1. Bölüm

3
49
40
1
Şehir yine karanlık bir gecede yükseliyordu, metalik betonarme görüntüsüyle birlikte. Kuşku, şüphe sinmişti çehresine; sanki kendi kimliğinden bile endişeli bir tereddüt yaşıyordu. Kimdi? Kimlerdendi? Bünyesinde barındırdığı bunca yüz, ona seneler de geçse tanıdık veya aşina gelmiyordu. Üstelik, bunca insan balık istifi gibi kokuşmuş ve yaklaşmış mesafelerle mahremiyeti yok edercesine bir arada, bir o kadar da ayrı yaşıyordu şehrin içinde. Gelgelelim, şehrin ketumluğundan haberdar bir şahıs, Dedektif Gökmen, şehirde dolaşıyor ve yine şehrin bazı sırlara ve onların inkişafına aynı anda gebe olduğunu tahmin ve tahayyül ediyordu. Tuhaf şeyler oluyordu bu şehirde. Elbette ki her şehrin kendine has tuhaflıkları, mizacı vardı ama bu şehir son zamanlarında envai çeşit garipliklere ev sahipliği yapıyor gibiydi. Şehrin sokakları hem öfkeli hem de ürkek bir sessizlikle yankılanıyordu. Sessizlik duvarlara çarpıp kuyruğunu kıstırıp it gibi geri dönüyordu karanlığın bağrına. Dedektif Gökmen, sokaklarda ayak tabanlarını tıngırdatarak yürüyor ve her bir tak tak sesi adımlarının, geceye bir meydan okuma mahiyetine bürünüyordu. Dedektif Gökmen’in lobları iç içe geçmiş parçalı ama bütüncül beyni şimdi, birleştirilmesi çok elzem bir yapbozun parçalarını birleştirmekle meşguldü. Ne olmaktaydı bu canım insancıklara? Toplumdaki son yıllarda yaşanan tüm kötücül faaliyetlerdeki ve psikolojik rahatsızlıklardaki artış herkesin gündemindeki en öncül mesele, kaygı sebebiydi. Yaklaşık 10 yıldır tüm suçlarda ve psikolojik bozukluklarda artış yaşanmakta ve deliller ustalıkla karartılmakta; hastalar en sağlıklı düşünebilen zatlar arasından çıkmaktaydı. Kimse ne olduğunu neler döndüğünü anlamak şöyle dursun, düşünebilecek mantıksal zemine bile bulguları oturtamıyordu. Dedektif Gökmen, şehrin sokaklarından sırrını topuklarıyla emmek, idrak ufkunu genişletmek ister gibiydi. Yanından yamacından sosyal atmosferin huzursuzluğunu algılayan ve için için yardım dilenen kaygılı bakışlı insan kümeleri geçiyordu. Hepsi tanımasalar da Dedektif Gökmen’den medet umar gibiydiler. Peki neydi tüm bunların sebebi? Benzer bulgular sergiliyordu bazı kurbanlar. Pek bir şey hatırlayamıyorlardı fakat videolarda görüntüler mevcuttu. Kimi işlediği suçu kabul etmiyor ve ısrarla hatırlamadığını, o esnada başka bir şey gördüğünü ve yaptığını iddia ediyor. Kimi kendisine yönelik işlenen suçlardan bihaber. Fakat tüm video kayıt görüntülerinde insanlar yapmadıklarını iddia ettikleri şeyleri yapıyor görünüyorlar. En iffetli kadınların fuhuşa kendi istekleriyle katıldığı görüntüler yahut en merhametlilerin zalimce işkenceyle öldürdükleri, daha acısı kendi masum yavrusunu istismar edenler… Hepsi Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bildirdiği gerçek, montaj olmayan video görüntülerle kayıt altında. Dedektif Gökmen, tek tek vakalarla da çoklu ve bağlantılı kriminal olaylarla da çalışmaya alışkındı. Fakat bu sefer bütün bir toplumu ilgilendiren toplumsal, olgusal düzeyde çok geniş çaplı bir olaylar silsilesi vuku bulmaktaydı. Birbiriyle bağlantılı olup olmadıkları henüz belli değildi. Eğer bağlantılıysalar bu bağlantı nasıl bir bağlantıydı? Sinsi bir tezgah kurulmuştu ve tüm toplum bu tezgahta pis murdar ediliyordu. Ne yapmalıydı? Nasıl çıkılırdı bu işin içinden? Öncelikle kurban yahut suçlularla görüşmüştü. Hepsi büyük bir içtenlikle işledikleri suçlardan habersiz oldukları konusunda yerlere göklere yeminler etmişlerdi. Dedektif Gökmen eğer bunca deneyimi onu az buçuk bu konularda ehil kişi yaptıysa bu kimselerin doğru söylediği kanaatindeydi. Evvelki gün çocuğunu çok sevdiğini düşündüğü bir baba evladını istismar etmekle suçlanıyor ve bu konuda görüntülerin olduğu belirtiliyordu. Baba ve anne perişan halde olanlara bir anlam veremediklerini ifade ediyorlardı. Alınan ifadede baba ilk önce hayal meyal siyah tişörtlü bir kadın gördüğünü sonrasında ise ne olduğunu hatırlamadığını belirtiyordu. Anne ise o sırada evde değil çarşıda bulunuyordu. Dedektif Gökmen diğer vakalarda da benzeri bir siyah tişörtlü kadın imajı hatırlanıp hatırlanmadığını kontrol etmek üzere bağlantılı olduğunu düşündüğü bir vakanın kurbanlarıyla -yahut suçlu mu demeliydi- görüşmeye gidiyordu. Bu seferki vaka da çok kötü bir vaziyetteydi. 25 yaşını henüz doldurmuş bir genç erkek önce psikoz tanısı almış sonra da polis babasını onun silahıyla öldürmüştü. Oğlanı tanıyanlar mutlak surette bu cinayeti işleyenin o olamayacağını ileri sürüyordu. Zaten bu kadar sakin mizaçlı ve aklı başında birinin psikotik oluşuna da kimse bir anlam verememişti. Yine hastalık herkesin başına gelebilirdi. Tüm akıl sağlığı bozuk insanlar suça meyilli değildi. Bu yaygın bir yanılgıdan ibaretti. Oğlan ve ailesi perişan haldeydi. Anne oğlunun bunu yapan kişi olduğuna inanamıyordu ama bu suç da kameralara her nasılsa tesadüfen(?) yansımıştı. Dedektif Gökmen suçluyla görüşmeye hazırlanıyordu. Bunun için merkeze gidiyordu. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir dedektif polisti o. Gerekli izinleri aldıktan ve prosedüre uygun olarak suçluyla görüşmeye gidiyordu. Suçlu ile yalnız olarak görüşme talebinde bulunmuştu. Talebi geri çevrilmedi. Ne de olsa o Dedektif Gökmen’di. İşini en iyi şekilde yapan yılların dedektif polisiydi. Ünü uluslar arası düzeyde de yayılmıştı. Şuçluyla masum arasındaki ince çizgide at koşturabilirdi. Şimdi binadan girişini yapmıştı. Sorgu odasına doğru yol alırken gözüne minyon, siyah saçlı, beyaz tenli, siyah tişörtlü bir kadın ilişti. Kadın siyah çerçeveli bir gözlük takmaktaydı. Bakışları gördüğünden fazlasına bakar gibiydi. Yanından geçip giderken yüzünde muzip alaycı bir sırıtış vardı fakat belli belirsizdi. Ordaydı ama yoktu. Çehresi iyi eğitilmiş bir yalancı gibi kandırmaktaydı görenleri. Ciddi duruşunun altıda şuh bir edası da vardı. Dedektif Gökmen hem etkilenmiş, hem de ilgisini çektiği için onun hakkında düşünmeye başlamıştı. Yine de paranoyak olmamaya ve her sakallıyı dedesi sanmamaya gayret etmeye karar vermişti. Dedektiflikte gerçek ve hayali kurgu iç içe geçebilir. Delilleri iyi değerlendirip ne eksik ne fazla en gerçekçi yoruma ulaşmak gereklidir. Neyse ki o zihnini en uç bilinç durumlarında gezdirmesini bildiği gibi gerçekliğe geri dönüş yollarına da ekmek kırıntıları serpiştirecek kadar akıllıydı. Nihayet suçluyla karşı karşıya, göz gözeydi. Gördüğü manzara onu derin bir hüzne boğdu. Baba katili bir oğul… Yüzüne hiç de psikopatça bir ifade yerleştirmemiş gayet zarif bir genç adam… Dedektif Gökmen ilk izlenimlere önem veriyordu fakat duygularını işine karıştırmaması gerektiğini biliyordu. Zanlıya bir takım sorular sormaya başlamıştı. Olay anıyla ilgili ne hatırlıyordu? Neler düşünüp neler hissetmişti? Bellek, duygu ve düşünce üçlüsü sorulamaya değerdi. Dedektif Gökmen profesyonel olduğu kadar babacandı da. Üslubu karşısındaki insanlara güven veriyordu. Genç adam hiç direnmeden ama çok yorgun ve ağır başlılıkla konuşmaya başlamıştı. Çok fazla şey hatırlamadığını, eline silahı ne zaman aldığını bile bilmediğini, sadece bahçede olduklarını, çay içtiklerini, sonrasında eline birinin dokunduğunu hayal meyal hatırladığını söylemişti. Zihninde babasını vurma anıyla ilgili hiçbir görüntü yoktu. Sadece ağırlık çökmüş uykuya dalacak gibi olmuştu. Kendine gelip yere baktığındaysa babasının cansız bedenini görmüştü. Dedektif Gökmen etrafta birilerini görüp görmediğini sormuştu. Hafızasını güçlükle yokladığı çok belliydi. Silah sesinden sonra insanlar etrafa doluşmuştu. Fakat aralarında dikkatini çeken bir kadın vardı. Siyah tişört giyiniyordu. Siyah çerçeveli bir gözlük takıyordu. O kadını mahallede daha önce gördüğünü sanmıyordu bahtsız adamcağız. ‘BİNGO!’ diye düşündü Dedektif Gökmen. Memlekette siyah tişörtlü kadın artışı yaşanmadıysa bu işte bir iş vardı. Bu kadının ya da kadınların kim olduklarını öğrenmeliydi. Zavallı adamdan öğrenebileceği her şeyi öğrenmişti. En son odadan çıkmadan önce adam Dedektif Gökmen’e babasını o halde görmeyi hiç istemeyeceği kadar çok sevdiğini söylemişti. Dedektif Gökmen bir meslektaşının ve ailesinin böyle dağılışını gördüğü için çok hüzünlendi. Bu gizemi çözmesi artık elzemdi. İvedilikle kolları sıvamalı işe koyulmalıydı. Başka bir vaka daha gelmeden meseleyi çözmeliydi. Kimdi bu kadınlar? Öncelikle Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan yardım almayı düşündü. Siyah tişörtlü kadınlarla ilgili teşkilatta bir bilgi var mıydı? Bunun için gerekli prosedürlere uygun bir yol izledi ve bilgi istedi. Fakat isteği biraz tuhaf ve gereksiz sert bir yazıyla reddedildi. Ve bu konuyla ilgili herhangi bir bilginin mevcut olmadığı olsa bile paylaşılamayacağı bildirisi verildi. İşte bu tuhaf bir gelişmeydi. Üstelik hiç de profesyonel değildi. Yazıdaki bütün kelimeleri itinayla okudu, inceledi. O an içeri siyah tişörtlü bir kadın girdi. Gözlerine inanamadı Dedektif Gökmen. Kadın zarafetle profesyonelce seri hareketlerle ona doğru yöneldi. Hiçbir şey konuşmuyordu. Sadece elinde bir gözlük tutuyordu. Dedektif Gökmen kadının ona doğru bir hamle yapmasıyla irkildi. Kadın gözlüğü dedektif Gökmen’in gözüne taktı yumuşak bir hareketle. Dedektif Gökmen gözlerini kapattı ve gözlüğü çıkarmaya çalıştı. Kadın çıkarmaması için direniyor türlü zorluklar çıkarıyordu. Üstelik sanki ona bir yatıştırıcı enjekte etmişti. Yine uyuşmamaya çalıştı Dedektif Gökmen direndi. Ve kadını saçından yakalamayı başardı. Kadın ona elektro şok cihazıyla şok verdi. Dedektif Gömen hafif şokla çarpılmıştı. Gözlerini açtığında ne gözlük vardı ne kadın ne de elinde tuttuğu kağıt. Yine de doğru bir şekilde savunmaya geçtiğini biliyordu. Marifet gözlükteydi. Tabi ya! Gözlük! İnsanların ne söylediğini ve neyi söyleyemediğini şimdi anlıyordu. Teknoloji çok gelişmişti. Aklına sanal gerçeklikle ilgili okudukları geldi hemen. Ayrıca hipnozla ilgili okudukları da aklındaydı. Bunlar çağrıştıkça Dedektif Gökmen bazı şeyleri anlamaya başlamıştı. Gözlük teknolojik bir beyin yıkama, hipnoz, maruz bırakma hatta belki de istihbarat gözlüğüydü. Öyle olmalıydı. Tüm parçaları birleştirince ulaştığı sonuç kesinlikle buydu. Fakat böylesi bir gözlük herkeste bulunamazdı. Bu düşünce ile yüzleştiği an başından aşağı kaynar sular dökülür gibi oldu. Tüm toplumu çökertmek için kurulmuş bir tezgahtı bu! 10 seneye yakın bu vakalar gelmekteydi. Kimse ne olup bittiğini anlayamadan gafil gafil yaşamıştı. Her şey hızlı sinsi ve belirsiz bir şekilde hallediliyordu. Böylesi bir komployu ancak ve ancak iyi eğitimli ajanlar kurabilirdi. Fakat ne istiyordular? Tüm toplumu çökertmek! Toplum çökerse ahlak çökerse ne olurdu? Elbette ki işgale açık savunmasız bir vatan toprağı… Gafil, korkmuş bir halkın ayağının altından vatanını sinsice çekip almak çocuk oyuncağı gibi görülürdü. Gerçi yanılıyorlardı. Bu memleketin insanı tehlike çanları çaldığında 100 yıllık uykusunda dahi olsa uyanırdı. Fakat ne zaman uyanacağını ilk uyanan belirleyecekti. O da bu hikayede Dedektif Gökmen’di. Şimdi ne yapmalıydı? İnsanları gaflet uykularından uyandırmalıydı elbette! Fakat nasıl? Böylesi bir komplo teorisi kimsenin inanacağı türden bir şey değildi. Zekice davranmalıydı. Ama zekası ifşa etmeye odaklıydı. İddia ve ispat etmek her zaman daha zor olmuştu. Öncelikle bu siyah tişörtlü kadınların gizemini çözmeli kim olduklarını bulmalıydı. Sonra da bu kadınlardan birini ve gözlüğü ele geçirmeliydi. Tüm bunları tek başına yapamazdı. Bu yüzden en yakın dostu Komiser Kemal’e danışmaya ve yardım istemeye karar verdi. Fakat an itibariyle gözetlendiğini tahmin edebilecek kadar tecrübeliydi. Muhtemelen her hareketini izliyorlardı. Ayrıca emin olduğu bir şey daha vardı. Teşkilatta adamları vardı. Ya da cinsiyetçi olmayan bir ifadeyle belirtecek olursa teşkilatta elemanları, ajanları vardı. Çünkü diyebilirdi ki o kadınlar iyi eğitim görmüşe benziyordu. Fakat Komiser Kemal’le direkt temasa geçmekten kaçınmalıydı. Daha dolambaçlı bir yolla kendisine haber uçurmalıydı. Bunun ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezdi kimse. Fakat yıllar önce Dedektif Gökmen ve Komiser Kemal bu konuda bir şekilde anlaşmışlardı. Şayet gizlilik söz konusuysa evinin penceresinden dışarı bir gölge çarpı işareti yansıtacaktı. Komiser Kemal her daim belli aralılarla onun evini kontrol ediyordu bu yüzden. O da bu sebeple aynen anlaştıkları şeyi yaptı. Gece olmuştu. Evde silahıyla birlikte karanlıkta oturuyordu. Odasındaki özel üretim ışığın önüne çarpı şeklinde bir ışık engelleyici nesne yerleştirmişti. Şimdi yapabileceği tek şey beklemekti. Fakat çok beklemedi. Telefon çaldı. Açmadı sadece hangi numaranın aradığına baktı. Sonra da gitmek için hazırlandı. Evin otoparkına indi. Onu bekleyen araca bindi. İçinde Komiser Kemal beklemekteydi. Hızlı hareket ediyorlardı. Belirledikleri yere göl kenarına gelince durdular. Tabi yanlarında hiç elektronik cihaz yoktu. Araç da yeni kontrol edilmişti. Dedektif Gökmen direkt konuya girdi. Hal hatır sorulacak vakit değildi. Memleket elden gidiyordu. -Sanırım yıllardan beri üzerimizde dolaşan kara bulutların sebebi hikmetini buldum komiserim. -Nedir bulduğun aslanım. -Gözlük! -Gözlük mü?-Evet! Görsel algı mekanizmalarımızın işleyiş prensibini çözmüş ve onu beyin yıkama, maruz bırakma, algı değişimleme, hipnotik bir müdahale ile sanal gerçeklik teknolojisini birleştirerek yaptıkları bir teknolojik gözlük. Aynı zamanda istihbarat için de kullanılıyor olabilir. Kullanım alanının çok geniş olduğunu ve toplumdaki artan çeşitli suçların ana kaynağı olduğunu düşünüyorum. -Peki ne yapmayı düşünüyorsun Gökmen.-Beni büyük bir gizlilikle takip edin komiserim. Öyle de yaptılar. Balık oltaya geldi. Dedektif Gökmen’e gözlüğü takmaya çalışırken kıskıvrak yakalandı bir kadın ve onun gözlüğü. Tahminlerinin hepsi doğruydu. Kadın çok iyi eğitilmiş bir ajandı. Amacını açık etmemek için çok direndi. Fakat gelişmiş sorgu teknikleriyle birlikte büyük plan açığa çıktı. Tüm yurdu saran bir yozlaşma ve suç dalgasıyla pek çok hain yapılanmanın, suç örgütünün, cemaatin, terör örgütlerinin ortak planıydı bu. Dedektif Gökmen olayı çözmüştü. Fakat anlayamadığı Milli İstihbarat Teşkilatının nasıl vaziyeti çözemediğiydi. Belli ki hain içerdendi. Neyse ki olayın çözülmesiyle teşkilat da ciddi soruşturma ve araştırmalar başlattı. Dış güçlerle ilgisi tespit edilen ajanları tek tek hakladı. Ve toplum Dedektif Gökmen gibi milli duyguları gelişmiş zeki ve deneyimli bir kahraman sayesinde tekrar huzur ve refahına kavuştu. Gözlüğün foyası meydana çıkınca gözlükle ilgili ulusal çapta araştırmalar düzenlendi. Gözlükler ve yerleri tespit edilip kullanan kişilerle birlikte kontrol altına alındı. Ayrıca böyle gelişmiş bir teknolojinin hangi devletlerin sponsorluğunda geliştirilip piyasaya sürüldüğü meselesi de araştırılanlar arasındaydı. Velhasıl-ı kelam insan yine yapmıştı yapacağını. Dünya yine teknolojinin gazabına uğramıştı. Kim bilir belki de soğuk savaşlar hep vardı. Fakat artık daha sinsi bir boyutta vuku bulmakta işlev göstermekteydi. Ne olursa olsun, tüm sinsi planların muhatabı bu cennet vatanın sırtı yere gelmeyecektir.
Okuduğunuz için teşekkürler.Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.