Tatlı Aşk

1
10
9
Elli Dokuzuncu Bölüm Hamile olduğum günden beri Batuhan devamlı benimle çok iyi ilgilenmeye başlamıştı. Ara ara biz Havva'lara gidiyorduk, onlarda bize geliyordu. Havva'yla hamileliğimizin altıncı ayındaydık ve karnımız büyümüştü. Batuhan bazen elini karnıma koyduğunda bebeğimizin tekmelemesini hissetmeye çalışıyordu. En son kontrole gittiğimizde bebeğimizin kız olduğunu öğrenmiştik. Şöyle bir şey de vardı, Havva'nın bebeği de kız olucaktı. İkimizin de bebekleri kardeş olarak büyüyeceklerdi. Ara sıra hamileliğimden olsa gerek ki bazen geceleri kalkıp uyuyamıyordum. Çünkü ne zaman gece kalksam içimde hep bir sıkıntı oluyordu. Batuhan ise benim bu halimi görünce o da uykusuz kalıyordu benimle birlikte. Batuhan uykusuz kalınca benim içim hiç rahat etmiyordu. Yine gecenin bir yarısı kalkmıştım ve yine uykum yoktu. Batuhan benim kalktığımı anlayınca uyanmak zorunda kalmıştı. “Ne oldu hayatım? Yine mi uykun kaçtı?” “Evet ama bu sefer bir başka.” “Neden canım? Anlat bana.” “Bilmiyorum ama içim hiç rahat değil. Çünkü bu sefer içim sıkılıyor ve darlık basıyor bana. Neden böyle olduğumu anlayamıyorum.” “Bir tanem, doktorda söyledi. Hamilelikte böyle sorunlar yaşaman gayet normalmiş.” “Ben bundan pek emin değilim ama öyle olsun bakalım.” Batuhan'la konuştuktan sonra yine de içim hiç rahat değildi. Başka bir huzursuzluk vardı içimde ama bu huzursuzluk ne zaman geçecekti bilmiyordum. ~🌼~🌼~🌼~🌼~ 9 Ay Sonra Dokuz ay olmuştu ve bu dokuz ayın sonunda Ekim ayının sekizinde Havva'yla beraber aynı gün doğum yapmıştık. Havva'yla beraber aynı gün doğum yapmamız çok farklı bir duyguydu ama eşlerinizin bebeklerimizle nasıl ilgilendiklerini görebiliyorduk. İki gün sonra hastaneden çıkmıştık artık. Evimize bebeğimizle geldiğimizde küçük bir neşe dolmuştu artık. Batuhan ilk olarak bizi odamıza çıkarmıştı ve yatağı daha rahat hale getirdikten sonra hem beni hem de kızımız olan Defne'yi daha rahat ettirmişti. Batuhan, Defne'yi kucağına aldığında o kadar çok yakışmışlardı ki baba ve kızını kıskanmamak elde değildi. “Bakıyorum da kızımız Defne dünyaya geldi geleli beni unuttunuz Batuhan Bey.” “Ben seni nasıl unuturum canım benim? Hem sen yeni doğmuş kızımızı mı kıskandın az önce yoksa bana mı öyle geldi?” “Hayır neden kıskanayım ki?” “Görüyor musun kızım, anne bizi kıskanmış ama kabullenmek istemiyor.” “Kızımız olmasaydı gösterirdim sana da neyse.” Batuhan'ın gülmesiyle birlikte ben de gülmüştüm. Ama bir durum vardı. Doğum yapmama rağmen hâlâ içimdeki sıkıntı geçmemişti. Hamilelikte böyle durumlar olabileceğini söylemişti doktor ama hâlâ geçmemişti. Bu durumu Batuhan'a ve Defne'ye pek yansıtmamaya çalışıyordum. ~🌼~🌼~🌼~🌼~ Aradan üç gün geçtiğinde Havva'larla beraber ormana gidip piknik yapmaya başlamıştık. Batuhan mangalın başındaydı, Mert'de mangalda pişirmek için etleri hazır hale getirmeye başlamıştı. Bizlerde Defne ile Miray'la ilgileniyorduk. Defne ile Miray birbirleriyle acayip derecede ısınmışlardı ve oyunlar oynuyorlardı birbirleriyle. Bense içimdeki sıkıntıtı Havva'yla paylaşıyordum. “Ne oldu Hayat? Neden yüzün düştü senin?” “Havva neden bilmiyorum ama hamilelikten bu yana içimde hep bir sıkıntı vardı. Doktor bunun hamilelikte böyle şeylerin olabileceğini söylemişti ama doğum yapmama rağmen bu sıkıntı geçmek bilmedi.” “Batuhan'la konuştun mu bu durumu?” “Sadece hamileyken olan biteni biliyor. Doğum yaptıktan sonra söylemedim. Çünkü Defne'yle ilgileniyor diye anlatmak istemedim. Havva'yla konuşmalarımız devam ederken bir ses duymuştuk. Çok tanıdık bir sesdi hatta. Sesin geldiği yere baktığımızda ise gördüklerimize şaşırmıştık. Hakan ve çetesi içerden çıkmışlardı. “Merhaba Akça ve Çelik ailesi. Ve onların yeni üyeleri. Ne kadar tatlılar değil mi Aras?” “Ya ne demezsin? Çok tatlılar.” “Sizin burada ne işiniz var? Nasıl çıktınız içerden?” Defne ve Miray bir anda ağlamaya başlamışlardı. Anlaşılan olanları hissetmiş olacaklardı ki ağlamaya başlamışlardı. “Havva, Hayat'la beraber arabaya gidin siz. Bebekler etkilendi bu durumdan.” “Hiç kimse bir yere gitmiyor.” dediğinde Hakan belinden bir silah çıkarmışdı. Diğerleri de aynını yapmışlardı. Bizlerde olduğumuz yerde mecburen kalmıştık. “Hakan indir o silahı ve eşlerimizin gitmesine izin ver.” “Buradan birisi ayrılırsa çok kötü olucak.” “Sen de onlara benzemişsin Erem.” Ben daha fazla Defne'nin ağlamasına dayanamayıp bebeğimle beraber arabaya doğru yol aldıktan sonra Hakan'ın silahından bir ateş etme sesi duyulmuştu. Ama ne olduysa kalbimden vurulduğumu hissetmiştim o an. Herkes bir anda bana bakıyorlardı. Bir anda Batuhan'ın bana bağırdığını duymuştum. “Hayaaaaaat…” “Ben size demiştim birisi gitemeye kalkışmıyacak diye. Şimdi sevdiğin eşine veda et Batuhan. Hahahahaha.” Silah sesini duyan polis arabası gelmişti ve Hakan ile çetesini yakalayıp götürmüşlerdi. Batuhan ise başıma gelmişti. Defne'yi kucağımdan Mert almıştı ve beni de kollarına alan Batuhan olmuştu. “Hayat nolur ölme. Benimle kal, kızımızla kal, bizimle kal.” “B-batuhan, b-ben ölüyorum galiba. O y-yüzden kızımıza i-iyi bak.” Kalbimden yediğim kurşunla daha fazla yaşayamıcağımı biliyordum. Hastaneye gidene kadar ben zaten ölmüş olucaktım. O yüzden kızımıza iyi bakması gerecekti. Onu kızımızla baş başa bırakıyordum çünkü. “Böyle konuşma. Sen ölmiceksin. Seni hastaneye yetiştiricem ben.” “Batuhan hastaneye gidene kadar ben zaten ölmüş olucam. O yüzden kızımıza iyi bak.” Bunu söyledikten sonra artık ben o andan sonra ölmüştüm. Herkes başımda ağlamaya başlamışlardı. Batuhan'la, Defne'yi bir başlarına bıraktığım için çok kötü olmuştum. Kurşunun bana gelmesi herkesi mahvetmişti ama artık ben onların yanında olmayacaktım. Benim zamanım dolmuştu ve yanlarından ayrılmıştım. Herşey buraya kadardı…