Tatlı Aşk

10
9
Otuz Dokuzuncu Bölüm Münteha Deveci'den Aradan biraz zaman geçmişti ve Hayat ile Havva odaya çıkıp Havva'yı uyumasına yardımcı olmuştu. Havva'nın bu durumu biraz beni korkutmuyor da değildi. Batuhan, Fatih ve ben kendi aramızda konuşurken bir anda kapının çaldığını duymuştuk. Yukarıdan aşağıya inen Hayat'ı gördüğümüzde kapıyı da onun açtığını görmüştük. Gelen kişi ise tam da tahmin ettiğimiz kişiydi. Mert Çelik… “Neden geldin? Havva'nın canını acıtmak için mi tekrar?” “Hayat nolur açıklamama izin ver.” “Hayat sen çekil aradan içeriye gelsin o.” Hayat kenara çekilir çekilmez hemen Mert de içeriye girmişti. Mert'e az sonra yapacaklarımız daha kötüsü olucaktı. “Abi beni bir dinleyin ve ne yapacaksanız o zaman yapın.” Mert'in suratına ilk yumruğu indiren ben olmuştum. Mert'e vurduğumda ise yere düşüvermişti. Açıklamasına bile izin vermemiştim. Benden hemen sonra ise Fatih, Mert'e bir tane de tekme atmıştı. O kadar sinirliydik ki onu oracıkta öldüresimiz vardı. “Neden bunu bizim kız kardeşimize yaptın lan? Biz sana güvenmiştik. Biz canımızı sana emanet etmiştik. Neden onun arkasından iş çevirdin? Neden daha önce evlendiğini ve eşini kaybettiğini söylemedin?” “Abi valla söylicektim ama fırsatım olmadı. Ben bile isteye evlenmedim. Ailemin zoruyla oldu herşey. Valla benim bir kabahatim yok.” “Ne zaman söylemeyi düşünüyordun? Sizin evlenme zamanı geldiğinde mi? Gerçi artık sizin evlenme ihtimali bile olamıcak. Çünkü bir daha bizim kız kardeşimizi göremiceksin.” “Batuhan, Hayat nolur beni siz anlayın ve yardım edin. Ben bile isteye Havva'yı üzer miyim?” “Ne beni, ne Hayatı araya katma. Ben seni kardeşim olarak görmüştüm ve birbirimizden gizlimiz saklımız olmadığını düşünürdüm ama yanılmışım.” “Şuan sana ne yapsalar haklılar Mert. O yüzden ben de birşey yapamam.” Batuhan ve Hayat'da bizimle birlikte olmuşlardı. Şimdi ise artık Mert'in son günü olucaktı, ta ki dışardan aşağıya düşme sesi gelene kadar. Dışarıya koşarak çıktığımızda kardeşimizin yukardan aşağı düşmüş olduğunu görmüştük. Her yer kana bulanmaya başlamıştı. En acilen ambulansı aramıştık ve durumu bildirmiştik. Ambulans gelmişti ve hemen hastaneye getirmişti kız kardeşimizi. Acilen ameliyata almışlardı. O kadar canım yanıyordu ki kız kardeşimi öyle görmek içimi paramparça etmişti. Hepsinin suçlusu o kişiydi. Mert'in yüzünden bizim can parçamız, kız kardeşimiz oradaydı ve kız kardeşimize bir şey olursa da Mert diye de birisi olmıyacaktı. Onun yüzünden kız kardeşimizin başına bir şeyler gelmediği kalmamıştı. İki saat olmuştu içerden hâlâ çıkan olmamıştı. İki saattir ameliyat kapısının önünde bekleyip duruyorduk. Zaman da geçmiyordu. Beş saat olmuştu ve en nihâyetinde içerden doktor çıkmıştı. Ne olup bittiğini ve kız kardeşimizin yaşayıp yaşayamayacağını merak ediyorduk. “Doktor kız kardeşimiz yaşayacak mı? Neden ameliyat bu kadar uzun sürdü?” “Herhangi bir sorunu yok değil mi kardeşimizin?” “Şuan durumu iyi. Ama çok kan kaybetmişti kardeşiniz ve elimizden gelenini de yaptık. Ama şimdi uyanmasını beklemeliyiz. Uyandığında herşey belli olucak. Şimdi izninizle.” Kardeşimizin durumunun şimdilik iyi olduğunu öğrendiğimizde içim biraz da olsa rahatlamıştı. Şimdi ise uyanmasını beklemekteydi. Uyandığı zaman da iyi haberlerini alırsak o zaman daha iyi olucaktık.