışarıda hayat devam ediyordu. Uzakta bir araba geçti. Bir apartmanın ışığı yandı.
Bu evde zaman durmuştu.Ama asıl ölüm… belki yıllar önce başlamıştı.Erkan defteri koltuğunun altına sıkıştırdı.Günlük bu.Ayhan başını kaldırdı.Okuyacak mısınız?Erkan kısa bir süre sustu.Sonra yavaşça söyledi:Hayır.
Bir an durdu.Bu günlügü okuyacagım çinayetlerin sebebi bu günlükte olabilir.
Ve o anda, henüz bilmeden, sadece beş cesedin değil… elli yıllık bir hayatın içine adım attı.