On Dokuzuncu Bölüm
Mert'den aldığım haberle biraz beynimden vurulmuş gibi olmuştum ama hemen kendimi toparlayıp neyim var neyim yoksa hazırlanıp İstanbul'a dönmeye çalışmamız lazımdı. Bu yüzden şimdilik akşama kadar bu evde beklememiz lazımdı, akşam olduğunda Batuhan'ın korumalarına yakalanmadan buradan tüyüp gidecektik.
Akşama kadar beklemek biraz sinir bozucuydu. Ara ara Batuhan'ın korumaları gelip beni yokluyorlardı. Mert ise saklanıyordu, görünmemek için. Mert, Batuhan'ın korumalarına yakalanırsa anında Batuhan'a haber gidecekti çünkü.
~🌼~🌼~🌼~🌼~
Nihayet akşam olmuştu ve Mert'le beraber kaçmak için yer bakıyorduk. Evin arka tarafından kaçabileceğimizi ve korumaların oraya doğru düzgün kontrol etmediğini söylemiştim. Mert ise kendi adamını arayıp arabayı arka tarafa getirmesini söylemişti. Bizde yavaştan yavaştan evden çıkmaya çalışıyorduk. Tam çıkacakken korumalardan birisi bizim çıkacağımız yöne doğru gelmeye başlamıştı. Mert'le birlikte yere çömelmiştik bizi görmemesi için. Gittiğinden emin olana kadar da çıkmamıştık. Ayak sesleri yavaştan uzaklaştığında artık yerimizden kalkıp bizi bekleyen arabaya doğru koşturup binmiştik. Artık yola çıkıyorduk.
Yola çıktığımızdan bu yana aklımda binbir türlü şeyler geçiyordu. Tam zamanında varabilirmiydik? Varamaz mıydık? Havva'yı hangi uçurumda öldürecekti? Havva'yı öldürmeden tam vaktinde olabilir miydik? Aklımda delice sorular vardı. Ara ara Mert bana bakıyordu. Gerildiğimin o da farkındaydı.
“Merak etme Hayat, yetişicez. Arkadaşın için, sevdiğim kız için yetişicez.”
“Korkuyorum ama yine de yetişebileceğimizi biliyorum.”
“Ben de şuan korkuyorum ama Havva'nın yanına tam zamanında varıcaz. Sana söz veriyorum.”
Mert'in söylediği sözler biraz da olsa içimi rahatlatmıştı. Şimdi ise tek düşünmem gereken en yakın dostum olan Havva'nın iyi olmasaydı ve o ölmeden biran önce yanında olabilmekdi.
~🌼~🌼~🌼~🌼~
Havaalanına geldiğimizde arabadan inmiştik. Biletlerimizin işlerini de hallettikten sonra İstanbul uçağını bekleme işine koyulmuştuk. Şuana kadar Batuhan'ın korumaları evde olmadığımı görmüşlerdir ve beni arama işine koyulmuşlardır kesin. Ama ilk önce Batuhan'a haber uçmuştur kesin ve Batuhan küplere binmiştir sinirden.
On dakika sonra uçağımızın kalkış anonsu yapılmıştı ve uçağımızın kalkıcağı yere gelmiştik. Yavaştan yavaştan ilerledikten sonra artık koltuklarımıza oturmuştuk ve şimdi uçağımızın kalkma zamanı gelmişti.
İstanbul'a varana kadar sakin kalmaya çakışıyordum. Yoksa kendime bir zarar verecektim. Saat gecenin üçüydü ve yavaştan yavaştan İstanbul'a varmıştık. Uçağımız indiğinde Mert'le birlikte saklanacak bir yer bulmaya çalışacaktık. Eminim ki Batuhan adamlarını salmıştı bizi alması için ama bizi bulamayacaklardı. Kendimizi kamufle etmiştik, tanınmamak için.
Uçaktan indiğimizde ise tam da tahmin ettiğim gibi Batuhan'ın adamları buradaydı, bizi alıp evine götürmek için ama onların yanından geçtiğimizde bizi tanımamışlardı. Demek ki kendimizi çok iyi kamufle etmiştik. Havaalanının dışına çıkıp taksiye atladığımızda Mert'in bildiği bir yere gitmiştik. Mert bu zamana kadar ne Havva'ya, ne Batuhan'a, ne de bana söylemediği bir yeri varmış. Hiç kimsenin bilmediği bir yerde.
Mert taksiyi bir ormanlık alanda ki eve yönlendirmişti ve taksiciye parayı verdiğinde taksiden inmiştik. Yavaş yavaş o eve doğru yürümüştük. Hatta ev değil konaktı burası.
“Burası neresi?”
“Kimsenin beni bulamayacağı bir konak. Hepinizden sakladığım bir konağım vardı. Ailem göçüp gitti ve bu konakda bana kaldı. Ara ara gelip yokluyordum burayı. Ama artık bir tek biliyorsun. Hiç kimseye bir şey söyleme ama.”
“Tamam söylemem.”
“Şimdi içeriye geçip dinlenmemiz lazım sabah saat altıda kalkıp Havva ve Haluk denen kişileri bulup peşlerine düşücez.”
Mert'le birlikte içeriye girmiştik ve etraf kocamandı. Adeta eve büyülenmiştim. Mert'in burada yaşaması için hiçbir nedeni yokdu. İstediği zaman Havva'yla gelip yaşayabilirdi.
Artık odaya çıkıp uyumak için yatağa yatmıştım. Çünkü yarın en yakın arkadaşımı kurtarmaya gidicektik.