Kırk Dokuzuncu Bölüm
Mert Çelik'den
Batuhan ve Hayat önden evden çıkıp gitmişlerdi. Daha sonra ise Havva ile ben evden çıkmıştık ve ormanda ikimiz beraber yürümeye başlamıştık. Yürümeye başladığımızdan bu yana ne Havva'dan bir ses çıkmıştı ne de benden bir ses çıkmıştı. Ama bu sessizliği bozan Havva olmuştu.
“Eee beni sadece yürüyüş yapmak için mi dışarıya çıkardın? Yoksa bunun altında başka birşey mi var?”
“Aslında bakarsan birşey var ama nereden ve nasıl söze başlıyacağımı bilmiyorum.”
“Bence en baştan başla. Çünkü sonu elbet gelir.”
“O zaman başlıyorum.” Cebimden evlilik yüzüğünü çıkardım ve Havva'ya doğrultarak konuşmaya devam ettim. “Sen Havva Şimşek. Bu dünyada gördüğüm en güzel kadın. Seni görmemle beraber kalbim delice atmaya başladı. Senin o güzel ruhuna vuruldum. O yüzden de sana uzattığım bu yüzükle sana soruyorum. Benimle evlenir misin?”
“Eveeeeet.”
Havva'nın evet demesiyle birlikte yüzüğü kutusundan çıkarıp Havva'nın yüzük parmağısına takmıştım yüzüğü. Dün Batuhan, Hayat'a evlenme teklifi etmişti, bugün ise ben Havva'ya evlenme teklifi etmiştim. Artık ikimizde eve dönüş yoluna koyulmuştuk.
Eve gelene kadar Havva bu olanlara inanamıyordu. Rüyada gibi hissediyordu ama bu bir rüya değil gerçekti. Artık önümüze bakıcağımız kesindi.
Havva'yla konuşarak onu evine bırakmıştım. Evine bırakırken olan bitenleri ise Havva'nın abilerine bir bir anlatmıştık. Onlarda bu olanlar için bizi tebrik etmişlerdi. Daha sonra ise ben eve dönmek için yola çıkmadan önce Batuhan'a mesaj atma gereği duymuştum.
Mert: Batuhan sana bir şey söylemem gerek.
Batuhan: Evet, seni dinliyorum.
Mert: Ben yarım saat önce Havva'ya evlenme teklifi ettim ve kabul etti. Acaba diyorum ki kızları alıp iki ya da üç günlüğüne de olsa tatile mi gitsek. Hem bizim için hem de kızlar için bir değişiklik olur.
Batuhan: İlk olarak tebrik ederim kardeşim. Diğer konuya gelecek olursak da iyi düşünmüşsün. O zaman bir araya toplanıp nereye gideceğimize karar veririz.
Mert: Tamam.
Batuhan'la konuşmamızı bitirdikten sonra artık eve dönüş yoluna geçmiştim. Artık bizim de bir tatile ihtiyacımız vardı.
~🌼~🌼~🌼~🌼~
Eve geldiğimde Havva'ya dördümüzün de tatile gideceğini söylemiştim. Ama nereye gideceğimizi bilmediğimi ve en kısa zamanda toplanıp bir karar vermemizi söylemiştim. Onunla uzun uzun konuşmamızın ardından artık telefonlarımızı kapatmıştık.
Artık onunla ilerleyen zamanlardan birinde evleneceğim için huzurluydum. Çünkü ben onu gerçekten tüm kalbimle seviyordum.
Havva'yı düşünürken telefonum çalmaya başlamıştı. Arayan kişinin abim olduğunu görmüştüm. Abimi şuan hiç çekemeyeceğimi bilsem bile ben açana kadar telefonu çaldırmaya devam edeceğini biliyordum. O yüzden daha fazla dayanamayıp telefonu açmıştım.
“Ne var?”
“Sana da merhaba kardeşim.”
“Sadede gel. Ne istiyorsun?”
“Bir şey istemek ya da başka bir şey demek için aramadım. Tebrik etmek için aradım. Kız arkadaşına evlenme teklifi etmişsin.”
“Evet. İkimizde artık bu saatten sonra çok mutlu olucaz. Hem şuan telefon hoperlörlerde olduğunu biliyorum ve annem de yanında. Annem arattırdı doğru mu değil mi diye. Evet anne doğru duydun ben Havva'ya evlilik teklifi ettim ve kabul etti. İster kabul et ister etme ama önüme eğer taş koyarsan seni asla affetmem. Ve seni annem olarak görmem, kabul etmem. O yüzden sakın yoluma çıkma.”
“O zaman sende benim evladım değilsin. Şimdi kiminle evleniyorsan evlenebilirsin.”
Annem beni evlatlıktan red etmişti. İstediği kadar beni red edebilirdi çünkü ben en doğru kararı vermiştim ve onu yapacaktım. Başka yolu yoktu bunun. Ben Havva'yı seviyorum ve onunla evlenecektim.