Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“İsrâiloğulları arasında, biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör, üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları denemek istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek, ala tenliye gelerek:

«–En çok istediğin şey nedir?» dedi. Ala tenli:

«–Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu hâlin benden giderilmesi…» dedi. (Bu söz üzerine) melek onu sıvazladı ve vücudundaki ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin mal nedir?» dedi. Adam:

«–Devedir.» dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

«–Allah sana bu deveyi bereketli kılsın.» diye duâ etti (ve yanından ayrıldı).

Sonra kele giderek:

«–En çok istediğin şey nedir?» diye sordu. Kel:

«–Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi.» dedi. Melek onun (başını) sıvazladı, (bir anda) kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek devamla:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin şey nedir?» diye sordu. O da:

«–Sığır…» dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

«–Allah sana bunu bereketli kılsın!» diye duâ ettikten sonra körün yanına gitti ve:

«–En çok istediğin şey nedir?» diye sordu. Kör:

«–Allâh’ın gözlerimi bana geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum.» dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa melek:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin şey nedir?» diye sordu. O da:

«–Koyun…» dedi. Bunun üzerine ona, döl veren bir gebe koyun verildi.

Deve ve sığır yavruladı, koyun da kuzuladı. Neticede birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Daha sonra melek, ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

«–Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere, önce Allah, sonra senin yardımın ile ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına, senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum.» dedi.

Adam:

«–Mal verilecek yer çoook.» dedi. Melek:

«–Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allâh’ın zengin ettiği abraş (ala tenli) değil misin?» dedi. Adam:

«–Bana bu mal, atalarımdan miras kaldı.» dedi. Melek:

«–Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin.» dedi ve sonra eski kılığına girip kelin yanına gitti. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

«–Yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin.» dedi. Daha sonra körün kılığına girip bu sefer de onun yanına gitti ve:

«–Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allâh’ın, sonra da senin yardımınla yoluma devam edeceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına, senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim.» dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

«–Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allâh’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım.» dedi.

Melek:

«–Malın senin olsun. Bu, sizin için bir imtihandı. Allah senden râzı oldu, arkadaşlarına gazab etti.» cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).” (Buhârî, Enbiyâ, 51; Müslim, Zühd, 10)

Nîmetleri ihsân eden Cenâb-ı Hak’tır. Kula düşen ise, kendisine lûtfedilen nîmetlerin şükrünü îfâya gayret gösterip, nâil olduğu bu ihsan ve ikrâmı, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına cömertçe tevzî edebilmektir. Zira nâil olduğu nîmet karşısında tevâzû içerisinde şükredip, karşılaştığı bütün sıkıntı ve musîbetler karşısında büyük bir metânetle sabredebilmek, murâkabe şuuruna ermiş bir kalbin sanatıdır. Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazandıran bu şuurdan mahrum bir gönül, darlık ve bolluk, felâket ve saâdet, hastalık ve sıhhat gibi farklı hâllerde dâimâ farklı davranacaktır. Bu hakikat, âyet-i kerîmede şöyle ifâde buyrulmaktadır:

“İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nîmet verdiğinde; «Rabbim bana ikram etti.» der. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise; «Rabbim beni önemsemedi.» der.” (el-Fecr, 15-16)

Bir imtihan yurdu olmasından dolayı dünya hayatı, dâimâ sevinç veya keder hâli üzere devam etmez. Bu sebeple, sevinç vesîlesi bir durumla karşılaşınca şımarmak, keder sebebi bir iptilâya uğradığında da ölçüsüz şekilde üzülmek, kişiyi büyük yanlışlara sürükleyebilir. İşte bu tehlikeli durumdan mü’min, ancak nîmete kavuşunca şükretmek, sıkıntıya düşünce sabır göstermekle kurtulabilir.

Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurmuştur:

“Senin iç dünyan bir misâfirhâne gibidir. Sevinçler de, kederler de gelip geçicidir. Ne sevinçlere aldan, ne de gamları kendine dert edin! Gamlar sürûruna mânî olursa üzülme; çünkü o gamlar, sabredersen senin için sevinç ve neşe hazırlamaktadır.”

Dolayısıyla denilebilir ki, şükür ve sabır, bütün hayatı hayır üzere geçirebilmenin yegâne yoludur. Bunu da Allah Teâlâ yalnız mü’minlere ihsan buyurmuştur. Nitekim Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân -radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Bu özellik, sadece mü’minde vardır:

Sevinecek olsa şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

Unutulmamalıdır ki şükür, şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla da nîmetin zevâline engel olma irâdesidir. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın şükür hakkındaki vaadi, âyet-i kerîmede şöyle bildirilmiştir:

“…Şükrederseniz (elbette size olan) nîmetimi artırırım…” (İbrahim, 7)

Bu hakikati, Şeyh Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri de şöyle ifâde eder:

“İyilik bilen insanlar, nâil oldukları nîmeti, şükür çivisiyle mıhlarlar.” Yani Allâhʼa şükretmek sûretiyle o nîmetin elden gitmesine mânî olma firâsetini gösterirler.

Ayrıca Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi:

“Nîmete şükretmek, nîmetten daha hoştur. Şükrü seven kimse, şükrü bırakır da nîmet tarafına gider mi? Şükretmek, nîmetin canıdır. Nîmet ise deri gibidir, kabuk gibidir. Çünkü seni Dostʼun kapısına ancak şükür götürür. Nîmet insana uyanıklığın zıddına gaflet de verebilir. Şükretmek ise, dâimâ uyanıklık getirir. Sen aklını başına al da şükür nîmeti ile gerçek nîmeti avla!”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, “Şükür, îmânın yarısıdır…” (Süyûtî, I, 107) buyurmuşlar ve kendilerinde bulunan herhangi bir nîmetin başkalarında olmadığını gördüğünde de, hemen Allâh’a şükretmişlerdir. Nitekim bir defasında kötürüm bir hastanın yanına uğrayıp onun hâlini gördüğünde, hemen hayvanından inerek şükür secdesine kapanmıştır. (Heysemî, II, 289)

Bu sebeple Şeyh Sâdî-i Şîrâzî de bizleri şöyle îkâz etmektedir:

“Yolu üzerindeki kuyuyu fark etmekten âciz bir kör gördüğün zaman (sana verdiği görme nîmeti için) Allâh’a şükret. Şükretmezsen, sen de kör sayılırsın.”

Yaratılışındaki izzet ve asâleti muhâfaza etmiş olan her insan, kendisine bir bardak su ikrâm edene dahî vicdânen bir teşekkür borcu hissederken, insanoğlunun, bütün nîmetlerin kaynağı ve ikrâm edeni olan Rabbine karşı alık ve abûs kalması, akıl, iz’an ve vicdan dışıdır. Bu hâl, ancak düşünce yoksulluğu ve his donukluğunun bir ifâdesidir.

Buna rağmen, maalesef pek çok kimse, Allâh’ın kendisine lûtfettiği sayısız nîmetlere karşı gaflet içindedir. İnsanların bu derin gafleti sebebiyle Rabbimiz:

“…Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe, 13) buyurmaktadır.

Şükürsüzlüğün, kişiyi dûçâr edeceği âkıbeti göstermesi bakımından Şeyh Sâdî’nin naklettiği şu hâdise de ne kadar ibretlidir:

“Bir hükümdarın oğlu attan düşmüş ve boyun kemikleri birbirine girmişti. Öyle ki, boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Başını çevirebilmek için bütün gövdesini döndürüyordu.

Yurdundaki bütün doktorlar tedavisinde âciz kaldılar. Yalnız komşu ülkedeki bir doktor, başını eski hâline getirebildi ve damarlarıyla kemiklerini düzeltti. O doktor olmasaydı şehzâde sakat kalacak, belki de ölüp gidecekti.

Şehzâde iyi olduktan sonra, onu tedâvi eden doktor, şehzâde ve hükümdârı ziyarete gitti. Kadirşinaslıktan zerre kadar nasibi olmayan nankör hükümdarla vefâsız şehzâde, ona hiç yüz vermediler. Doktor, hâlini onlara belli etmese de, kendisine revâ görülen bu nâhoş muâmele sebebiyle bir hayli üzüldü, incindi. Hükümdarla şehzâde utanacakları yerde doktor utanarak başını yere eğdi. Kalkıp giderken şöyle mırıldanıyordu:

«Ben onun boynunu çevirip eski hâline koymasaydım, bugün yüzünü benden çeviremezdi.»

Doktor, gördüğü bu hakâret karşısında, hükümdarla oğluna bir hikmet dersi vermek üzere şehzâdeye bir tohum gönderdi ve şu haberi yolladı:

«Şehzâde bunu buhurdana koyup yaksın. Çok güzel ve şifalı bir tütsüdür.»

Şehzâde doktorun gönderdiği o tohumu yaktıktan sonra dumanından aksırdı. Aksırınca başı eskisi gibi çarpıldı. Hükümdârın emriyle doktoru çok aradılar, fakat bir türlü bulamadılar. Kendisinden özür dileyeceklerdi. Ne çâre ki, iş işten geçmişti.”

Şeyh Sâdî bu hikâyesine şu hikmetli söz ile son noktayı koyar:

“Cenâb-ı Hakk’a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!..”

Velhâsıl, şükür; kulun, kendisine lûtfedilen nîmetlere ve iyiliklere karşı sevinerek, onları ihsân eden Rabbine çeşitli söz ve davranışlarla hâlisâne bir kullukta bulunmasıdır.

Lâyıkıyla şükreden bir kul olabilmek için de, sadece nâil olunan nîmetlerin Allâh’ın lûtfu olduğunu bilmek ve bunu dille ifâde etmek kâfî değildir. Rabbimize karşı îcâb eden ibâdet ve davranış güzelliklerini îfâ etmek, yâni amel-i sâlihlerde bulunmak zarûrîdir.

Yâ Rabbi, bahşettiğin nîmetlerin şükrünü lâyıkıyla îfâ etmekten âciz olduğumuzun şuur ve idrâki içerisinde, sonsuz af, merhamet, lûtuf ve ihsânına sığınıyoruz. Biz âciz kullarını sabır ve şükür yolundan hiçbir zaman ayrılmayan ve neticede rızâ-yı ilâhîne nâil olan sâlih kullarından eyle…

Âmîn…

lumière, bir alıntı ekledi.
15 May 22:01

Hikmetli söz, mü’minin yitiğidir; onu nerede bulursa hemen almalıdır.

Kitap Tiryakiliği, İbrahim Ünal (Sayfa 25 - Tirmizi)Kitap Tiryakiliği, İbrahim Ünal (Sayfa 25 - Tirmizi)
Mur@t, bir alıntı ekledi.
15 May 21:46

Bilge kişi ölmeden hemen önce halkını geniş bir meydanda toplar. Gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur.
Halktan biri öne çıkarak “bize” der “sevgiden söz et”
Bilge anlatır, anlatır, anlatır…
Bir diğeri “bize aşktan, evlilikten söz et” der, anlatır…
Bunu “alışveriş hakkında ne dersin?” diyen biri izler, anlatır…
“Çocuklardan bahset” derler, anlatır…
“Eğitimden bahset” derler, anlatır…
“Çiftçilikten bahset” derler, anlatır…
“Alınterinden, emekten ve adaletten” bahset derler, anlatır…
Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır…
Konuşmasının sonuna doğru birisi “Bize ‘din’den bahset” deyince Bilge şöyle cevap verir;
“Bahsettim ya, dinlemedin mi?”
Ve devam eder: “Siz zamanınızı, bunlar Allah’ın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz? Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır. Her an Allah huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?”

Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 14)Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 14)

"Adamın biri Lokman Hekim’im yüzüne, kalın ve çatlak dudaklarına dikkatle bakarak onu hakir görmek istemiş. Hazreti Lokman, bu ham adama kızmadan şu hikmetli karşılığı vermiş: ‘Yüzümün siyah, dudaklarımın kalın ve çatlak olduğuna hakaretle bakma! Çünkü onları ne ben boyadım ne de ben çatlattım. Benim elimde olan, o kalın dudaktan kötü söz çıkarmamak, o siyah yüzü, yanlış bir işle utandırmamaktır. Kalbim beyaz, sözüm inci gibi olduktan sonra, yüzümün siyah, dudağımın kalın oluşunun ne ehemmiyeti var?

Berat Duası, Hayırlı kandiller diliyorum
"Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, ey ihsân ve ikram sahibi olan ve kendisine ihsan edilemeyen, ey Celâl ve İkrâm Sahibi, ey lutfu ve ihsânı bol olan, Sen’den başka ilâh yok, sen kendisine ilticâ edenlerin yardımcısı, kendisine sığınanlara emân veren, korkanların kendisinde emniyete kavuştuğu yüce zât’sın.

Allah’ım! Beni katında, Ümmü’l-Kitâb’daşakî/kötü veya mahrûm veya kovulmuş veya rızkı dar olarak yazdıysan, Allah’ım fazl u ihsânınla kötülüğümü, mahrûmiyetimi, kovulmamı ve rızkımın az olmasını sil, beni katında, Ümmü’l-Kitâb’da saîd/iyi, rızkı bol ve hayırlara muvaffak olan bir kulun olarak yaz. Şüphesiz Sen Rasûl’ünün lisânı üzere indirilen Kitâb’ında bir söz buyurdun ve Sen’in sözün haktır:

«Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sâbit bırakır. Ümmü’l-Kitâb (Ana Kitâb) O’nun yanındadır.»(er-Ra’d, 39)

İlâhî! En büyük tecellin ile «Her hikmetli işe kendisinde hükmedilen»(ed-Duhân, 4)ve kesin karar verilen mübarek Şa’bân’ın yarısı gecesinde, bizden bildiğimiz, bilmediğimiz ve Sen’in bildiğin bütün belâları uzaklaştır. Şüphesiz Sen en yüce ve en keremlisin. Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!” (Bkz. Ali el-Müttakî, no: 5090)

Adamın biri Lokman Hekim’im yüzüne, kalın ve çatlak dudaklarına dikkatle bakarak onu hakir görmek istemiş. Hazreti Lokman, bu ham adama kızmadan şu hikmetli karşılığı vermiş: ‘Yüzümün siyah, dudaklarımın kalın ve çatlak olduğuna hakaretle bakma! Çünkü onları ne ben boyadım ne de ben çatlattım. Benim elimde olan, o kalın dudaktan kötü söz çıkarmamak, o siyah yüzü, yanlış bir işle utandırmamaktır. Kalbim beyaz, sözüm inci gibi olduktan sonra, yüzümün siyah, dudağımın kalın oluşunun ne ehemmiyeti var?

Ne Ehemmiyeti Var
Adamın biri Lokman Hekim’in yüzüne, kalın ve çatlak dudaklarına dikkatle bakarak onu hakir görmek istemiş. Hazreti Lokman, bu ham adama kızmadan şu hikmetli karşılığı vermiş: ‘Yüzümün siyah, dudaklarımın kalın ve çatlak olduğuna hakaretle bakma! Çünkü onları ne ben boyadım ne de ben çatlattım. Benim elimde olan, o kalın dudaktan kötü söz çıkarmamak, o siyah yüzü, yanlış bir işle utandırmamaktır. Kalbim beyaz, sözüm inci gibi olduktan sonra, yüzümün siyah, dudağımın kalın oluşunun ne ehemmiyeti var?

Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
 04 Nis 12:16

- Muhabbet iki başlı olacak arkadaş. Tek taraflı oldu mu sakat. Kara sevdaya girer.
- Çaresi?
Hikmetli bir söz söylüyor Kahveci:
- Ya tahammül ya sefer!

Menekşeli Mektup, Mustafa KutluMenekşeli Mektup, Mustafa Kutlu
Gülce, bir alıntı ekledi.
02 Nis 12:06

"Ama aşk dediğin nedir ki?
Postacı:
-Nedir?
Kahveci gülümsüyor, hafifçe eğilerek:
-Muhabbet iki başlı olacak arkadaş.Tek taraflı oldu mu sakat.Kara sevdaya girer.
-Çaresi?
Hikmetli bir söz söylüyor kahveci:
-Ya tahammül ya sefer!.."

Menekşeli Mektup, Mustafa Kutlu (Dergah Yayınları,Mustafa Kutlu)Menekşeli Mektup, Mustafa Kutlu (Dergah Yayınları,Mustafa Kutlu)

perde
Güneş Veda Edince Biten Güne
Bir Garip Hal Düşer Cana Bedene

İnsan Kendi Kefenini Çeker Üstüne
Kapanınca Gözler,Açılır İlahi Perde


Varlık Dünyasına Veda Et...Sırrı Hakikate Açılacak Bir Kapının Önünde Olacaksın Bu Gece...Yolun Uzun...Varacağın Yer
Alem-i Lâhut ( Hakikat Alem-i )....

Herkes Kendince Bir Mana Çıkartacak Bu Yazıyı Okurken....Ama Sen Derun-i İdrak İle Okuyacaksın...Sırrına Erdiğin "Tefekkür" Hazinesi,Seni Diğerlerinden Ayrı Tutacaktır...Varlığın Hiç Olduğunu Öğrendiğin Günü Unutma Sakın...Tüm Hiçliğinle Oku,Okuyacaklarını...

Var Olmanın Hakikatine Erdiğin Gün İle Anla...Çünkü Sen Yokluğun İçinde Var Olan Bir Hiç Olduğun Günü Biliyorsun...O Gün Kavuştuğun Tefekkür Hazinesi,Seni Bu Yüzden Ayrı Tutacaktır...

Ne Akıl,Ne Göz,Nede Kalp İle Değil...İlah-i Rahmetin Nefesi Olup Hiçliğin İçinde Var Ettiği Ve Melekleri Sana Secde Ettirdiği Günü Hatırlayarak Oku...


O Hiçliğin İçinde Var Olup Hakikat Kapısından Çıktığın Gün,Herşeyi Unutmuştun...Yalan Ve Hayalden İbaret Olan Bu Dünyada O Kapıyı Hiç Aklına Bile Getirmedin....

Hatta Kendini Öyle Kaptırmıştın Ki,Bir Ara Bu Dünya Gerçek Ama Orasına Şüphe İle Baktın...Aklını Kurcalayan Sorular Seni Bu Duruma Getirmişti...

Ama Kalbinde Bir His Vardı...Seni,Senle Çelişkiye Düşürecek Sözleri Kalbin Sana Fısıldıyor Ve O Sorgulamaların Hemen Yok Oluyordu...

Sebebini Sende Bilmiyorsun Neden Bu Hallerin Olduğunu...Bilmiyorsun Çünkü Unutmuştun Hangi Kapıdan Çıkıp Bu Dünyaya Geldiğini...
Ama Kalbin Unutmadı...Ruhun Unutmadı...

Unutmayan Ruhun Seni O Kapının Girişine Tekrar Getirmek İstedi...Ve Artık O Engel Olamadığın Ruhun Verdiği His Seni Aramaya Zorladı...

Bu Yüzden Aramaya Başladın...Kitaplar Okudun...Bulanlar Nasıl Bulmuş Onların Gittiği Yoldan Gitmek İstedin...Ama Hep Bir Eksiğin Olduğunu Hissettin...Asla Bulamacağının Korkusu Vardı Hep...

Bulanlar Tarihte Kalmıştı...Onlar Artık Kitaplarda Birer Menkıbe,İlahilerde, Şiirlerde Ve Kasidelerde Kalmışlardı...

Yaşayanlardan Birini Bulmak Senin İçin Hayalden Öteye Geçemiyordu...
İçinde Ki Arayıp Bulma Hissi,Seni Her Gün Eritmeye Başladıkça,Sen Dahada Suskunluğa Bürünmeye Başladın...

Göğsünde Olan Biteni Kimselere Anlatamıyor Ve Kimsenin de Seni Anlamayacağını Biliyordun...
Yalnız Kaldığının Farkındaydın...Yalan Dünyada Gerçeği Aramak,Gerçeğin Kapısına Varmak Nasıl Mümkün Olabilirdi ki?

Yada Arayıp Bulan Birileri Varmıydı Onuda Bilmiyorsun...
Her Gözde,Her Yüzde,Bir Manalı Bakış İle O Kapıya Varmış Birilerinin Gizemli Olduklarını Düşünerek "Acabalar" İle Yılların Geçti...

"Eğer Birisi Bulmuşsa,Mutlaka Ya Kıyafetini Değiştirir Yada Gizemli Konuşur" Düşüncesi Seni Aldattı Hep...
Allahın Gizlen Dediği Kulları Vardır...Tıpkı Habibi Zişan-ı Efendimiz Aleyhisselama İlk Yıllar da Gizlen Dediği Gibi...

Sakın "Ama O Peygamberdi,Ben Kimim ki " Deme...Allah Adına Konuşup'da
Şirke Düşme...
Zira O Kime Neyi İsterse Verir Ve Kimden Neyi İsterse Alır...

Eğer Ki Bir Veli Kuluna Velayet Verip Ona Vahyetmişse Buna Şaşırma...
Ve Ona " Halkın İçinden Halk Gibi Ol " Demişse,Kıyafete Görünüşe Aldanıp Gizemler Arama....

Bu Düşünceler İle Ömrünü Tüketirsin...Ve Dünyalık Yaşayıp Göçenler Gibi Yaşarsın...Vuslata Eremeden Göçer Gidersin...

Unutma...Hakikat Kapısına Varmak İçin,Önce Benlik Belasından Kurtulacaksın,Sonra Nefsinden Sıyrılacaksın...

Bedenindeki,Ne Et Nede Kemik İle Yaptığın İbadetlerin Seni Oraya Götürmeyecektir...
Ruhuna Verilmiş Olan Bir Hazine Vardır...O Hazinenin Ne Olduğunu Bulacaksın...Ve Bulduğun Vakit Anlayacaksın ki ; "İnsan O Tefekkürün Nedenli Büyük Bir Hazine Olduğunu Bilseydi,Yemeği Ve İçmeyi Unuturdu" Diyeceksin..

Hakikat Kapısına Bedendeki Et Ve Kemikle Değil,Tefekkür İle Gelebilirdin...
Ve Sen Bu İlk Sırrı Öğrendiğin Gün,Hayatı Ve İnsanları Tefekkürle Seyre Dalıp Bir Müddet Bu Hal İçinde Yaşayacaksın...

O Kapıya Varmak İçin En Büyük Hazineni Kullanacaksın...Ve O Tefekkür Hazinen Ummadığın Bir Anda Seni Götürecektir O Hakikat Kapısının Önüne....

Önce Bir Müddet O Devasa Kapının Önünde Durup,O İhtişama Hayran Hayran Bakacaksın...Tarifi Olmayan Duygular İle Doldukça Dolacaksın...

Sanki Yıllardır Evini Çaresizce Arayan Ve Kimsesi Olmayan Yetim Gibi Hissediyorsun...
Evini Bulmanın Verdiği Güven Ve Huzur Hissini Anlatamıyorsun...Dilin Tutulmuş,Boğazın Düğüm Düğüm Olmuş Yutkunamıyorsun...
Gözlerin Doldukça Doluyor,Ama Birtek Kelime Etmeye Cesaretin Yok Ağzını Açamıyorsun...

Bir Müddet Bu Duygularla Kapının Önünde Duruyorsun...Ama Kapı Açılmamıştır Daha...Ve Açılacak Gibide Görünmüyor...
Ne Bir Ses Var Nede Bir Haber...

Sanki Sana Karşı Bir Kızgınlık Tavrı Varmışcasına Tüm Heybetiyle Duruyor Karşında...Bunu Hissediyorsun...

Ve Hissettikçe Aklına Yaptıkların Geliyor...Yalan Dünyada Ki Hallerin Geliyor ...Bir Anlık Belki De Milisaniyelik Şüpheye Düştüğün Anları Hatırlıyorsun...
Ve O Çok Kısa Anlar Bile Sana Adeta Asırlar Gibi Gelmeye Başlıyor...

Utanıyorsun Bu Defa...Yüzün Yere Geliyor...Bakışlarını Kaçırmaya Çalışıyorsun...Pişmanlığını Ve Hüznünü Anlatacak Kelimeler Bile Adeta Senden Kaçıyorlar...

Diyecek Hiç Bir Şeyinin Kalmadığını Anlayınca,Tek Yapabildiğin Aciz Ve Sefil Halinle Başını Kapının Eşiğine Koyuyorsun...

Hıçkırıklara Boğulmuş Bir Halde Ağlayarak Yalvarıyorsun...Kendine Hakim Olamıyor Ve Titremeye Başlıyorsun...

Yıllardır Aradığın Evini Bulmuştun...Yüzlerde,Gözlerde Hatta Konuşulan Konu Ve Sözlerde...Kimseye Anlatamadıklarını,Aradığının Ne Olduğunu Kimselere Söyleyemediğin Halde Bulmuştun,Ummadığın Bir Anda...Daha Açılmamış Olmasına Rağmen,O Kapı Bile Sana Aradığın Huzuru Ve Mutluluğu Vermişti...

Ama O Evin Kapısı Bile Sana Kızgındı...Çünkü Lekesiz Gelinirdi Oraya...

Dünyada ki Sırat Köprüsü Misali Kıldan İnce Kılıçtan Keskindi O Kapıya Varmak...Varıp'da Eşiğine Başını Koymak Bile Bir İhsan-ı İlahi,Kerem-i İzetti...

Fakat Hangisi Daha Vahim'di...O Kapının Bile Sana Kızgın Olduğunu Bilip Açılmaması'mı,Yoksa O Kapıya Hiç Gelememek mi?

Bu Düşünceler İçinde Sonu Olmayan Sorularla,Cevaplarla Bir Çıkmazın İçine Düşüp Ne Yapacağını Bilmiyorsun...

Başın Eşikte Secde Eder Halde,Ağlamaklı Ve Çaresizlik İçindeyken Yine O Hazinen Yolu Gösterecek Ve Sana Tefekkür İle Söyletecektir Bir Şiir...


Nicedir Gezdim Dünyada Senden Bi-Haber
Vardım Kapına Açılmaz,Kızar Bana Sitem Eder

Ya İlah-i Rahmetin'den Mağfiret Gelmezse Eğer
Kan Ağlar Gözlerim,Senden Gayrı Beni Kim Teselli Eder

Başım Hicran İle Secde Eder Kapına
Halime Acı Sığındım Sonsuz Affına

Sen Bilirsin Allahım Yüreğimdeki Sızıyı
Medet Yarabbi Kerem Et Aç Şu Kapıyı


Bu Hicran Ve Hüzün Dolu Haller İçinde Söylediğin Sözler,Tefekkür Hazinenin İçine O Anda Hakkın İlham Ettikleriydi...

Seni Sana Bıraksaydı Konuşacak Dermanın Olmadığı İçin O Kapıdan Eli Boş Gönlü Boş Olarak Dönüp Gidecektin...

Ama Açılmıştır Artık Zorlu Bir Kapı...Tüm Görkemi Haşmeti Ve Kulakları Sağır Eden Tok Bir Sesle,Yavaş Yavaş Açılır İçeriye Doğru...

Sana Olan Kızgınlı Gitmiştir Biranda...Çünkü Emir Buyurdu Yaradan...
Gel Der Sanki O Kapı Sana,En Naif Ve Misafir Perverliği İle...
Onun Bile Gönlünü Almışsın Gibi Sana Tebessüm Ettiğini Hissediyorsun...

Hakikat Diyarına Açılan Kapının Önünde,Bu Defa Şaşkınlık Ve Hayranlıktan İçeriye Adım Atamıyorsun...
Gördüklerini Tarif Edecek Ve Benzetme Yapacak Ne Kelime Nede Bir Nesne...Yahut Bir Mekan Yoktur...

Hayalin Erişemediği,Kitapların Anlatamadığı Öyle Bir Yer Ki,İhtişamı Bütün Tüylerini Diken Diken Ediyor....

Ve Bir Ses Duyuyorsun Aniden...Üçlü Bir Ses...Ne Kadın Sesine Benziyor Nede Erkek...

Ne Çok Sert Nede Çok Yumuşak Bir Ses...

Ne Her Yerden Geliyor Nede Tek Bir Yerden...Tüm Varlığının İçinde Yankılanıyor Adeta...



" GEEEEL " Diyor Sana...Gir Hakikat Alemine...Burayı Sana Verdim...Ben Vaad Ettiğimi Yaparım...Kralların,Hükümdarların Kimsenin Gücünün Yetmeyeceği Benim..." BEN SENİN RABBİN OLAN ALLAH'IM "

Yok'tan Var Ederim Dağları,Taşları...Çatlatır İçlerinden Çıkartırım Çiçekleri Ağaçları,Suları...Benim İşime Akıl Erdiremez Kimse..."GEL".

Varılmaz Diyardan Seslenmiştir Rabbin Sana...

Ve İçeriye Adımını Atıyorsun...O Hayranlık Ve Hayret Verici Manzarayı İzliyorsun...Sanki Geniş Ve Uzun Bir Balkonda Durmuş Dünyayı,Evrenleri Ve Cümle Kainatı Adeta Uzaydan İzliyorsun...


Sessizliğin Adeta Sağır Olduğu Bir Yerdir Burası...Sanki O Gördüğün Cümle Kainat Gözlerini Yummuş,Kalbinden Sessizce Allahı Zikir Eden Bir Derviş Misali,Bir Hal İçindedir....Gözlerin Açılıp Uzakları Yakın Ettiği,Her Bir Aleme Gidilen,Sırlara Erilen Ve İlim Yoluna İlk Duraktır Burası...

Her Bir Alemde Sonsuz İlimler Vardır...Her Alemin Kendine Has İlmi Sırları Vardır....

Fakat O Alemlere Gidemiyorsun... Senin Bir Engelin
Var...Elini Uzatsan Hemen Önündeymiş Gibi Uzakları Yakınında Görüyorsun...Ama Bir Engelin Vardır...Gitmene İzin Vermiyor...

O Engelin Ne Olduğunu Düşünmeye Başlıyorsun...Ama Bir Türlü Bulamıyorsun...Bu Güzelliklere Ve Hikmetlere,Böylesi Rahmani Hallere Ermene Vesile Olan En Büyük Hazinen "Tefekkür" Bile Sana Yardımcı Olamıyor Artık....

Bu Mertebelere "Tefekkürün" Sayesinde Gelmiştin...Karmaşa Ve Yalandan İbaret Olan Dünyada,İnsanların Hallerine Bakarak Hayatı Sorgulayan,En Sonunda Özüne Dönüp Kalbini Dinlemene Yardımcı Olan
"Tefekkür Hazinen" ,Seni Ancak Bu Mertebeye Kadar Getirebilmişti ...

Ama Buradan Sonrası Onun Bile Yardımcı Olamayacağı Bir Yerdi...Onun Seni Getirebileceği En Son Sınır Burasıdır...
Bu Makamda Artık Tefekkürün Ne Bir Önemi Vardır Nede Bir Yetkisi Yoktur...

Bu Makam ki ; İnsani Halleri Dünyada Bıraktırır...Ermişi Delirtir,Deliyi Erdirir Hakka...Dünyada İken Akıl Etmek ; Bu Maka Niyetlenmek İçin İlk Adımdır...Tefekkür İse Seni Bu Makama Kadar Çıkartır...

Tefekkürün İşi Buraya Kadardır...Bir Adım İleri Atmanı Sağlayacak Hiç Bir Şeyin Yoktur Artık...



Ne Yapacağını Bilemez Bir Halde Duruyorsun...Önünde Duran O Alemlere Dalmak İstiyorsun,Ama Çaresizsin...Elinden Gelen Bir Şey Yok...

Bu Defa ; O Alemlere Sığamayan Allah,Senin Kalbine Vermiştir İlham-ı Vahyini...Ve Okutturur Sana En Muhtaç Halinle Bir Niyaz-i...


Geldim Hakikat Bab-ı na Vardım Secdeye
Hüznüm İle Yakardım,Allahım Al Beni İçeriye

Rahmetin Coştu Emir Verdi O Çetin Kapıya
Açıldıda Girdim,Seyre Daldım Alemi Masivaya

Geçit Yoktur Candan Tenden Geçilmeden
Teslimim Rahmetine,Hem Can İle Hemde Ruhen

Şimdi Yoktur Ne Tefekkürüm Nede İlmim
Kerem Et Allahım,Yolun Sırrına Ereyim



Bir Kere Daha Rabbinin İnayeti İnmiştir Artık...Onun "Alemlere Sığamadım Birtek Kulumun Kalbine Sığdım" Dediği Yere İnmiştir İnayeti...Kalbindedir Artık O...İsmi Keremi İle O Azameti Ve Gücü Rahmeti İle Seslenir...

"İÇ" Der Sana...Hayranlık Ve Şaşkınlıkla Alemi Seyre Dalıp,Görmediğin Ve Fark Etmediğin Önünde Duran Altın Kadehi Görürsün O An...


Eline Alıp İçeceğin Sırada,Bir Kere Daha Seslenir Rabbin...Bu Sefer Namütenahi Mana Dolu Kelamıyla...


Rahmetimden Dolmuş Kadehtir Bu
Haremgâh-ı İlâhi Bade-i Kudret Suyu

Beden İle İçilmez Kıldım Ben Onu
Eritir Yok Eder Canı Teni Vücudu

Dayanmaz Hiç Bir Varlık,Alırsa Bir Yudumu
Üfledim Pek Az İnsana Dayanacak Ruhu

Beni Anmadan İçilmez,Hakikat Sırrına Erilmez
Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu


Rabbin'in Hayretler Verici Sır Dolu Bu Sözleri Karşısın'da,Elinde Kadehle Donup Kalıyorsun...Hangi Bir Kelimesine Baksan Uçsuz Bucaksız Sırlar Ve Manalar Çıkıyor....Ama En Çok Aklına Takılan Son İki Sözü Oluyor...

"Beni Anmadan İçilmez,Hakikat Sırrına Erilmez
Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu"

Nasıl Bir Mana Ve Sırrı Barındırıyor Ki,Bu İki Söz,Hem Onun İsmini Anmadan İçemiyorsun,Hemde Onun İsmi Olmadan İçebiliyorsun?

Bu Nasıl Bir Hikmet Nasıl Bir Sırlı sözdür ki Seni Böylesine Biçare,Elinde Kadehle Öylece Kala Kaldırıyor...

İsmini Anmadan İçemiyorsun Ama Besmelesiz İçebiliyorsun?

Her Ermişin,Evliyanın Ve Dervişin Kendine Has İlham İle Söylediği Sözleri Olduğunu Biliyorsun...Ama Onlar Bir Sekerat (Sarhoşluk) Hali İle Söyledikleri Ve Onlara Ait Sözleri Vardı...

Sen O Ululardan Bir Sözü Alıp Rabbine Söylemezdin...Çünkü Senin Daha Çözemediğin Sırlı İki Cümle Vardı...Hikmetine Ermen Gereken...

O Hikmetin Ne Olduğunu Çözmeden Kimden Bir Söz Alıntı Yapsan,Seni Hakikat Sırrına Götürmeyecek Ve Rahmet Gözünü Açmayacak Ve Kudreti Allah'dan Olan,O Kadehi Belkide Sonsuza Kadar Elinde Tutacaktın...

Tefekkür Hazinen Yanında Değil,Yetkisi Olmayan Bire Girip Yardım Edemiyor Sana...Düşüncelerin İse Karışık...Kendini Toparlayamıyorsun...

Bu Biçare Hal İçinde Boynun Bükük Elinde Rahmani Altın Kadeh,Ne Yapacağını Bilmiyorsun...

Bu Acizliğine Ve Çaresizliğine Bakan Rabbinden Utanıyorsun..Ama Elinden Gelen Bir Şey Yok...Ve Sen Tüm Teslimiyetinle Yinede Ondan Umudunu Kesmiyorsun Ve Ona Sığınıyorsun...

Bu Teslimiyet Halinle Rabbin Sana Tekrar Bir İhsan-ı İlahide Bulunuyor Ve Alemlere Sığamayıp Kulunun Kalbine Sığıp İlham-ı Rahmetini Kalbine Verdiği Anda Bütün Algıların İdraklerin Birden Açılıyor...


Ve Sen Kalbine İlham Edilen Bu İlah-i Vahyi Anlamaya Başlıyorsun...

İlk Söylediğin Söz "AMAN YARABBİ" Oluyor....

Seni O Haremgâh-ı İlâhi ye ( Cenâb-ı Hakkın mübarek kıldığı ve özel kimselerden başkasına açmadığı kutsal mekâna) Gelmeni Sağlayan Şeyin"AŞK" Olduğunu Anlıyorsun...


"Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu" Sözünün Sırrını Çözüyorsun...

Ve Başlıyorsun O Sonsuz Mana Ve Sır Dolu İki Sözün Ardındakileri Kendine Söylemeye...

Allahın Herkese Verdiği Bir İşi Yapmadan Önce Veya Yemeden İçmeden Önce Onun İsminin Anılması Olduğunu Hatırlıyorsun... "Bismillahirrahmanirrahim" ....Bu Rabbini Anmaktı,Bu Sırrı Çözmeye Atılan İlk Ve Doğru Adımdı...

Ama Rabbin "Besmelesiz İçilir" Demişti...Peki Bu Nasıl Olacaktı?
İşte Tam Bu Anda Rabbin Tekrar Kalbine İlham Eder Ve Anlamaya Başlarsın Yine...

"Besmele Kelimesi : Bismillahirrahmanirrahim'in En Başında Olan Ve Özü İtibarı İle Arapçada "İSİM" Anlamına Gelen "SM" Kelimesi'nin Bir Kısaltması Olduğunu Görüyorsun...

"İSİM" Kelimesini Her Şeye Ve Herkese Söyleyebilirdin...Ama Allah,Rahman Ve Rahim Sadece Ona Aitti...

Bu Sözden Anlarsın ki "SM(İSİM)" Kelimesi Onu Anmak İçin Kullanılan Bir Sözdü Ve Rahmaniyet İçermeyen,Tanımlamak Ve Belirtmek İçin Kullanılan Bir Kelimeydi..."SM(İSİM)" Olmadan Rabbini Ana Bilirsin Demişti Allah...

Ve Onun Sonsuz Sır Dolu Sözlerinin Yarısına Gelmeye Başladın...
Artık Onu Nasıl Anman Gerektiğini Biliyorsun...Onun Adı Olmadan O Kadehi İçemeyecektin..."İllahirrahmanirrahim"İn Sadece Onu Zikrettiğini Ve Sadece Onun İle Dolu Olduğunun Farkına Vardın....

Artık "BESMELE" Olmadan İçebilirsin...Ama Daha Çözmen Gereken Bir Sır Dolu Sözü Daha Vardır...

"Besmelesiz İçilir'de,AŞK'SIZ İÇİLMEZ"...

Rabbin Sana Öyle Hikmetli Bir Söz Söyledi Ve Öyle Bir Ruhsat Verdi Ki,

"Bi'sm'illahirrahmanirrahim"in İçinde Olan Bir Kelimeye Tasarrufun Oldu...
Artık Bu Bir Cümlenin İçinden,Hangisinden Tasarruf Edeceğini Biliyorsun...

Ve "SM(İSİM)" Kelimesinden Tasarruf Edebiliyorsun...
Artık Onu Dilediğin Gibi Anma Ruhsatına Sahipsin...

Bu Tasarruf Ruhsatını,Ancak Makamı "Haremgâh-ı İlâhi"yi Nasip Ettiği Kimselere Vermişti Allah...O Makama Gelen,Her Nasip Ettiği Erenler Evliyalar Ve Dervişler Kendilerine Has Ve İlham Edilen Söz İle O Kadehi Yudumlar...


"AŞK'SIZ İÇİLMEZ" Demişti Rabbin...Ve Son İlahi Kelimetullah Sırrını'da Anladın...Aşk İle Gelmiştin O Makama...Rabbin Seni Oraya Getiren Ve Kendisinden Başkasına Aşık Olanı Değil,Rabbine Aşık Olanları Çağırmıştı Kendine...

Artık Rabbinin Sana Verdiği Tasarruf Ruhsatını Kullanarak,Hem "AŞK" İle Onu Anabilir Hemde "SM(İSİM)" Kelimesinden Tasarruf Edip Besmelesiz Anarak Onun Yerine "AŞK" I Koyabilirsin...

Rabbi'nin İhsan-ı İlahisi Ve Kalbine Verdiği Vahiy Sayesinde
O Makama Nasibi Olmuş Her Evliya,Eren Ve Derviş Gibi Seninde Kendine Has Rabbine Söyleyebileceğin Bir Sözün Tamam Olmuştur Artık...

Bütün Teslimiyetin,İçtenliğin Ve Samimi Aşkın İle Coşarak,Tasarruf Edip Tamamladığın O Sözü Söyleyerek Yudumlarsın O Kadeh-i İlahiyi...

"BiAŞKillahirrahmanirrahim"

Artık Tasarruf Ruhsatın İle Tamamladığın Bu Söz "Haremgâh-ı İlâhi"de
Diğer Aşıkların Sözleri Gibi Sana Mahsus Ve Bütün Alemlerde Zikrin Olmuştur...

Her İşe Başlarken "RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN AŞKI İLE" Alamına Gelen
"BiAŞKillahirrahmanirrahim" Senin Zikrin'dir Artık...

Allah'ın Aşkı İle Yanıp Tutuşman,Seni Önce Tefekkür Hazinesine Kavuşturdu,Sonra O Pek Az Kişilere Nasip Edilen Makama Getirdi...

Ve İhsan-ı İlahi İle Rabbi'nin Sana Söylediği Hikmet Ve Sonsuz Manalı Sır Dolu Sözlerin Hikmetine Erdin...

Onun Lütfu Ve Kalbine Sığınması İle Sana Sırrın Manasını Çözdürdü...

Artık İlk Üç Yudumdan Birini "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek Yudumluyorsun...İlk Aldığın Yudumda,Ayakta Durmana Rağmen Düşüp Bayılmıyor,Ama Bilincini Kaybediyorsun...

Sanki Ruhunda Bir Karıncalanma Hissi Olmuş,Gözlerine Bir Karartı İnmiş Gibi Bütün Ruhun Uyuşmaya Başlıyor...

İlk Aldığın O Yudum,Ruhunu Tuz Tanesi Kadar Zerrelere Ayırıyor,Her Bir Zerren Ayrışmasına Rağmen,Hepsinde Ayrı Ayrı Kendini Hissediyorsun...


Her Bir Zerrenin Senin Olmadığını Ve "ALLAAAH" Dedikleri Duyuyorsun...
Rahmetle Hissetmeni Ve Rahmetle Duymanı Sağlamıştır O İlk Yudum...
Artık O Makamda Olanlara Verilen Hikmetlerden Biri Verilmiştir Sana...

"Rahmet İle Duymak"...Kimselerin Duyamadıklarını Duymaya Başlayacaksın...Rahmani Seslere Öyle Aşina Olacaksın ki,Melekleri,Bitkileri Canlı Ve Cansız Bütün Eşyaların "ALLAH" Dediğini Duyacaksın...

Aldığın İlk Yudum,Ruhunu Zerreden Zerreye Böldükçe Yok Olacaksın...
Yokluğun İçinde Var Olan Bir Yok Olacaksın...

Ve Rabbin İlk Yarattığı Gün Gibi Tekrar Seslenerek Var Edip Olduracak seni...

"KÛN" (OL) Diyecek Rabbin...Zerrelerin,Bu Gelen Emirle Bir Anda Var Olacak Ve Kendini Tekrar Ayak Duruyor Ve Kadehi Elinde Tutuyor Bulacaksın...

Öyle Bir Duygu İçine Gireceksin Ki, Elindeki Kadehle O An Mevlana Misali Tebessümle Kendini Tavaf Edeceksin...
Bütün Kainatın O sonsuz Sessizliğinin Gerçekte "ALLAH" Diye Bağırdığını Duymaya Başlayacaksın...Rahmetle Duyuyorsun Artık...

Rabbinin İhsanı İle Sırrına Vakıf Olduğun,Sana Has Zikirin İle...
Bu Haller İçinde Kendi Etrafında Dönerken Durup üç Yudumdan İkincisini İçeceksin...

"BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek...

İlk Yudumda Olduğu Gibi,Yine Bilincini Kaybedeceksin,Ama Bu Defa Bütün Sesleri Duymaya Devam Edeceksin...

Etraf Tekrar Kararacak,Ve Sen Bir Daha Zerrelerin Zerrelerine Bölünecek,Ve Her Birini Duyarak Tekrar Yok Olacaksın O Yokluğun İçinde....

Yokluğun İçinde Yok Olmana Rağmen Bütün Kainatı Duymaya Devam Edeceksin...Hikmetle Verilmiş Ve Açılmış Olan İlahi Duyumunla...

Ve Görmeye Başlayacaksın,Yok Olmana Rağmen...Sanki Hiçbir Yerde Değilsin Ama Her Yerdeymişsin Gibi,Yok Olmana Rağmen Göreceksin...

Aldığın İkinci Yudum,Rahmet Gözünü Açmıştır...Gafletle Bakmaktan Kurtarmıştır Rabbin Seni...

Meleklerin,Bitkilerin Ve Canlı Cansız Bütün Eşyanın Saçtıkları Nurları Görmeye Başlarsın...

Rahmet Gözün Açılmıştır Artık...Görüyorsun Bütün Bir Kainatın Nasıl Işıklar Saçtıklarını Ve Zikirle ALLAH'a Tavaf Eder Gibi,Kendi Etraflarında Döndüklerini....

Bu Güzelliklere Rahmet Gözüyle Meftun Meftun Bakarken Rabbinden Bir Emir Daha Gelir...Yok Olmana Rağmen Rahmetle Duyup Rahmetle Görmene Rağmen Bir Nida Daha Gelir...



"KÛN" (OL) Diyecek Rabbin...Ve Biranda Ayakta Durmuş Elinde Ki Kadehle Kendini Bulacaksın Tekrar...

İlk Yudumda Olduğu Gibi Tekrar Sekerat Haline Bürünecek Ve Bir Daha Dönmeye Başlayacaksın Kainatı,Rahmetle Duyarak Ve Rahmetle Görerek...

Ve Üç Yudumdan Son Olan Üçüncüsünü İçeceksin...Rabbinin İhsanı İle Sırrına Vakıf Olduğun,Sana Has Kıldığı Zikirin İle...


"BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek...


Bu Defa Rahmetle Gördüğün Her Şey Bir Anda Karanlıkta Kalacak,Rahmetle Duyduğun Bütün Bir Kainat Sessizliğe Bürünecek
Ve Hiç Bir Şey Göremeyecek Ve Duyamayacaksın...


Ve İlk Yudumunda Olduğu Gibi Ruhunu Kaplayan Hisler Tekrar Seni Zerrelerin Zerrelerine Bölerek Yokluğun İçinde Yok Edecek...

Ve Yokluğun İçinde Yok Olmana Rağmen,Bu Defa Sesleneceksin Rahmeti Ve Hikmeti Sonsuz Olan Rabbine...Sana Has Kıldığı Zikir Ve Bir Şiir İle ...


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Bildim Sana Gelen Yol Geçer Aşktan


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Aşksız Varılmaz Kapına Bin Yıl Secdeye Varsam


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Haremgâh-ı İlâhi Nasip Olmaz Her Kula Aşk Olmadan


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Bildim Sözün Sırrını,İlmini Aşk İle,Aşktır Manası İsmi Azam


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Bade-i Kudret Suyu İçtim Aşk İle Kana Kana Kadehi Altından


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Rahmet İle Duyar Oldum Cümle Kainat Diyor Ya Allah Ya Rahman


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Açıldı Gözümdeki Perde,Rahmetle Görür Oldum Şükür Sana Mevlam


"BiAŞKillahirrahmanirrahim"
Çözüldü Dilim,Döküldü Sözler,Söyler Oldum Cümle Aleme Kaside-i Rahman



Çözülmüştür Artık Kapalı Olan Son Sır...Açılmıştır Artık Dilindeki Kilitler...
Duyman Ve Görmen Gibi Konuşmanda Rahmani Olmuştur Artık...

Sırlı Sözler İle şiirler Okuyan Aşıklardan Biri Oldun...Artık Görmediğin Bilmediğin Bir İnsanı Rahmetle Duyacaksın...Ve Onu Rahmetle Göreceksin
Hatta Ona Rahmetle Şiirler Okuduğun Vakit,O Buna Hayretle Bakacak Ama Sen Ermişliğini Dile Getirmeyeceksin...


Dile Getirmediğin Gibi Sana İthaf Edilen Bu Dervişlik Sıfatını Tüm Hiçliğinle İnkar Edeceksin...Çünkü Sen Bu Makama Gelmeden Evvel Bir Hiç Olduğunu Kabul Ederek Geldin...Tefekkür İle Aşık Oldun,Aşk İle Rabbinin O Makamına Çıktın Ve O Makamda Yok Olup,Var Oldun Tekrar...


Ve Bu Hikmetler İle Haremgâh-ı İlâhi'de,Senden Önceki Velilerin,Erenlerin Ve Dervişlerin Kendilerine Has Sözleri Olduğu Gibi,O Makam-ı
Lâ Nihâye de (Sonu Olmayan Makamda)Seninde Rabbinden Ruhsatını Aldığın "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Sözün Yankılanacak Sonsuza Kadar,Sana Has Bir Biçimde...


Ve Son Defa Seslenecek Rabbin Sana...

"KÛN" (OL) Diyecek...Ve Biranda O Kainat Alemine Açılmış Olan Balkonda Ayakta Durmuş Elinde Ki Kadeh Olmadan Bulacaksın Kendini Bu Kez...


Son Hikmetin İlahi Yudumunu'da Aldın...Artık Duyman Ve Görmen Gibi Dilinde Rahmetle Konuşacak Ve Söylediklerini,Yazdıklarını Cümle Alem Okuyup Herkes Kendine Bir Pay Çıkartacak...ama Sen Muhabbeti Aşka Seslenmiş Olacaksın...Aşk İle Rahmanı Arayanlar Olacak Ama Bu Yolun Sırrını Aşikar Etmene Rağmen Seni Kimseler Anlamayacak...
Pek Az Müstesna Kimse Ve Onunla Beraber Olanlar Anlayacaktır...


Rabbin Seni Kendisine Dilemişse Eğer,Unutma Ki Gönlüne Kendi Aşkını Bahane Eder Aratır...Sonra Bir Beşere İle Karşılaştırır...O Beşer Aşk Yolunda Hanesi Olan Bir Hancı Misali Seni Bekler...Her Aşk-ı Arayana Yolu Göstermez...Önce Aşkına Bakar Sonra Haline...Enson Nefsine Bakar...

Eğer Dünya Kokusu Varsa Üstünde Bir Bahane İle Seni O Yoldan Uzak Eder...Döner Dolaşırsın Bir Başına Huzursuz Ve Kalbine Hitap Etmeyenlerin Yanında...Bir Yanın Hancıda Kalmıştır...Dayanamaz Tekrar Varırsın Han Kapısına...Ve Yine O Hancı Bakar Haline..."Dünya kokuyorsun" Deyip Bir Daha Yollar Seni Geriye...

Ve Artık Sen O Hancıyı Uzaklardan Takip Edersin...Sanki O Seni Görmüyor Ve Duymuyor Zannedersin...Oysaki Senin Her Halini O Hancıya Bir Bildiren Vardır...

Rabbin İşte Böyle Bahaneler Ve Tevafuklarla Seni Bir Tefekküre Yollar...Tefekkürle Aşka Yol Aldırır...Ve Aşk İle Sana Bir Makam Nasip Eder...O Makama Geldiğin Vakit Kulaklarını,Gözlerini Ve Dilini Rahmet İle Açar...

İşte Sana Bunca Hikmetleri O Makama Geldiğinde Verecektir...

Ve Geldin...Bunca Hikmetli Halleri Aldın...Senin İçin O Haller Ve Vakit Tamam Olmuştur...

Bu Makama Nasıl Geldiğini Hayretle Düşünürken Rabbin Sana Ayetiyle Vahyeder Bir Anda...


Yâ eyyuhel muddessir...Kum fe enzir...Ve rabbeke fe kebbir.
Ey Örtüsüne bürünen!....Kalk Ve Uyar...Rabbini tekbir et (yücelt).
Müddessir/1-2-3

Bir Anda Açılır Gözlerin...Ve Kulaklarında Yankılanmaya Devam Ederek Uzaklaşmaya Başlar Onun Son Sesi Ve Sana Son Vahyi...

Etrafına Bakıyorsun...Artık Odan'da Gözlerini Açtın...Şimdi Dünyadasın...
Ama Sen Eski Sen Değilsin...

Üzerinde Hiç Bir Beşerin Asla Göremeyeceği Libas-ı Rahman-i Olan Sultanlık Elbisesi Vardır...

Dünyaya O Elbise İle Geldin...Ve Hazreti İsa Peygamberin "Kişi Anasından İki Kere Doğmadıkça, Göklerin Melekûtuna Ulaşamaz." Sözünün Manayı Sırrına Erdin...Önce Annenden Doğduğun Hal İle Yaşattı Rabbin Seni...

Sonra Yatağında İken Aldı Canını...Çıkarttı Seni O Makama...Rahmetiyle Sardı Seni...Ve Hikmetle Donattı...
Ve Tekrar Dünyadaki Bedeninde Can Verdi...İşte Böylece Hazreti İsanın Bu Sözünüde Anlamış Oldun...Artık İnsanların Mana Veremediği Sözlere Her Duyduğunda,Rahmet İle Açılmış Olan Kulakların O Sözlerin Derun-i İdrakine Hemen Varacak...


Çünkü Sen Bu Hikmeti İlahiyi Almış,Libas-ı Rahmaniyi Giymiş Görünmez Bir Sultansın...
Artık Olayların Ardındaki Sırrı Görebiliyorsun...Ve Gördüğün Her Olayda Ve Her İnsanda Ne Olduğunu Anlıyorsun...

Bu Hallerini Görenler,Dünyalık Vasfına,Kıyafet Ve Cemaline Bakarak Seni Okuduklarından Dolayı Bilgin Zannedecekler...

Halbuki Sen Onların Görmediği Ve Göremediği Sultanlığın İle İçlerinde Dolaşmaya Devam Edeceksin...

Rabbinden Aldığın Enson Emir İle İnsanlara Konuşacaksın...Her Sözün Onu Söyleyecek,Her Halin Onu Anlatacaktır...

O Makam da İken Senin Tasarrufuna Bırakılmış Olan Ve Bu Zamana Kadar Cümle Aleme Tasarruf Edilmesi Yasak Olan "Bismillahirrahmanirrahim"
Senin Zikrin Değildir Artık...

Kimselere Bunun İdraki,İlhamı Ve Tasarruf Ruhsatı Verilmemiştir...
"BiAŞKillahirrahmanirrahim" Sana Mahsustur...
Aşk İle Hakka Ermeyenlere Yasaktır Bu Söz...Sırrı Bilmeyenler Çekemeyecektir Bu Zikri...

Sakın Beşere Aşikar Eyleme Sırrını...İbni Arabi Gibi Hem Yurdundan Kovulur,Hallacı Mansur Gibi Asılır,Nesimi Gibi Canlı Canlı Derini Yüzdürürsün...

Onlar Aşkın Sırrına Ermişlerdi...O Sultanlık Elbisesi İle Gezdiler...Nice Hikmet Dolu Rahmetle Sözler Söylediler...Kimseler Anlamadı Onları...Görmedi Kimse Üstlerindeki Sultanlık Libasını...

Aşikar Eyleme Zikrini...Hiç Duymadıkları Ve Duyamayacakları,Duysalar Bile Anlamayacakları Sırrını Söyleme...

Rabbinin Murad-ı İlahisi İle Sana "İfşa Et" Dediğin Gün Gelecektir Elbet...
İşte O Zaman Halk Sana Taşar Atarken Acımayan Canın,Dostun Attığı Bir Gül İle Acıyacaktır...

İşte O zaman Anlayacaksın,İnsanların Senin Sesini Duymadıklarını...
O Zaman Göreceksin İnsanların Kulaklarının Sağır,Gözlerinde Ki Perdelerin Kapalı Olduğunu...

Haykırsan'da Duyuramayacaksın Sesini...Göstersen'de Göremeyecekler Hakikati...

Onlara Kızma Sakın...

Çünkü Rabbin Kapatmıştır Onların Gözlerini...

Gözlerinde Çekilidir İlahi Bir Perde.


Saygılarımla : Emrah Yıldırım
@MenDehliZeman

Not : Allah,Hepimize Böyle Bir Hali Yaşamayı Ve O Özel Makama Aşk İle Çıkmayı Nasip Etsin...

"BiAŞKillahirrahmanirrahim" Zikrini Çekme Yetkisine Sahip Olan Bu Zat-ı Sultana Ve Geçmişteki Sultanlara Verdiği İzni İlah-i sini Bizlerede Versin...

O Makamı Bizlere Lütfettiği Vakit,Bizimde Ruhsatımızın Tasarrufuna Sunacağı Bir Kelimetullahı Nasip Eylesin...


Bizlerde Aşk İle Yazalım O Şahsımıza Mahsus Kelimetullah-ı...
Başkalarıda Okusun Aşk İle...

Sende Oku...Muhabbeti Aşk İle...

Muhabbetimiz Aşkla Dolsun..Son Sözümüz Aşk Olsun...

Perdemiz Açık Olsun...

Allaha Emanet Olun...