On İkinci Bölüm
Batuhan Akça'dan
Havva'nın kararı hepimizi biraz şaşırtmıştı. Çünkü Havva'nın bunu yapmasını beklemiyorduk. Ama ben ona kızmıyordum ve onu gayet iyi anlıyordum. Çünkü annesi vardı o adamın elinde ve annesini bir koz hâline getirdiği için Havva da böyle bir şey yapmaya karar vermişti. Ama eğer onunla da kalırsa daha kötü sonuçları olucaktı ve o Haluk denilen adam yerinde durmayacaktı.
Bütün derslerde Havva'yı kontrol etmiştik ama yüzünde hiç belirti yokdu. Kabullenmişti. Ama bunu yapmaması gerekiyordu. Hayat ise arada bana bakıp ne yapacağımızı sorguluyordu. Artık arada kalmıştım. Artık yorulmuştum. Her şeyin üst üste gelmesi yormuştu.
Okul çıkışında Hayat'ı evine bırakmıştım. Hayat her ne kadar çok benimle gelmek ve benimle beraber gününü geçirmek istesede ben kabul etmemiştim. Çünkü onun da dinlenmesini ve biraz da olsa olaylardan uzak kalmasını istemiştim. Ne zaman bir belayla karşı karşıya kalsak hep onunla sonlanıyordu. Belki de bu olaylar bitene kadar da Hayat'ı uzaklaştırmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu.
Yolda giderken Mert'i aramıştım. Nerede ve ne yaptığını sormak için. Tesadüf ki yolumun üzerinde bir kafede yanlız oturup bir şeyler içtiğini söylemişti. Beş dakikaya yanında olucağımı söyleyerek telefonu kapatmıştım.
Beş dakikanın ardından Mert'in oturduğu kafedeydim. Anlaşılan o ki hiç mutlu görünmüyordu ve şimdiden tükendiğini görmüştüm.
“Nasılsın diye sormıcam.”
“Zaten belli oluyor. Sormaman iyi.”
“Bak Mert biraz senin için zor bu olay ama pes etme. Haluk denen adamı hapse attırdık ama yine attırabiliriz en ufak bir vukuatında içeriye yine attırabiliriz. O zaman Havva ve annesi yine güvende olur.”
“Çok iyi söylüyorsun Batuhan ama bu adam şimdi dışarıya çıkıyor. Dışarıya çıktığında ne yapacağından haberimiz var mı? Yok. O yüzden ben şimdiden kaybettim Havva'mı.”
“Mert saçmalıyorsun. Havva'yı kaybetmedin sen. Kay…”
“Boşuna nefesini tüketme Batuhan. Havva o adamın elinde olduğu sürece onun yüzünü bir daha göremicem.” dedi ve yanımdan geçip gitmişti.
Bu böyle olmamalıydı. Yavaştan yavaştan herkes dağılmaya başlıyordu. Peki bundan sonra ne olucaktı? Mert ve Havva için ne yapacaktık? Fatih abi ile Münteha abi ne haldelerdi? Şimdi onlarla konuşmam lazımdı.
Onların yanına gitmiştim. Onların evlerinin içerisine girdiğimde ise onlarında durumları Mert'ten farksız sayılmazdı. Onların da durumu şuan için kötüydü.
“Mert'in yanından geldim ve durumu hiç iyi değildi, sizin gibi. Sizin kardeşiniz evden ayrıldı, Mert ise sevgilisini göremeyeceğinden kaynaklı olarak tamamen bitmiş.”
“Adamlarımız uzaktan ve gizliden izliyor şuan. Bilgi alıyoruz ve şuan Haluk denen adam dışarda. Kardeşimizle beraber.”
“Kardeşimize en ufak bir zararında ya da annesine bir şey yaparsa attırırız.”
“Yani pes etmediniz? Savaşacaksınız?”
“Sence bizde pes etmiş bir halimiz mi var?”
“Yok tabii ama sizden ufak bir şey istemeye geldim.”
“Hayat'ı bu durumlardan uzaklaştırmamız lazım. Çünkü ne zaman bu olayların için de olsa her seferinde onunla bitiyor.”
“Yani bu olay bitene kadar başka bir yerde olması lazım ama nasıl?”
“Benim bir planım var. Sadece sizin bir iknanıza ihtiyacım var.”
Planımı anlatmaya başladığımda beni dikkatlice dinlemişlerdi. Planımı anlatıp bitirdiğimde beni onaylamışlardı. İçim birazda olsa rahattı. Çünkü bu planımda onu uzaklaştırmak en doğru seçim oluyordu. Sevdiğim kızı bu olaylardan etkilenmesini istemiyordum ve bu olay onsuz bitmeliydi. En ufak bir zarar almasını istemiyordum.