Hayatının neredeyse tamamını koleksiyonundaki parçaları bir araya getirmek için harcadı.Farşid’in bu tutkusu çocukluğundan geliyordu. Fakir bir ailesi vardı. Evini geçindirmeye çalışanbabası gece yarılarına kadar çalışır ama ay sonunu güç bela getirirdi.14 yaşına gelene kadar buböyle devam etti. Doğum gününde babası ona bir saat hediye etti. Hayatı boyunca kıyafetleri dedahil olmak üzere kendisine ait hiçbir şeyi olmayan Farşid bu hediye karşısında büyülenmişti.Sürekli saatine bakıyordu. Çok kaliteli bir saat değildi. Bazı kısımlarında çizikler vardı. Amabunların hiçbir önemi yoktu saat onundu ve çok değerliydi.
Günler bu sahiplenişle geçip giderken bir gün babası çok hastalandı işe gidemez oldu. Evdekimalzemelerle 20 gün idare ettiler. Artık Farşid evin erkeğiydi ve bir şeyler yapmak zorundaydı.Bulduğu ufak tefek işlerde çalışıyordu. Ama kazandığı ailesinin geçimi için yetmiyordu. Birkaçgün iş bulamadı ve eve yiyecek hiçbir şey götüremedi. Bir şeyler yapmak zorunda olduğunubiliyordu. Aklına kolundaki saati satmak geldi belki çok fazla para etmeyecekti ama onları birkaçgün idare edebilirdi.Sokaklarda avare bir şekilde saatçi aradı. Bir tabela gördü. Tabelada ‘’AGAH SAAT’’yazıyordu. Hemen o tarafa yöneldi ve dükkanın içine girdi. İçeride tüm duvar eski ama çok güzelgörünen duvar saatleriyle kaplıydı. Cam olan vitrinde insanı hayran bırakan bir sürü saat vardı.Arkasında saçları gür ama beyaz, yaşlılıktan dolayı hafif kambur duran ve yüzünün neredeyse heryerinde kırışıklık olan bir adam duruyordu. Farşid’in içeri girdiğini görünce ona doğrudönerekkocaman bir tebessümle: ‘’ Evet, küçük adam senin için ne yapabilirim?’’ dedi. Farşid ürkek veüzgün olan ses tonuyla: ‘’ Ben saatimi satmak istiyorum.’’ dedi. Sesi o kadar kırılgandı ki neredeyse cümlesini bitiremeden yok olacaktı. Agah bu küçük adama baktı. Ondaki çaresizliği hissetmişti. Nedenini de üstündeki kıyafetlerden anlayabiliyordu. Küçük adama dönerek: ‘’Saatini ver bakayım durumu nasıl?’’ dedi. Farşid ürkek hareketlerle kolundaki saati çıkardı ve uzattı. Ağlamak istedi ama güçlü olmalıydı. O artık bir erkekti. Babası öyle söylemişti. Agah saati eline aldı dikkatli bir şekilde inceledi. 50 liradan fazla etmezdi. Çocuğa dönerek: ‘’1000 lira eder. Daha fazlasını istersen veremem.’’ dedi. Çocuğun bu kadar ettiğine inanmasını istiyordu. Farşid hem bu kadar değerli bir şeyi kaybedeceğine çok üzülüyor hem de neredeyse 1 aylık geçimlerini sağlayacak parayı bulabildiği için çok seviniyordu. Bu duygu karmaşası yüzüneyansımıştı. Saatçinin ona bakışından anlayabiliyordu. Başını kabul eder gibi salladı. Saatçi vitrinin altından bir çekmece açtı. İçindeki paraları çıkartarak 1000 liraya ulaşana kadar saydı. Sonra çocuğa uzattı. Farşid ailesinin karnının doyacağını düşünerek büyük bir tebessümle parayı aldı ve minnetini sözcükleriyle değil bakışlarıyla göstererek çıkmak için arkasını döndü. Agah arkasından bağırdı:’’ Küçük adam yarın yine gel sana bir teklifim olacak’’ dedi. Farşid: ’’Tamam ‘’ dedi.