Tatlı Aşk

5
20
16
Yirmi Dördüncü Bölüm Ben hastaneden çıkıp eve gelene kadar herkesin yüzlerine baktığımda, herkesin dağılmış ve birbirlerinin yüzlerine doğru düzgün bakmadıklarını görmüştüm. Anlaşılan o ki benim yüzümden herkes birbirinden ayrı düşmüşlerdi. Eve geldiğimizde ise herkes odamdan çıkıp salonda toplandıklarında annemin sesi geliyordu. Ara ara ise Mert'in, Havva'nın ve Batuhan'ın sesini duyuyordum. Annem onlara boş yere bağırıp çağırıyordu. Burada ki asıl suçlu bendim. Mert'i zorlayarak gelmiştim Gaziantep'ten, İstanbul'a. İlerleyen zaman da ise ben Batuhan'ı aramıştım ve konuşmaya başlamıştık. Batuhan'la konuştuğum da zamanın nasıl geçip gittiğini anlamıyordum bazen. En son kapatmadan önce ise yarın yanıma geliceğini ve burada vakit geçireceğimizi söylemişti. Dışarıya çıkıp dolaşmak istesem de bu mümkün olmazdı, kurşun yediğimden dolayı. Ama sorun yoktu. Batuhan buradayken de bir şeyler bulunurdu elbette. ~🌼~🌼~🌼~🌼~ Sabah olduğunda gözlerimi açar açmaz karşımda Batuhan'ı görmüştüm. Hangi ara gelmişti? Hangi ara odama girmişti? Şaşırmıştım. “Günaydın, bir tanem.” “Sana da günaydın canım da hangi ara geldin, odama girdin sen?” “On dakika oldu ben gelip de yanına geleli. Sen de güzel uyuyunca kıyamadım kaldırmayı.” “Ama yine de kaldırsaydın da sana bolca sarılabilseydim.” “Şimdi de sarılabilirsin. Yine kalktın, uykucu.” “Sanki şuan keyfimizden uyuduk.” Biraz sinirlenip, trip atmıştım. “İyi o zaman bunu sen istedin.” Batuhan yanıma geldiğinde beni gıdıklamaya başlamıştı. Ben de güldüğümde ise karşı koyamaz olmuştum. Batuhan'la böyle olmak o kadar güzeldi ki her zaman onunla birlikte zaman geçirip, birlikte olabilirdik. “Şimdi seni kaldırıp banyoya götürücem ve elini yüzünü yıkadıktan sonra da sabah kahvaltısı yaptırıcam sana.” “Peki ya sen? Sen kahvaltı yaptın mı?” “Sen beni merak etme. Ben buraya gelmeden önce biraz bir şeyler atıştırdım.” “Bana şuan yalan söylüyorsun. Kahvaltı falan yapmadın değil mi? Ben vurulduktan sonra herkes bir tarafa dağılmış zaten. Bak Batuhan, burada Mert'in hiçbir suçu yoktu. Bütün suç benimdi. Mert'i ben zorladım. Ben ne yapabilirdim ki? Havva burada, babasıyla yan yana geldiğinde, onu öldürecekken, ben orada Gaziantep'te elim kolum bağlı oturup bu olayların bitmesini mi bekliyecektim? Ben bunu yapamazdım.” “Yapamadın ama bak sonuçu ne oldu? Sen vuruldun Hayat. Ben o an ne yaşadım senin haberin var mı? Yok. Ben senin için ne kadar çok endişelendim. Gaziantep'te ki adamlarım bana ‘kız yok, gitmiş, kaçmış’ dediklerinde ben ne kadar çok telaşa kapıldım senin haberin var mı? Her yerde seni arattırdım. Ama yoktun. Dedim ki ‘acaba bu Haluk pisliği Hayat'ın peşine adam mı taktırdı da onu da alıp kaçırdılar’ dedim. Seni göremediğim, senden haber alamadığım her an canım ne kadar çok yandı sen biliyor musun? İstanbul'a, o vurulduğun ana gelelim. Mert, Havva'yı kurtardığında sen ne yaptın? Kendini silahın önüne atlayıp kendini vurdurttun. Ben o an ne kadar çok telaş yapıp, korktum haberin var mı? Seni kaybettim sandım. Anladın mı beni? Seni o an kaybettim sandım. Ellerim üstüm hep senin kanınla kaplıydı ben de. Şimdi geçmişsin karşımda Mert'in suçu yok benim suçum diyorsun.” Batuhan'ın bana karşı söyledikleri o kadar çok haklıydı ki gözyaşlarım akmaya başlamıştı. Batuhan'a hiçbir şey diyemezdim. Çünkü diyebileceğim hiçbir şey kalmamıştı. “Seni telaşlandırdığım için özür dilerim.” “Tamam ağlama. Geçti ve bitti her şey. Ve bundan sonra da benim gözetimim altındasın.” Batuhan artık beni alıp banyoya götürüp elimi yüzümü yıkamama yardım etmişti. Odaya döndüğümüzde ise Batuhan'la beraber kahvaltımızı yaptıktan sonra bir şeyler getirmeye çalışmıştık aklımıza ve hemen uygulamaya başlamıştık. Zaman geçirme vaktiydi artık.