Tatlı Aşk

1
10
9
Otuz Altıncı Bölüm Havva Şimşek'den Sabah olduğunda yanımda Mert'i görememiştim. Mert özellikle belirtmişti onunla beraber yatmama ve odasına yerleşmeme. Ama sabah kalktığımda yanımda olmadığını görmüştüm. Belki de işi vardı ve beni rahatsız etmemek adına bir şey söylememişti. Ben de hızlıca üzerimi değiştirip odadan çıkmıştım. Odadan çıktığımda etrafıma bakınmaya başlamıştım. Dün evi inceleme fırsatım olmamıştı ve şimdi inceliyordum. Etrafta dolaşırken hiç bilmediğim bir yerden konuşma seslerinin geldiğini duymuştum ve o seslerin olduğu tarafa doğru ilerlemiştim. Seslerin geldiği tarafa daha da yakınlaştığımda ise Mert ve annesinin konuşma seslerini duyar olmuştum. Ne dediklerini anlamak için biraz daha yaklaşmıştım ve en uygun yere geçip dinlemeye başlamıştım onları. “Dün siz geç gelince aklıma binbir türlü şeyler geldi. Yine eski haline döneceksin diye korkuyorum.” “Anne abartıyorsun artık. Ben artık o eski ben değilim anla artık.” Eski ben derken ne kast ediyordu? Mert eskiden nasıl biriydi de böyle konuşmalar geçiyordu? Anlaşılan burada benim bilmediğim bir şeyler vardı. “Peki o kıza ne diyeceğiz? Ben seni benim seçtiğim kızla söylemeyi düşünüyordum. Sen de kolundan tutup Havva'yı getirdin ‘Sevdiğim kız bu’ diye. Oğlum bak bir kere evlendin ve o kişiyi kaybettin şimdi ise ben seni baikasıyla evlendirmek istemiştim ama sen onunla kendi seçtiğin kızla evlenmek istiyorsun.” Bir anda duyduklarıma inanamamıştım. Biranda dünyam başıma yıkılmıştı. Mert'in daha önceden evlendiğini bilmiyordum. Keşke şuan yok olsaydım. Keşke burada olmasaydım. Keşke bu olanları duymasaydım. Daha fazla dinlememek adına odaya geri döndüm ve hazırlanmak için eşyalarımı toplamaya başlamıştım. Canım o kadar çok yanmıştı ki şuan hüngür hüngür ağlıyordum. Mert'in daha önceden bunu bana neden söylemediğini ve bana bundan neden bahsetmediğini anlayamıyordum. Canım o kadar çok yanıyordu ki göz yaşlarım dinmiyordu bir türlü. Eşyalarımı toparladığım sırada odanın kapısının önünde Mert'i görmüştüm. Mert bana bakıyordu, ben Mert'e bakıyordum. Mert ne olduğunu anlamamıştı. “Canım ne oldu? Neden eşyalarını toparladın? Hem neden ağlıyorsun? Biri sana bir şey mi dedi? Abim mi bir şey söyledi sana?” “Bunun ne önemi var? Sen yine yapmışsın yapacağını ve ben de salak gibi sana kanmışım.” “Havva ne söylüyorsun sen?” “Bana aptal muamelesi yapma Mert Çelik. Senin ne yaptığını öğrendim.” “Ne yaptım ben?” “Sen benden önce birisiyle evlenmişsin. Evlendiğin kişi ise ölmüş ve annen seni başkasıyla evlendirecekken sen beni seçmişsin. Bana bunu daha önceden neden söylemedin Mert? Neden ya? Şimdi mi öğrenmem gerekiyordu benim?” “Havva bak, sana söylicektim ama…” “Sana söylicektim ama fırsatım olmadı. Sana söylicektim ama söylemekten korktum. Bana bunları mı söylicektin? İstemez kalsın. Şimdi çekil önümden ve bir daha gözüme bile gözükme. İlişkimiz burada bitti Mert Çelik.” “Havva…” Mert'in yanından geçip gitmiştim. O kadar çok canım yanıyordu ki artık mahvolmuştum. Aşağıya indiğimde Mert'in ailesi sofraya oturmuş bizim gelmemizi bekliyorlardı ama benim elimde valizle beraber dışarıya ağlayarak çıktığımı görmüşlerdi. Onlar da ne olduğunu anlamamışlardı. Bir taksi çevirip binmiştim. Havaalanına doğru gidiyordum öğrendiklerimden sonra. Bir daha Mert'e güvenebileceğimi sanmıyordum. Bana bunu nasıl yapabilmişti hâlâ aklım almıyordu. Buraya ilk ve son gelişimdi. Bir daha geleceğimi sanmıyordum çünkü.