• Malumunuz, 7 Haziran seçimleri ardından da Türkiye üzerinde oynanan oyunları görüp net bir şekilde tavrını ortaya koydu.
    HDP'nin Kılıçdaroğlu vekaletiyle yaptığı 'başbakanlık' teklifini elinin tersiyle reddetti.
    Söyleyin bakalım, kaç siyasetçi böyle bir teklifi reddeder?
    Baktılar olmuyor...
    Alayı birden, yani, FETÖ ve paydaşları bir yandan, 'Erdoğan düşmanı AKP'li fırıldaklar' öte yandan karşısına çıkartılan malum adayı parlatıp, gündüz gözüyle partisini çalmak istediler.
    Direndi ve kazandı. / Hem partisi nezdinde hem de ma'şerî vicdanda..."
    Böyle demiştim, tee 5 Ekim 2016 tarihli yazımda.
    Öyle de oldu...
    Algı faaliyeti yaparak partisini yüzde 5'in altında gösteren anketörlere, Akşener'i habire parlatan televizyonculara, MHP barajın altında kalmazsa anırırım diyenlere, Sözcü'nün Cumhuriyet'in Yeni Çağ'ın malum yazarlarının onca "saldırılarına" rağmen 24 Haziran seçimlerinden zaferle çıktı.
    Dün gazetelere verdiği ilanla bu çevrelere tepkisini gösterdi. Fakire soracak olursanız, yok saysaydı iyiydi ama oldu bir kere.
    Lakin Cumhur ittifakını (ve dolayısıyla Bahçeli ve MHP'yi) savunan Sabah gazetesinden 3 yazar o listede neden yer aldı, anlamadım.
    Melih Altınok dünkü köşesinde cevap verdi. Hıncal Uluç neden var, bilemiyorum.
    FETÖ'nün ilk günden beri hedef tahtası haline getirdiği, PKK muhiplerinin kişilik katli uyguladığı Hilal Kaplan'ın o listede ne işi var?
    Sayın Bahçeli'nin vatanın bekası için oynadığı tarihi rolün her fırsatta altını çizen Hilal Kaplan'ın o listede sehven yer aldığını düşünüyorum.
    Doğrusu başka da anlam veremiyorum.
  • GELİN KIRALIM ÖN YARGILARIMIZI, TANIYIN ŞU ADAMIN YAZAR TARAFINI

    Hıncal Uluç 80 yaşında. Bu da demek oluyor ki neresinden baksan Türkiye'nin 70 yılına tanıklık etmiş.. Az şey midir bu? Bazıları için garip kahkahasıyla gereksiz aykırı birisi, bazıları için içi boş bir zevzek, bazıları için yıllarca okumaktan vazgeçemediği bir köşe yazarı.

    Şimdi sözü kendisine bırakıyorum, birkaç dakika okuyup kararı siz verin, umarım sıkılmanıza sebep olmam. Kısa sayılabilecek yazılarından oluşan bir kitap bu. Sadece birkaç yazısına değinerek,alıntılarla biraz olsun tanıtmaya çalışayım size "yazar" Hıncal Uluç'u..

    -Anahtar.. Bu Ne Anahtar Sözcüktür Yaşamda.. ,

    "Her eve gelişimde kapıyı anahtarla açmaktan yoruldum" demiştim. Ne güzeldir zili çalmak ve size birinin kapıyı açması. Bunu sağlamak için anahtarı bir başkasına vermeniz gerekir. Ki gelsiz sizden önce eve. Evi ısıtsın. Sımsıcak yapsın. Yuva yapsın. Kapıyı çaldığınızda koşsun, kucaklasın kapıda sizi. Mutluluk tariflerinden biri bu mu acaba?

    Birini bulursunuz . "işte bu!" dersiniz. Anahtarı verirsiniz. Bu, özgürlüğünüzü terk edişiniz anlamına gelir. Bu, yüzük vermekten de öte bir sadakat yeminidir.

    -Sevginin Ve Değerin Ölçüsü,

    İnsanlar bazen kendilerini kandırır ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım çok karışık.. Seviyor muyum acaba?" Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir.

    "Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde arkadaşınız ," Tabi harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa hele hele ardından," Ben o filmi sevmem" deyip buluşma teklifiniz reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun adı da sevgi olamaz tabi. Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece.
    Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın hayatınızdaki öncelik sırası nedir?

    -Bir Kıssa.. Birkaç Tane De Hisse!.. ,

    Adamın biri ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca "imdat!" diye bağırmaya başlamış. Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca,cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürüyüp gitmiş. Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra.

    Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında. "Hey Joe!" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben dışarı çıkmama yardım eder misin?" Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?"diye çıkışmış imdat çağıran, "Şimdi ikimiz de çukurdayız." "Doğru" demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum.."

    Öykü beni niye bu kadar fazla etkiledi, düşündürdü diye düşündüm. Böyle arkadaşlıklar giderek azalıyor belki de ondan. Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden. Bugünün arkadaşlıkları birlikte eğlenmek için daha çok.
    Birlikte terlemek, birlikte savaşmak,sırt vermek,omuz vermek gerekince bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız..

    -İfade Edemeyen Millet,

    Babamın annemi ne kadar çok sevdiğini, annemin öldüğü gece anladım. Annem yaşarken bu kadar güçlü, bu kadar derinden, bu kadar ölesiye sevildiğini duymuş, hissetmiş miydi acaba? Asıl onun hakkı değil miydi, benden önce bilmek..

    Ah o anlatamamak.. Her şeyi söylemenin mümkün olduğu yerde bile anlatamamak..
    Nahit Ulvi Akgün'e sığınırdım o zaman. O anlatırdı benim adıma, ikimiz adına her şeyi. Siz de öyle yapın.İfade edemeyince şiire sığının.

    "Bir şey var aramızda
    Senin bakışlarından belli
    Benim yanan yüzümden
    Dalıveriyoruz arada bir
    İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
    Gülüşerek başlıyoruz söze
    Bir şey var aramızda
    Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
    Fakat ne kadar saklasak nafile
    Bir şey var aramızda
    Senin gözlerinde ışıldıyor
    Benim dilimin ucunda"

    -Babamı Bir Kez Daha Anarken,

    "Anne tüfek" dedim. Ağlamaya başladı. Benim size bu satırları yazarken ağladığım gibi. Sıkıntı son haddine varmıştı ve babam anneme, "Benim çocuklarım bu bayram öksüz çocuklar gibi kalmayacaklar. Her zamanki gibi bayram yapacaklar. Tepeden tırnağa giydireceğiz, bayram sabahı elimi öperken harçlıklarını da vereceğiz hanım" demişti.

    Neyle? İşte o tüfekle.Babamın bizlere sevgisi, atalardan gelen gururunun ve hayattaki en büyük keyfinin de çok ötesindeydi. Tereddüt bile etmemişti , bizim bayramımız için tüfeğini satarken. Sanki sözleşmişiz gibi, evde o tüfeğin lafı bir daha hiç edilmedi. Çünkü hepimiz, o tüfeklerin binlercesinden çok daha değerli bir şeye sahip olduğumuz biliyorduk. Sevgiye !..
    -----------
    Bunlar sadece birkaç yazıdan , kısa birkaç bölümdü. Eh artık size kalmış değerlendirmek..
  • Arkadaş.. Dost.. Sevgili.. Sizinkisi hangisi.. Çoğu zaman karıştırılır.. Hatta çoğu zaman bilerek karıştırılır..
    "Yok canım sadece arkadaşız.." Konumuz başkalarını aldatmak için söylenen bu laf değil.. Konumuz kendi kendimizi aldatıp aldatmadığımız..
    Birisini severiz.. Gerçekten severiz.. Ama nasıl severiz, niye severiz?.. Dostumuz mu, arkadaşımız mı, sevgilimiz mi?..
    Çoğu zaman kendimiz bile yanıt veremeyiz bu soruya..
    Oysa hiç şaşmaz bir ölçü var..
    Zaman..
    Ona nasıl zaman ayırıyorsunuz..
    Bakın..
    Yapacak bir şey bulamadınız.. Vaktiniz bomboş.. Telefon defterine bakıp birini arıyorsanız, bilinki o arkadaştır..
    Kendinizi yalnız, çaresiz hissediyorsunuz.. Sıkıntıdasınız.. Başınız dertte.. Maddi olmasa bile manevi bir desteğe ihtiyacınız var.. Her neyse.. Özeti başınızı yaslayacak bir omuz arıyorsunuz.. O zaman ararsanız.. Onun adı, dosttur..
    İki eliniz kanda.. Vaktiniz hem de nasıl dolu.. İşler, toplantılar, randevular, seyahatler, okul, berber, kuaför, terziler, daha aklınıza ne gelirse.. Kendinize ayıracak zamanınız yok.. İmkansız.. Bir saniye bile bulmanız mümkün değil..
    Eğer birisi için imkansızı aşıyorsanız, eğer birisi için olmayan zamanı yaratıyor ve ona koşuyorsanız, kıymetini bilin.. O en güzelidir, o en harikasıdır. O muhteşemdir..
    O sevgilidir..

    "HINCAL ULUÇ"
  • A Spor yorumcusu Hıncal Uluç, Fenerbahçe ile Beşiktaş arasından oynanan tartışmalı derbiyi değerlendirdi.

    Uluç'un açıklamaları şu şekilde:

    "Fenerbahçe'nin hükmen mağlup olmasını önleyecek hiçbir şey yok. Çünkü Fenerbahçe ev sahibi. Ben suçlunun kim olduğunu bilmiyorum ama bu sahada bir olay olmuş ve konuk takımın teknik direktörünün kafası yarılmış, hakem maçı tatil etmiş, oyun durmuş. Bunu eğer dünyanın herhangi bir ülkesinde hükmen mağlubiyet vermeyecek bir federasyon varsa o ülkede bir daha futbol maçı olmaz."

    .
  • Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye!!!
  • “Bugünün gençlerine üzülüyorum, birbirlerinin kulağına aşk şiirleri fısıldamıyor, Ümit Yaşar’ı tanımıyorlar. Özdemir Asaf’tan haberleri olmadığı için, ‘ bir kelimeye bin anlam’ yükleyip birbirlerine seslenemiyorlar.”