• 64 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Kitaba geçmeden bir iki şey söylemeliyim.

    Yazarın kitapları kısa olduğu için çok tutuluyormuş. İlk bakışta çok da mantıksız görünmüyor. Fakat ne kadar kısa olursa olsun değil bir kitap, beğenmedikten sonra bir sayfa bile okunmuyor. O yüzden bu düşünceyi bu ülke için mesmetsiz olmasa da, yine de haksız buluyorum. Yazarın çok okunuyor olmasının nedeni ustalığından başka bir şey değil.

    Her yazıma övgüyle eklediğim o, harikulade kadın duygularını anlatışı bu kitapta da mükemmel.

    Yine tadı damakta kalan bir hikaye. Çok çabuk bitiyor. Neden bu kadar kısa yazmış diye üzülmemek elde değil.

    Yazarın kitaplarını okurken bende değişik bir durum gelişti. Katık ederek okuyorum, hemen bitmesin diye.

    Konudan bahsetmeyeceğim. Zaten 64 sayfa, bir de ben anlatırsam okunduğuna değmeyecek. Zira şu kadarının bilinmesi yeterli; yine bir öyküye dokunacaksınız. Yanlış yazmadım, evet dokunacaksınız. Yazar yine gerçek bir hikayeyi yakın bir arkadaşınızdan dilediğinizi hissettirecek size.

    Keyifli bir okuma diliyorum.
  • 198 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitapla ilk karşılaşmamış lise yıllarına dayanıyor. Lisedeyken bazen okul kursuna katıldığımızdı arkadaşımla birlikte kütüphaneye giderdik. Ben bu kitabı arayıp bulurdum ve her seferinde kaldığım sayfayı unutmuş olurdum. Lise bittiğinde maalesef hikaye henüz bitmemişti. Bir süre aklıma hiç gelmedi, sonra bir gün bu sitede bir abinin incelemesine denk geldim. O incelemeyle birlikte yeniden bu kitaba, hatta çok daha gerilere gittim,hayallerimin olduğu zamanlara.. ama yine vakti değilmiş ki bu zamana kadar okumak nasip olmadı.
    Küçükken bir çokları gibi bende öğretmen olmak istiyordum. Aslında benim dönemim için normaldi sanırım sonuçta bizler televizyon aracılığıyla birçok idealist öğretmen tipiyle büyümüş nesillerdik. Sanırım onlarında da etkisiyle ben öğretmen olmaktan ziyade kahraman olmak istemiştim. Kahraman olup o çocukların hayatlarına dokunmak, hayatlarını değiştirmek istemiştim. Belki de küçük bir köy ya da küçük bir ilçede büyüttüğüm goncaların ülkenin dört bir yanında çiçekler açtığını görmek istemiştim.
    Bu istediğim doğrultusunda bir öğretmen lisesini tercih ettim. Bana bu fikrin değişir diyenlere asla derdim hep, tabi büyük konuştuğumu zaman çok geçmeden öğretti bana. En son liseye geçerken öğretmeniminde etkisiyle matematik öğretmeni olmaya karar vermiştim. Yapamasam da eğlenceli geliyordu bana. Sonra lisede ilk matematik sınavımdan 38 aldım. Matematik öğretmeni olmaktan vazgeçtim zaten sürekli değişkenlik gösteren bir şeydi bu. Bu vazgeçiş maalesef son olmadı. Hayatımda aldığım en kötü nottan sonra ikinci sınava (birazda babamın korkusuyla) daha fazla hazırlandım, ortalamaya göre de iyi bir not aldım. Derstte hoca notları açıklarken sınıfın başarılı öğrencilerinden olan bir arkadaşın notunu söyledi. Aslında iyiydi ama bir öncekine göre düşüktü sanırım, ya da ondan beklenenden düşüktü. Hocamız ona neden böyle olduğunu sordu. Bu belki dünyanın en basit sorusu olabilirdi herkes için ama artık benim için öyle olamazdı. Çünkü daha önce bana ya da benim gibi düşük not olanları sormamıştı bu soruyu. Oysa ki hepimiz aynı sınav sisteminde geçip oturmuştuk bu sıralara ve birisi 90 alırken birimizin 38 almasının birçok nedeni olabilirdi. Tabi bu benim düşüncemdi, gerçekte olan ise bizlerin başarısız(ya da tembel) birer öğrenci olması ve hakkımızda yapılacak çok bir şeyin olmadığıydı. O gün aslında farkettiğim sadece bugünle ilgili değildi geçmişe artık daha farklı bakmaya başlamıştım. Benim geçmişte sevdiğim ve iyi olduklarını düşündüğüm öğretmenlerde farklı değildi. Sadece o zamanlar sınıfın başarılı öğrencilerinin arasında olduğum için bunu farketmemiştim. Ama artık onlarda değişmişti çünkü aslında onlarda başarılı öğrencilere ilgi gösterip diğerlerini yok saymışlardı. Ortaokulda olmasına rağmen hala heceleyerek okumak sadece o arkadaşın suçu olamazdı. Öğrenme karşılıklı bir süreçti ve onları yok sayan ya da yeterli ilgiyi göstermeyen öğretmenler de hatalıydı ve belkide onların yüzünden o öğrenciler gerçekten başarısız olduklarına inanıp çok daha erken vazgeçmişlerdi.
    Tüm bunların sonunda sanırım öğretmenliği ne kadar saygı duysamda artık öğretmenlere olan saygımı kaybetmiştim. Hiç de düşündüğüm gibi kahraman falan değillerdi. Kendim bildim bileli sahip olduğum tek hayalimden de vazgeçtim böylece(belki de bahanelere ihtiyacım vardı sadece, bilemiyorum). Zaten anlamıştım ki dünyada değiştiremeyeceğim kadar kötü bir yerdi.
    O günden sonra sanırım hiç hayalim olmadı. Artık her şey yaşanması gereken bir süreçti. Hiç sorum da olmadı cevabımın olmadığı gibi, onların istedikleri cevapları bulmam yeterliydi zaten..
    Zaman hep bir şeyler götürmedi tabi, getirdikleri, öğrettikleride vardı. Mesela kahramanlara ihtiyaç duyulmayan bir dünya için mücadele etmenin kahraman olmaktan daha değerli olduğunu öğrenmiştim. Hiçbir zaman başaramayacak olsan da çabalamanın kıymetini. Tüm bunları öğrenmiştim öğrenmesine ama zaman geç kalmıştı bana galiba. Çünkü artık benden geriye hiçlikten yorulmuş, öz güvenini kaybetmiş, utangaç bir kız kalmıştı.
    Şimdilerde ise gitmem gerektiği için gittiğim bir üniversitede seçmem gerektiği için seçtiğim bölümde de olsam, eleştirdiklerimden olmamak için yeniden yürümeyi öğrenmeye çalışmaktayım..
    Belki bu bir kitap incelemesi diye kızmaktasınız bana ama her kitap okuyucusuna göre yön alır biraz. Bu kitap yarım kalmış bir hikayeye götürdü beni. Benim hayatta genelde söyleyecek pek sözüm olmadı, içimde kalan birkaç cümleyi de dökmek istedim ortaya. Bunları yazdım o yüzden. Buraya kitapla ilgili bir şeyler de yazabilirdim ama bilemem ki sizi hangi kayalıklara vurur,denizlere mi yakın olursunuz göklere mi? Doğumlara mı götürür ölümlere mi bilemem ki. Ama her şeye rağmen çıkmanız gereken bir yolculuk olduğunu biliyorum.. ve umarım sizin hikayeleriniz tamamlanır..
    https://youtu.be/SaahCUV4Yiw
  • 296 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Yalnızlığında insan… Yalnız kaldığında değil, bir başına bulunduğunda değil; kendi içinde kocaman yalnızlığında… Burada edebi tahliller yapacak değilim. Hediye edilen kitaplarla sevdim okumayı ki bunlardan en güzelidir Kalp ile Sır. . Köy hayatı, kütüphane, tasavvuf ve doğa. Kendimi bulmak, içimde yalnız gezen kimliğime dokunmak ve bunları yanı başınızda hissettiğiniz bir nefesle yapmak. Bazen “bunu okumalısın” demiş olan biri, bazen yazarın ta kendisi, bazen okuduğunuz kitaptaki karakterler, tipler. Hep yanınızdadır ama siz yalnızlığınızı da yaşarsınız bunca kalabalıkta.

    Kalp ile Sır dedik kaldık. Dönelim sevincimizi bulmaya. Mustafa Kutlu kitabının yarısına kadar sizi asıl hikâyeye hazırlıyor. Düşünüp duruyorsunuz, aslında bizim hikâyemiz de anlatılacak olsa nice hikâyelerden bahsetmek gerekir bunun öncesinde… Hâsılı “Babalar ve Oğullar” mıyız? Yoksa sularını nice derelerin, nice pınarların karıştığı ırmaklar mıyız?..

    Bunları düşünedururken bir yandan kitaplara gömülü hayatlar var Kitapları seven karakterler var hikâyemizde... Kendini arayışın bir başka boyutu… Tanpınar var ziyadesiyle, İstanbul var, sahaflar var, erenler var, alperenler var, sahabeler var, fetih var, İstanbul anlatılır da tarihsiz olur mu? Buram buram tarih var satırlarda. Yüreğinize “Yürüyelim Seninle İstanbul’da” dedirtecek günler var sayfalarda.

    Yolunda gitmeyen ilişkiler var. İlişki deyince çok çelişik oluyor “ilişmek” değil zira sevmeler; sevdalar var ayrılıkların da dâhil olduğu… Mukadderat deyip geçebiliyor muyuz? Bilmiyorum. Ama her kapanan kapının ardında bir açılanı var.

    Ve “Bir Dağ Başı Yalnızlığı” en nihayetinde… Sessizliği ve karanlığı dinlemek… Tefekkür etmek… Bir inziva hali ve bir köy… Orda uzakta… Gezmesek de tozmasak da…

    Kesin ve keskin bir bitiş yok hikâyemizde… Sahi neyi tam anlamıyla bitirebilmiş ki insanoğlu? Neyi tamamen elde etmiş ki? Söylenir ya hani: "Mâ lâ yüdrakü küllühü, lâ yütrakü küllühü”. Şu demektir: tamımı idrak olunamayanın, tamamı terk edilemez. Onca eksik idrakimizin arasında hangi kaçış, hangi terk tam olabilir ki?

    Selam ve dua ile…
    Keyifli okumalar…
  • 512 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Bu kitabı okumak için biraz geç kalmışım sanki.İlk çıktığı dönemde herkesin elinde-dilinde bu kitap vardı.Ve nedense çok övüldüğünden midir bilmem elim bir türlü okumaya gitmemişti.Ya da belki sadece benim için zamanı değildi.
    Suga kitabı okuyup sende oku diye önerince yeniden düştü aklıma.Bende bir kurban seçtim kendime ve Rosamary arkadaşımla başladım okumaya ^^
    Tabi bunun eksilerini düşünemedim.Göz yaşları ile dolu mesajlar mı almadım, beni neye bulaştırdın böyle demeler ve daha neler neler.Ve haklıydı da.
    Bu kitaba başladığımda sanırım anlatım şekli yüzünden ilk etapta bağlanamadım hikayeye.Okuyorum ama böyle sırf okumak için.Ne zaman ya da nasıl olduğunu söyleyemem ama bir bakmışım ki kitabı yarılamışım.Sanırım farkına varmadan adapte olmuş ve kendimi kaptırmıştım.
    Okurken çoğu yerde durup kendimi sorguladım.Hayat telaşesine çevremize, sevdiklerimize en önemlisi de kendimize hiç bakmıyoruz.Neler olduğunun çoğu zaman farkında bile değiliz.Ve bu beni korkuttu.O kadar kaptırmışız ki kendimizi yaşamayı, sevmeyi, mutlu olmayı bırakmışız gibi...
    Finn ve Toby kesinlikle muhteşem bir detay.Onların yaşamlarına dokunmak, en azından yaşamlarına bir pencereden bakmak bile beni mutlu etti.June ve Greta ise kendimi sorgulama sebebimdi kesinlikle...
    Bilmiyorum bu kitabı anlatamıyorum.Kelimelere dökemiyorum bende ki etkisini.Sadece sevdim demek geliyor içimden.Eğer vaktiniz olursa bir şans verin derim ^^ Ah birde ağlamaklı, boğazınızın düğümlendiği bir hikaye olacağı konusunda da uyarayım.Şuan bile bu konuda uyarmadım diye azarlanıyorum ^^