Yirmi Üçüncü Bölüm
Batuhan Akça'dan
Nihayet Hayat uyanıp kendisine gelmişti ve hepimiz onu hastaneden çıkarıp eve getirmiştik. Ama Hayat için o kadar çok endişelenmiştim ki. Onun için çok korkmuştum. Ama hastaneden çıkıp eve geldiğini gördüğümde ise onun şimdi daha iyi olduğunu biliyordum. Biraz canı yanıyordu ama zamanla geçicekti.
Hepimiz salonda oturup bekliyorduk, Hayat'ın annesi ile babasını. Kızlarının yanında biraz daha vakit geçirip yanımıza gelmişlerdi.
“Bu zamana kadar Hayat'ın yanındaydınız ve hepinize teşekkür ediyoruz. Kızımızı bu hâle getirdiğiniz için. Biz size güvenip kızımızı teslim ettik değil mi Batuhan?”
“Lara sakin olur musun? Batuhan'ın bu olayda bir suçu yok şuan.”
“Öyle mi? Ben kızımı ona emanet ettim. Mert'e emanet etmedim.”
“Bakın benim gerçekten hiçbir suçum yok. Ben kızınızı gerçekten Gaziantep'te sanıyordum. Ama kızınız oradan Mert'le birlikte kaçıp buraya gelmiş. Buraya kızınızı Mert getirmiş.”
“Evet, benim hatam. Batuhan'ın burada hiçbir suçu yoktur.”
“Neden getirdin kızımı o zaman? Batuhan kızımı uzak tutmaya çalışırken neden getirdin kızımı buraya?”
“Hayat beni aramıştı ve yardım istemişti. Bana çok yalvarmıştı ona yardım etmem için ve dayanamayıp Gaziantep'e gidip getirmek zorunda kaldım.”
“Aferin sana. Çok iyi yapmışsın. Şimdi ne oldu? Kızım ölümden döndü, ölümden. Kızıma bir şey olsaydı ne cevap verecektin bana Mert? Neyse olan oldu ama bir daha bu durum tekrarlanıpta kızıma bir şey olursa hiçbirinizi affetmem. Özellikle de sen Batuhan.”
Lara teyzenin bizleri azarlamasından ve öfkesini bizlerden çıkardıktan sonra hepimiz evden çıkıp kendi evlerimize dağılmıştık. Ama Lara teyze haklıydı. Hayat'ı korumak benim görevimdi ama koruyamamıştım. Onun ölümüne sebep oluyordum.
Bu yüzden Lara teyze bana son bir şans daha tanımıştı. Eğer bu son bir şansda da Lara teyzeyi üzersem o zaman Hayat'ı bir daha asla göremezdim. O yüzden bu şansı da yok edemezdim.
Eve gelip üzerimdekileri çıkartmıştım. Üzerimi çıkartırken de dikkatlice bakmıştım. Hayat'ımın kanları üzerime geçmişti ve o uyandığında karşısına böyle çıkmıştım ben. Her ne kadar o anı hatırlamak istemesem bile gözümün önünden de gitmiyordu. Ama artık geçip gitmişti ve bir daha böyle bir olay olmaması için elimden geleni yapmam lazımdı.
Duşa girip ılık bir duş alıp çıktığımda üzerimi giyinmiştim. Üzerimi giyinir giyinmez de telefonum çalmaya başlamıştı ve arayanın Hayat olduğunu tahmin etmiştim ki, arayanın da o olduğunu görmüştüm. Hatta beni görüntülü arıyordu ve daha fazla bekletmeden de telefonu açmıştım.
“Nasılsın Hayat? İyi misin? Ağrıların çok var mı?”
“Batuhan biraz nefes al. Ben iyiyim. Ağrılarım var ama o kadar fazla değil.”
“Bana yalan söylemiyorsun değil mi?”
“Ne yalan söylicem sana? Tabii ki doğruyu söylüyorum.”
“Tamam o zaman. Yemek yedin mi peki?”
“Anlaşıldı. Sen benim annemsin ben de senin kızınım. Yedim annecim.”
“Tamam ama ne yapmamı bekliyorsun ki? Senin için ne kadar çok korktuğumdan haberin var mı?”
“Seni korkuttuğum için özür dilerim. Dinlemediğim için de özür dilerim.”
“Bu sefer de dinlemede göreyim seni.”
Hayat'la konuşmamız yarım saat sürmüştü ve bu yarım saat konuşmamızın ardından ise artık kapatmıştık telefonu. Hayat'ın durumunun biraz daha iyi olduğunu görmem benim içimi de rahatlatmıştı. Ama artık Hayat'ı bir dakika bile yanlız bırakmıyacaktım.