Tatlı Aşk

4
10
11
Otuz Üçüncü Bölüm Mert Çelik'den Havva'yla beraber en nihayetinde ailemin yanına gelmiştik. Havva yol boyunca çok heyecanlanmıştı. Hem heyecanlıydı hem de bir o kadar da tedirgindi. Şoför ailemin evinin önünde durup bizim için kapıyı açmıştı. İlk önce ben inmiştim ve arkama dönüp Havva'nın elinden tutup arabadan inmesini sağlamıştım. Artık yavaştan yavaştan içeriye doğru girmiştik. Eve tamamen girdiğimizde ailem ilk önce beni görmüşlerdi ve ardında sevdiğim kızı karşılarında görmüşlerdi. Ailemin Havva için ne söyliceklerini biraz korkutmaya yetmişti benim için. Her birinin yüzlerine bakmıştım. Benden beş yaş büyük olan ablama bakmıştım. Ablam kız arkadaşıma öyle bir bakıyordu ki, sanki yiyecekmiş gibiydi. Daha sonra ise yine benden dört yaş büyük olan abime bakmıştım bu sefer. O da kız arkadaşımı hiç beğenmemiş gibi görünüyordu. Ve en önemli olana gelmiştim. Annemle, babama… Annem ve babam, kız arkadaşıma baktıklarında beğenmemiş gibi görünüyorlardı ama içlerinde ise ne kadar çok sevdiklerini görebiliyordum. Artık yanlarına doğru gittiğimiz de ise Havva'yı herkesle tanıştırmaya başlamıştım. “Havva seni ailemle tanıştırayım. Annem Meltem Çelik ve babam Kerem Çelik.” “Meraba efendim. Çok memnun oldum.” “Bunlarda en büyük ablam Merve Çelik ve abim Murat Çelik.” “Sizinle de tanıştığıma memnun oldum.” “Demek kız arkadaşın canım kardeşim?” “Abi!” “Ne?” “Kusura bakma abim biraz dik kafalıdır ve seni rahatsız eder.” “Sorun değil. Sen varsan sorun yok.” “Hoşgeldin kızım. Hadi yemeğe geçelim. Uzun yoldan geldiniz, belki acıkmışsınızdır.” Annem ortamı yumuşatmak adına bizi yemek için içeriye doğru götürmüştü. Murat abimin yaptığı saygısızlıktan sonra biraz ortamın yumuşaması gerekti. Ailemle ve sevdiğim kızla beraber içeriye geçmiştik. Sofraya oturup yemeklerimizi yerken biraz da olsa sohbet etmiştik. Nerede tanıştığımızı, nasıl tanıştığımızı, kaç aydır sevgili olduğumuzu, bundan sonra ne yapacağımızı sorup durmuşlardı. Hepsine teker teker cevaplarımızı vermiştik. Ara da sıra da Murat abim saçma sapan konuşmalarımdan sonra gayet keyifli geçmişti de diyebilirdim. Havva ise ara ara konuştuğunda annemle, babama kendisini sevdirmeyi başarmıştı. Ama başına gelenleri de üzülmedi değillerdi. Ablam ise Havva'ya biraz olsun kanı ısınmıştı da. Ama abim için aynı şeyleri söyleyemicektim. Devamlı devamlı saçma sapan şeyler söyleyerek milletin canısını sıkmaya birebirdi. Yemeklerimiz bittiğinde ise sofradan kalkıp salona geçmiştik. Salonda otururken hizmetlilerimiz kahvelerimizi yapmak için yanlarımızdan ayrılmışlardı. Kahvelerimiz gelene kadar da yine bir sohbet içerisindeydik hepimiz. “Demek babanın elinden senin en yakın dostun ile oğlum kurtardı seni?” “Evet, efendim öyle oldu. Eğer Mert ve Hayat olmasalardı ben vurulup ölücektim.” “Böyle bir baba olmaz olsun. Bu ne biçim bir babadır, kızını öldürmek istemiş.” “İyi tarafından bak anne. Kız arkadaşı vurulmasın diye oğlun kendi canından vazgeçmiş. Üstüne üstlük ise en yakın arkadaşı Hayat vurulmuş. Hem kız ölümden dönmüş.” “Murat yeter artık. Buraya bir misafir geliyor ve sen labayilik edip duruyoraun. Sesini çıkartmayım dedim ama dikkat edersen eğer kardeşinin kız arkadaşı ve bizim de bir haftalık misafirimiz. O yüzden eğer bu bir hafta içerisinde saçmalamaya devam edersen sana ne yapacaklarımı da biliyor olursun. Anladın mı beni?” Murat, annemin söyledikleri karşısında sessiz kaldıktan sonra ayağa kalkıp salondan çıkıp gitmişti. En sonunda ise dış kapının sert bir şekilde kapatma sesini de duyduktan sonra ise tamamen bu işlerin iyi olmıcağını anlamış olmuştuk. Ama şu bir gerçek ki, Havva'ma hiç kimse dokunamayacaktı. Abim de dahil hiç kimse.