Bana, dağın tepesine ulaşmaktan bahsederdi. “Hangi dağ?” diye sorardım, anlayamazdım. “Beyoba dağı,” deyip dalga geçerdi.
“Önce eteklerinde dolaşacaksın, iklimi öğreneceksin ve bu bilgi için senelerini vereceksin… Sonra, yeterli derecede zaman geçirdiğine inandığın gün, tepeye tırmanmaya başlayacaksın… Tanımadığın bitkileri tanıyacaksın, adını bilmediğin kuşları besleyeceksin ve durmadan tırmanacaksın… Yaralanacaksın, düşeceksin… Biri elinden tutup kaldırmayacak. Acı çekeceksin, bekleyeceksin. Sana kim yol gösterecek, biliyor musun? Eksikliklerin, zaafların, düşmanların, nefretin, bütün yararsız bitkiler ve çirkin hayvanlar… Düşünsene, bunlar olmasa hayatımız neye benzerdi? Ama sonra, o biri mutlaka gelecek işte! Sen, onun seni ayağa kaldırmasını beklerken, o senin yalnızca başını okşayacak… Kim o biliyor musun? Sensin!”