• Bir insanın nasıl olup da bir başkasını etkileyebileceği sorusuna bireysel psikolojinin verdiği yanıt, burada da yine birbiriyle ilişkili durumların rol oynadığı yolundadır. Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir. Söz konusu etkileşim, bazı koşullarda, örneğin öğretmen ve öğrenci, anne baba ve çocuk, karı ve koca arasında gayet belirgin bir nitelik taşır. Toplumsallık duygusu, insanı belirli ölçüde bir başkasının etkisine açık duruma sokar. Ancak, etkilenebilirlik derecesini belirleyen bir etken de, etkileyen kişinin, etkilenmesi istenilen kişinin hak ve çıkarlarını ne ölçüde güvence altına aldığıdır. Kendisine haksızlık edilen bir kişiyi sürekli etkileyebilmek olanaksızdır. Bir başkasını etkilemenin en iyi yolu, o kişiyi, hak ve çıkarlarını garanti altına alınmış hissedeceği bir ruh durumuna sokmaktır. Bu, özellikle eğitim açısından önemli bir noktadır. Şimdikinden bir başka eğitim şeklini önermek, hatta uygulamak mümkündür. Böyle bir görüş açısını göz önünde tutan bir eğitim, insandaki toplumsallık duygusundan yola koyulacağı için etkili olacaktır. Böyle bir eğitimin başarısız kalacağı bir tek durum vardır ki, o da eğitilecek kişilerin toplumun etkisinden kendilerini uzak tutmayı amaçlayan kimseler olmasıdır. Toplumun etkisinden kaçmak da, insanların durup dururken başvurduğu bir davranış değildir; önce ilgili kişilerin uzunca bir savaşımı sürdürmesi ve bu arada çevreyle ilişkilerinin giderek kopması, dolayısıyla toplumsallık duygusunun tamamen karşısında yer almaları gerekir. Bu tür kimseleri etkilemek güç ya da olanaksızdır. Her etkileme girişimi böyle kimselerce bir karşıt girişimle yanıtlandırılır, dolayısıyla komik bir durum çıkar ortaya (muhalefet ruhu).
    Kendilerini çevrelerinin baskısı altında hisseden çocukların eğitici kişilerin etkilerini benimseme bakımından pek bir yetenek sahibi olamayacaklarını, bu konuda pek bir eğilim göstermeyeceklerini düşünebiliriz. Dışarıdan gelecek baskının çocuktaki tüm diretmeleri silip götürdüğüne, dolayısıyla görünürde bütün etkilerin çocuk tarafından benimsenip, onların gösterdiği doğrultuda davranıldığına tanık olduğumuz pek çok vaka vardır. Ne var ki, böyle bir uysallığın hiçbir değer taşımayıp, verimli bir sonuç sağlamadığı çok geçmeden kendini açığa vurur. Bazen söz konusu uysallık o kadar tuhaf bir şekil alır ki, yaşama gücünden yoksun bırakır insanı (körü körüne söz dinleme); adeta ortada biri vardır da hangi davranışlarda bulunması, hangi adımları atması gerektiği kendisine emredilsin diye bekler durur hep. Bu tür çocuklar arasından ileride öyle insanlar çıkar ki, kendilerini otoriteleri altına alan herkesin sözünü dinler, hatta emir üzerine suç ve cinayet bile işleyebilirler; tek başına bu durum, aşırı derecede itaatin ne gibi bir tehlikeyi içerdiğini ortaya koyar. Böyleleri, özellikle haydut çetelerinde son derece önemli bir rol oynar, çetenin başı olaylara karışmayıp bir kenarda kalırken, onlar eylemleri gerçekleştirme görevini üstlenirler. Bir çete tarafından işlenen hemen her suçta söz konusu kişilerden birinin ilgili eylemi gerçekleştirdiği görülür. Söz konusu insanlar inanılmayacak ölçüde büyük bir itaat sergiler, hatta bu yoldan hırslarına bir doyum sağlarlar.
    Ama yalnızca normal etkileme durumlarını göz önünde tutarsak diyebiliriz ki, etkilenmeye ve kendileriyle bir anlaşma zemininin kurulmasına en elverişli kimseler, toplumsallık duyguları en az baskı altına alınanlar, en elverişsizleri ise yükselme eğilimleri ve üstünlük özlemleri gayet yüksek bir düzeye ulaşanlardır. Bu durumu, her Allah’ın günü gözlemleyebiliriz. Anne ve babalar körü körüne itaatten ötürü çocuklarından alabildiğine seyrek dert yanar, oysa çocuklarının itaaatsizliğinden sürekli yakınırlar. İlgili çocukları inceledik mi görürüz ki, çevrelerini hep aşma çabası içinde yaşarlar, bu arada küçük yaşamlarının normlarını delip çıkarlar dışarı, çünkü hatalı davranışlara konu edilmelerinin sonucunda her türlü eğitim girişimlerine kapalı duruma gelmişlerdir. Dolayısıyla, bir kişinin eğitilebilirlik derecesi, o kişinin güçlülük için harcayacağı çabayla ters orantılıdır. Durum böyleyken, bizim aile çevresinde çocuklar üzerinde uyguladığımız eğitim, çocuktaki hırs duygusunu özellikle kamçılamaya ve kafasında büyüklük düşünceleri uyandırmaya yönelik bir nitelik taşır. Bu durum, bir düşüncesizliğin eseri değildir; büyüklük eğilimini içinde barındıran uygarlığımız, aileleri söz konusu davranışa iter; dolayısıyla uygarlığımız gibi aile için de önemli olan, bireyin son derece büyük bir görkem içinde hayatta yerini alması ve elden geldiği kadar başkalarının önüne geçmesidir. Hırs ve açgözlülük duygusunu çocuğa aşılamayı amaçlayan böyle bir eğitimin ne denli elverişsiz nitelik taşıyacağını, böyle bir yöntemin uygulanması durumunda ruhsal gelişimin ne gibi güçlüklere çarparak amacına ulaşmadan kalacağını, kibir ve büyüklenme bölümünde yine ele alacağız.
    İçlerindeki mutlak itaat eğilimine uyarak, çevresinden kendilerine yöneltilen istekleri geniş ölçüde karşılayan kimseler ne durumda bulunuyorsa, hiptonize edilen deneğin de durumu ondan farksızdır. Belirli bir süre bir başkasının istediği her şeyi yapmak gibi bir davranışı sergilemek, hipnotize edilen deneğin durumunu anlamak için yeterlidir. Hipnotizmanın temelinde de işte böyle bir olay saklı yatar. Bir kimse hipnotize edilmeye karşı bir eğilim taşıdığını söyleyebilir ya da buna inanabilir, ama o ruhsal itaat eğilimi yine de bulunmayabilir kendisinde. Beri yandan, öyleleri vardır ki, hipnotize olmamak için direnir, gelgelelim ruhunda gizliden gizliye bir itaat eğilimi yaşar. Yani hipnotizmada bütün iş yalnızca deneğin ruhsal tutumuna bağlıdır. Hipnotizmaya inanıp inanmamasıyla ilgili sözleri hiçbir önem taşımaz. Bu gerçeğin göz önünde tutulmayışı büyük karışıklıklara yol açmıştır; çünkü görünürde, hipnotizmada çokluk hipnotize olmaya direnir ama sonunda hipnotizörün isteklerini yapmaya eğilimli insanlar buluruz karşımızda. Söz konusu eğilimin sınırları insandan insana değişir, dolayısıyla hipnotizmadan elde edilecek sonuçlar da her insanda değişik olacaktır. Ama bir kişinin hipnotize edilebilirlik sınırı hiçbir zaman hipnotizörün iradesine bağlı değildir, söz konusu sınırı sadece ve sadece deneğin ruhsal tutumu belirler.
    Hipnotizmanın kendisine gelince, bunu bir uyku durumu olarak gösterebiliriz. Hipnotizmanın bilmecemsi bir yanı varsa, söz konusu uykunun kendiliğinden ortaya çıkmayıp bir başkası tarafından oluşturulması, bir başkasının isteği uyarınca denekte kendini açığa vurmasıdır. Böyle bir isteğin etkisini gösterebilmesi için, onu benimsemeye hazır bir kimseye yöneltilmesi zorunludur. Bu konuda belirleyici rolü oynayan, daha önce belirttiğimiz gibi, deneğin kişilik yapısı ve o zamana değin izlediği gelişim çizgisidir. Ancak bir kimsenin bir başkasının etkisini eleştirisiz benimsemeye eğilim göstermesi durumunda, hipnotizma gibi kendine özgü bir uyku durumu ortaya çıkar; öyle bir uyku ki, kişideki devinim gücünü normal uykudan daha büyük ölçüde saf dışı bırakır ve sonunda hipnotizöre deneğin devinim merkezlerini harekete geçirme olanağı sağlar. Hipnoz uykusundan yalnızca bir alacakaranlık durumu kalır geriye ve bu da, kuşkusuz hipnotizörün istemesi halinde, deneğin hipnoz sırasında olup bitenleri sonradan anımsamasını mümkün kılar. Hipnotizmada en çok saf dışı bırakılan yetenek, ruhsal organın uygarlığımız açısından alabildiğine önemli bir işlevi olan eleştiridir. Eleştirinin tümüyle saf dışı bırakılması, hipnotizörün adeta uzanmış kolu durumuna sokar deneği, onu hipnotizör adına çalışıp iş gören biri yapar.
    Başkalarını etkileme eğilimini içlerinde taşıyan insanların çoğu, etkilemenin her türü gibi hipnotize etme yeteneklerinin de kendilerine özgü bir güçten kaynaklandığını ileri sürer. Bu da telepati ve hipnozla uğraşanlar arasında dehşet verici rezaletlere, soysuz davranışlara, iğrenç taşkınlıklara yol açmıştır. Gerçekte bu gibi kişilerin insan onurunu görülmemiş derecede ayaklar altına aldığını, zararlı etkinliklerinin önüne geçmek için her çareye başvurmanın haklı sayılacağını belirtmek gerekir. Bununla, sergiledikleri olayların bir aldatmacaya dayandığını söylemek istiyor değiliz. İnsanoğlu başkalarının boyunduruğu altına girmek konusunda, içinde öylesine büyük bir eğilimi barındırıyor ki, hipnotizör pozuyla ortaya çıkan bir kişinin kurbanı olabiliyor; bunun da tek nedeni, insanların çoğunun körü körüne itaat etme, otorite karşısında boyun eğme, blöflere kapılma, istenen yöne çekilip götürülme, eleştirisiz teslimiyet gösterme gibi ruh durumlarını şimdiye kadar sık sık yaşamış olmalarıdır. Kuşkusuz yukarıda sayılan özellikler, insanların toplumsal yaşamına hiçbir düzen getiremediği gibi, boyunduruk altına girenlerin sonradan ikide bir ayaklanıp başkaldırmasına yol açmıştır. Telepati ve hipnozla uğraşan hiç kimse yoktur ki, çalışmalarında şansları uzun süre yaver gitmiş olsun. Hepsi de eninde sonunda öyle bir deneğe toslamıştır ki, bu denek tarafından düpedüz bozguna uğratılmışlardır. Etki güçlerini denekler üzerinde denemek isteyen birçok ünlü bilim insanı böyle bir durumla karşılaşmıştır. Bazı karmaşık vakalarda ise denek, dolandırılan dolandırıcı durumunda karşımıza çıkmakta, hipnotizörü kısmen yanılmakta, kısmen onun boyunduruğu altına girmektedir. Ne var ki, hipnotizmada rol oynadığını gördüğümüz güç asla hipnotizörün kendi gücü olmayıp, denekteki hipnotizörün boyunduruğu altına girme eğiliminden kaynaklanmaktadır. Denek üzerine etki yapan sihirli bir güç yoktur, bütün olup biten hipnotizörün blöf yapma hünerinden başka bir şey değildir. Ama bir kimse her şeyi kendisi düşünüp taşınıyor, alacağı kararları bir başkasının kendisine dikte ettirmesine pek yanaşmıyorsa, kuşkusuz böyle bir kimse asla hipnotize edilemeyeceği gibi, telepati denilen fenomene de asla konu olmayacaktır. Çünkü gerek hipnotize edilebilirlik, gerek telepati, körü körüne itaatten kaynaklanan olaylardır.
    Sırası gelmişken telkin olayına da değinmek yerinde olacaktır. Telkini anlamanın tek yolu, onu sözcüğün en geniş anlamıyla izlenimler arasına katmaktır. Pek doğal olarak insan dışarıdan yalnızca izlenimler edinmez, bunların etkisinde de kalır. İzlenimlerin dışarıdan alınması pek önemsenmeden geçilecek bir olay değildir, alınan izlenimlerin daha sonra insanda etkilerini sürdürdüğü görülür. Söz konusu izlenimler bir başkasının bir kişiyi belirli bir şeye inandırma, onu bir konuda ikna etme girişimleri ise, bu durumda bir telkinden söz açabiliriz. Söz konusu izlenimler, bir kimsede açık seçik öne çıkan bir görüşü değiştirmeye ya da pekiştirmeye yöneliktir. İşin güç yanı, dışarıdan gelen izlenimlere insanların değişik yanıtlar vermesidir. Telkin yoluyla sağlanacak etkinin büyüklüğü de yine ilgili kişinin özgürlük derecesine bağlıdır. Bu konuda özellikle dikkati çeken iki tip insan vardır. Birinci tiptekiler başkalarının görüşüne gereğinden çok değer verme eğilimi gösterir, yani doğru olsun, yanlış olsun kendi görüşlerini pek önemsemezler. Başkalarının değerini gözlerinde büyütür, dolayısıyla onların görüşlerini kolayca benimserler. Ayık durumda telkin ve hipnoza son derece elverişli insanlardır bunlar. İkinci gruptakiler ise dışarıdan gelen her telkini kendilerine yapılmış bir aşağılama gibi görür, yalnızca kendi görüş ve düşüncelerini doğru bilir, bir başkasının önlerine çıkardıkları görüşleri horlar, bunlara kapılarını kaparlar. Her iki gruptakilerin de ruhlarında bir güçsüzlük duygusu yaşar; ikinci gruptakilerde başkalarından bir şey alıp benimsemeye katlanma güçsüzlüğüdür bu. Bu gruba giren kişiler arasında öylelerine rastlarız ki, başkalarıyla kolay çatışma durumuna girer ve bir başkasının telkinine gayet çabuk kapılabilirlermiş gibi bir görüşe kafalarında yer verirler; ne var ki, içlerinde böyle bir görüşü besleyip onu güçlendirmeye çalışmalarının tek amacı, telkine karşı kendilerini kapalı tutmaktır; dolayısıyla, böylelerinden başka bakımdan da pek hayır çıkacak gibi değildir
  • Ne yazık ki Braid, uyumak anlamına gelen Yunanca “hypnos” sözcüğünden yola çıkarak “hipnoz” terimini türetti. Hipnozun bir uyku durumu olmadığını fark ettiğindeyse bu hali “monodeizm” (tek düşüncelilik) olarak yeniden adlandırmaya çalıştı, ancak hip­noz terimi halk arasında ve bilim camiasında çok tutulmuştu, dola­yısıyla Braid’in durumu düzeltme çabaları başarısız oldu.
  • 432 syf.
    Neler gelmedi ki bu kitabın başına... Kaç kere yarım bıraktım, ilk kez okumaya e-kitap formatında başladım, devam edemeyince arkadaşım sağolsun, hediye etme jestinde bulundu, kapağını bir şehirde açtım, bambaşka bir şehirde kapadım, bitmesinin üzerinden iki ay geçti neredeyse ve hala iki satır yazamadım bu harika kitap hakkında... Sırası geldi artık! Umut Sarıkaya'nın kitabında olduğu gibi: Benim de söyleyeceklerim var!

    "Eğer bir ilişki söz konusuysa, tek sayılar her zaman tehlikelidir. Tek başına yaşanan ilişki, insanı melankolikleştirir. Üç kişilikse paranoyaklaştırır. Yine en olumlu sonuç beklenesi olanı iki kişiliktir." Benjamin Franklin. Şaka şaka. Söz bana ait. Kitabın bende bıraktığı etki, bu sözleri sarf etmeme sebebiyet verdi.

    Sayfa sayfa ilerleyecek olursak, kitabın bitimiyle inceleme yapma süresi arasında geçen zaman artınca, kitabın bitişiyle birlikte üzerimdeki etki de ister istemez dağılabiliyor, altını çizdiğim bazı yerleri alıntılamaya kalktığımda, ilk okuduğumdaki kadar etkilenmediğimi fark ediyorum, hatta bazen "ne bok vardı da burayı işaretledim ki" deyip geçiyorum, başta kızgın olduğum bir karakteri, tekrar ele aldığımda anlayışla karşılayabiliyorum... Ama ne olursa olsun, Salome'a olan kızgınlığım geçmedi orası kesin. Kitabın etkisi dağıldıktan sonra da, o anki hislerimle desteklediğim incelemelerden ziyade, notlarımdan faydalanarak yazdığım incelemelere bel bağlıyorum. Bu da onlardan biri olacak. (AZ ÇOK SPOILER İÇEREBİLİR!!!)

    Syf. 17: Salome, erkekleri kendi silahlarıyla vuruyor: Kompliman. İnsan doğasının yumuşak karnı olan o, övülmeye duyulan açlık ile, erkek doğasında bulunan, cins-i latif'e duyulan savunmasızlık bir araya geldiğinde, Salome gibi hünerli ellerde, yüzünüzde manasız bir gülümsemeyle ve nereden geldiğini dahi anlamlandıramadığınız türden bir huzur içinde lime lime edilmeniz kaçınılmaz olacaktır. Salome bu işlerde tam bir cerrah titizliğinde, tam bir "Femme fatale". Breuer'in bu maceraya atılışının temelinde de bu yatıyor zaten.

    Demin de söylediğim gibi, ilişkilerde tek sayılar tehlikelidir ve Niçe, Salome ve Paul'ün masum(!) menage a trois'sı da böylece çöküntüye uğruyor. Tabii içinde Niçe'yi de hapsederek... Salome gerçekten akıllı bir kadın. Böylesi bir sonuçla karşılaşacağını kestirememesi elbette mümkün değil. Ayrıca erkeklerin, duygularını saklamadaki hünersizliğinden mi dersiniz yoksa kadınların hislerinin aşırı kuvvetli oluşundan mı dersiniz, bir erkeğin bir kadına duyduğu hislerin anlaşılamaması pek de mümkün değildir. Hal böyle olunca da, içinde bulunulan bu durumda Salome'u pek de masum göremiyorum ben. Yine de Niçe'nin aşk beklentisine karşılık vermemesi bir yana, böylesi bir dehanın dünyaya verebileceklerini düşününce, onun bu umutsuz aşkta yitip gitmesine gönlü razı gelmiyor ve Breuer'den yardım talep ediyor. (Hoş, Niçe gibi bir beynin yitip gitmesine gönlünün razı gelmemesi tek sebep mi, tartışılır...)

    Syf. 110: Breuer'in böylesi güzel olduğunu bildiği karısına karşı böyle hisler beslemesi, ya yeni bir ten arayışından ya da beş çocuklu bir anne olan karısını, artık sadece sevgi dolu bir anne olarak, çocuklarının annesi olarak görüşünden kaynaklı olmalı. Baktığımızda, kendisine dahi itiraf ettiği bir konu bu. Karısı imparatoriçeden, Bertha'dan ve hatta Lou Salome'dan bile daha güzeldi. Lakin kendisine aitti. Onlarca erkeğin hayranlıkla baktığı o kadın, gece yanında yatıyordu fakat o, ölü balıkları ve iskeletleri düşünüyordu... İnsanoğlu elinde olmayanın delisi, elinde olanınsa nankörü işte.

    Syf. 294: "Genç Werther'in Acıları" kitabıyla alakalı spoiler yeme riskiniz var. Hazırlıklı olun.

    Syf. 318: Mathilde'nin yaşamında kendinden başka hiçbir erkek olmayışı ve evliliklerinin planlı oluşu, Breuer'in, karısında güzelliğin estetiğini görüp gücünü göremeyişinin sebebi. Bu da doğamız gereği rekabetçi oluşumuzun tezahürü. Kaçma kovalamayı seviyoruz, heyecan arıyoruz hepimiz. Armut piş, ağzıma düş diyecek kadar tembel, o armudu yere tükürecek kadar da riyakarız işte... Bertha'ya gelecek olursak, bu fantezinin dönüp dolaşıp Breuer'in annesinin adının da aynı oluşuna bağlanması, Freudyen bir çehreye bürüdü mevzuyu.

    Syf. 341: Güzel bir tenin ardındaki yağ, sümük ve dışkıya mı odaklanmalı insan, yoksa yağ, sümük ve dışkıdan ibaret bedenin, aslında bambaşka anlamlar ihtiva ettiğini mi idrak etmeli? Hoş, anlam dediğimiz şey, bedenin kendisine endekslenemez. Bunu, anlamlandıramadığımız o ruh, karakter, cazibe vs. gibi etmenlerle ilişkilendirmek mümkün. Beden, bu değerlerin sadece küçük bir dokunuşu, pasta üstündeki çilek... Yine de üzerinde çilek olan pastaları seçtiğimizi de insan olarak itiraf etmekten kaçınmamalıyız.

    Syf. 355: Burada Niçe'nin kendiyle çeliştiğini düşündüm. Önce Breuer'e, kendi tasarladığı bir hayatı yaşamasının doğru olmayacağını belirtiyor, sonrasında ise evlilik bağını koparmasını önererek, hayatında büyük bir değişikliğe sebebiyet verme riskini göze alıyor.

    Hikayenin devamında ise Breuer'in evden ayrılması ve sonrasında başına gelenler resmen ibretlik. Eee ne demişler: Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Uğruna yanıp tutuştuğu Bertha için hiçbir şey ifade etmiyor, yerine herhangi bir doktor da konulabiliyor, Eva, sırdaşı saydığı o kadın bile cüretkar teklifini hiç yapmamış gibi davranabiliyordu. Yani Niçe'nin tezi doğrulanıyordu: Yaşam, aynı şekliyle tekrar tekrar yaşanıyor, Bertha ile bir araya gelemiyor ve Eva ona kendini sunmuyordu. Yani olmayınca olmuyordu...

    Freud'un Breuer'e yaptığı hipnoz seansının etkisi ise harikaydı.

    Irvin Yalom'u ilk okuyuşum değil bu. Anlatımını çok severim ve daha ömrüm yeterse, kendisini okumaya devam edeceğimin bilincindeyim. Psikoloji seven sevmeyen her okura da tavsiye ederim. Bu arada, kitabın filmi de var ama birçok örnekte olduğu gibi bunda da filmin, kitabın bıraktığı etkiyi bırakamadığından yana yorumlar var. Önce kitabı bitirip sonra filme bir şans vermek isteyebilirsiniz, ya da istemezsiniz. Size kalmış.
  • 680 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #OkudumBitti
    #KitapYorumu

    #SİSLEGELENYOLCU
    #JeanCristopheGRANGE

    Doğan Kitap / 677 sayfa

    Merhaba arkadaşlar bir Grange kitabıyla karşınızdayım
    Oldukça kalın ama çabuk okunanlardan. Okurken koşturdum adeta.
    Grange bu kitapta da ustalığını konuşturmuş yine , kendine olan hayranlığım kat be kat artıyor. Bu nasıl bir zeka, hayal gücü, kurgu? Efsane açıkcası.
    Psikiyatri, psikoloji, tıp, tarih, mitoloji, sanat hepsi var. Kendinizi bir akıl hastanesinde, bir sanat galerisinde, yoksulların yaşadığı banliyöler de ya da evsizlerin arasında buluyorsunuz. Amansız bir koşturmacanın içinde sürükleniyor, nefes nefese kalıyorsunuz. Uykusuz kaldığım da doğrudur Çok Grange kitabı okudum ama bunu nasıl atlamışım bilmiyorum

    Bir cinayet
    Bir psikaytr
    Bir amnezik
    Bir polis
    Saint - Jean Garı 'nda suç üstü yakalanmış bir adam, elinde üzeri kanlı İngiliz anahtarı ve kalınca bir rehber vardır, polis sorgulamak ister ancak suçlu hiçbir şey hatırlamamaktadır.
    Suçlu bir psikiyatr kliniğine getirilip Dr. Mathias Freire teslim edilir.
    Gelen adını bile bilmiyor. Bizim Freire hipnoz yoluyla konuşturur, ancak verdiği bilgiler de doğru değildir. Hasta psişik kaçış sergiliyordur.
    Dr. un kendi geçmişiyle ilgili hatırladığı pek bir şey de yoktur. Kendinden de şüphelenir

    Cinayet tren garının içinde bir çukurda işlenmiştir. Öldürülenin bedeni çıplak, başına içi oyulmuş bir boğa kafası geçirilmiştir.
    Daha önce de buna benzer bir cinayet işlenmiştir, katil mitolojik imgeler benzetmektedir kurbanlarını. Daha sonra bir cinayet işlenir.
    Bu üç cinayet aynı kişi tarafından işlenmiştir
    Minotaurus, İkarus, Uranus bu mitlerle sıralanmıştır.
    Bu cinayetlerde ne anlatılmak isteniyordur.
    Freire'nin bu cinayetlerle ne ilgisi vardır,genç Başkomiser Anais neden Dr. un peşindedir ?
    Yapılan tablolar neyi anlatmaktadır, ressam neler gizliyor resimlerinde?

    Soluk soluğa okunacak bir kitabı daha bitirmenin haklı huzurunu yaşıyorum, her ne kadar cinayetler huzursuz etse de
    Polisiye severseniz mutlaka ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

    Kitapla kalın dostlar

    "Beni öldürmeyen her şey beni daha güçlü kılar." Nietzsche
    İnsan ruhu, dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi.Duyarlı, nazik, içli bir zardı.
    Akıl, en güçlü deliliktir.
    Kaygının, acının, tedirginliği içeri girmesine müsaade eden şey, ruhun az ya da çok gözenekli özelliğiydi..
    İnsan çocukluğunda yaşadıklarının sonucudur.
  • 224 syf.
    Ayfer Tunç hikayelerine konu olan malzemeleri kendi içinden değil de dışarıdan aldığını, insanları ve onların yaşamlarını gözleyerek hikayeleri oluşturduğunu söyler.Haliyle Tunç’un hikayelerini okuyan herkes kendinden bir parça bulur. Yazarın karakterleri sokakta, günlük yaşamda duyduğumuz dili konuşurlar, bu yüzden onlara karşı hiçbir şekilde yabancılık çekmeyiz. Bu kitaptaki öykülerde olsun yazarın diğer öykülerinde olsun hangi taşı kaldırırsanız kaldırın altından sevgisizlik ve yalnızlık çıktığını göreceksiniz. Hikayelerde hareket noktası sevgisizliktir. Anne, baba, eş, dost, sevgili, kimi sayarsak sayalım hepsinden görülen bir sevgisizlik tüm hikayelerin üzerine sinmiştir. İçinde sevgi hissetmeyen ya da bu sevgiyi akıtacak bir kanal bulamayan her kim olursa olsun yalnızdır. Aslında çağımızın da temel sorunu bu değil midir? Sosyal medyada arkadaş sayımız arttıkça, iletişim imkanlarımız çeşitlenip kolaylaştıkça insan kendini daha yalnız hissetmeye başlıyor. Hikayelerde en baskın unsur başında kuşkusuz yalnızlık geliyor.

    Yazarın hikayelerinde genel olarak orta yaş ve yaşlılar vardır, bu hikayeler de bir istisna değil. Kendi başlarına kalmış, çocukları tarafından terk edilmiş, bir köşeye atılmış, unutulmuş yaşlılar hikayelerinde demirbaştır. Haliyle hepsinin ortak sorunu sevgisizlik ve yalnızlıktır. Sevgisizlik hikayelerde bazen sevgiliden uzak, bazen iletişimsizlik, bazen ayrılık, bazen aldatma ile karşımıza çıkar. Bunun yanında intihar ve ölüm de hikayelerde en çok karşılaştığımız unsurlardır. Tabii bunlara sebep olan şeyin ne olduğunu telaffuz etmeye gerek yok. Bu kitapta okuyacağınız hikayelerin paydasında göreceğiniz kelimeler işte bunlar: sevgisizlik, ölüm ve yalnızlık. Öykülerden de kısaca bahsetmek gerekirse:

    Birinci öykü kitaba adını veren “Mağara Arkadaşları”. Ayyıldız Apartmanı çevrede yapılan gösterişli binalar yüzünden eski ihtişamını ve görkemini kaybetmiştir. Kendini yaşlı ve yalnız hisseder. Yazar binayı burada kişileştirmiştir. Bizimle konuşan aslında binanın kendisidir. Kendisi gibi sakinleri de yalnız ve mutsuzdur. Yedi katlı olan bina kendi hakkında yedi sayısının kutsallığıyla ilgili birçok enteresan gerçek keşfeder. İçinde bulunduğu durumdan yedi sayısının gücü sayesinde kurtulacağına inanır ve Yedi Uyurlar efsanesindeki gibi bir uykuya dalmak ister. Yazar burada Hristiyan ve İslamiyetteki Yedi Uyurlar efsanesini de hikayeye harmanlıyor. Okura da metinler arası bir okuma imkanı doğuyor. Bina derin uykuya yatmak için kapıcısını hipnoz ederek, intihar amellerine onu alet eder. Kapıcı apartman kazanını aşırı doldurduğunda bir patlama gerçekleşir, binada yangın çıkar ancak çok geçmeden bina söndürülür. Apartman suyun arındırıcı, temizleyici gücünü hisseder ve bir rahatlama/huzur duyar. Bundan sonra yeni sakinleriyle gayet mutludur.

    “Ses Tutsağı” benim bu kitap en sevdiğim hikaye oldu. Bu hikayede genç bir adam üst katında oturan bir kadının seslerine kulak vererek kendi zihninde bu kadına ait bir dünya oluşturur. Zamanla seslerin gerçek mi yoksa zihninin bir oyunu mu olduğuna karar veremez. Gerçeklik algısından kopmaya başlar. İki insan da burada yalnız ve sevgisizdir. Adam, sırf sesleri dinleyerek onun neler yaptığını tahmin etmeye çalışır. Adeta onunla yatar onunla kalkar. Başlangıçta bir eğlence gibi başlayan bu durum zamanla adamda bir takıntıya dönüşür. Kendini bir başkasının hayatı içinde bulur, zihninde kendine alternatif bir yaşam oluşturur. Aslında adam burada kendi varlığını unutmak, kendinden kaçmak için kendisine güvenli bir liman olarak kadını bulmuştur. Başkası olma, başkasının benliğine bürünme, onun gibi düşünme, onun gibi hareket etme kavramlar bence hikayeye ayrı bir boyut getirmiş.

    “Cinnet Bahçesi” bir cinayetin anatomisini anlatır ya da otopsisini. Ortada karısını öldürdüğü iddia edilen bir adam vardır. Bu adam onu tanıyanların ifadelerine göre bizim de satır aralarından çıkaracağımız ayrıntılara göre ince ruhlu, kendi içinde toplumsal bir çatışma yaşayan, son derece dakik ve kuralcı, kavgadan gürültüden uzak, anlaşılmaz bir kişi izlenimini verir. Yani eşini öldürecek biri değildir kesinlikle. Burada yine karşımıza sevgisizlik ve yalnızlık çıkıyor.

    “Gençlik Sabah Çiyi Gibidir” ise bence kitaptaki en acıklı öykü. Bu öyküde kaybedilmiş yaşama sevincinin tekrar canlanmasını, keşfedilmesini okuyoruz. Burada bir adamın düşüncelerini dinleriz daha çok. Bundan dolayı duygu ve his yoğunluğu daha fazla hissedilir.Yaşlı bir adamın hayatından kısa bir kesinti görüyoruz. Bu adam gereğinden fazla yaşadığını düşünmekte, artık ölüm sırasının kendinde olduğunu ve bu sıranın bir türlü gelmemesinden dolayı her gün ölüp dirilen bir ihtiyardır.Hayata dair tüm bağlarını koparmış, dünya ile alacak verecek hesabını çoktan kapatmış, robot gibi ayaklarının kendisini götürdüğü yere giden biridir. Kendi yaşlarında bir kadınla tanışması hayatının sonuna doğru kendisine çıkan bir piyango ikramiyesi gibidir ancak bu mutluluğun tahsilatı gerçekleşecek mi? Yazarı tanıyanlar zaten cevabı çoktan tahmin ettiler. Ölüm ve sevgisizlik bu hikayede de kol gezmeye devam ediyor.

    “Küçük Kuyu” hikayesinde de orta yaşlı ve yalnız, hayattan zevk almayan, kendini toplumdan soyutlamış, içindeki yaşama heyecanını yitirmiş bir erkek vardır karşımızda. Yalnız bir erkeğin öyküsünü adamın kendi ağzından dinliyoruz. Sevme ve sevilme yine belirsizdir. Nereye gittiğini bilmeden seyahat eden bu erkek bir gün kendini bir otel odasında Leyla isimli bir kadınla bulur. Bu kadınla yaşadığı cinsel deneyimden sonra sevgisizliği ve şüpheciliği daha da artar. Sevgiyi uzaklarda ve başka bedenlerde arayan yalnız bir adamın öyküsü kitaptaki en kısa öyküdür.

    “Alafranga İhtiyar” yaşlı bir adamla genç bir çocuğun ortak hikayesidir. Yazar burada genç adamın ağzından dil ve edebiyata dair gizli bir mesaj verir. Yazarlık mesleğinden bahseder. Genç adam istemediği bir bölümde okuyan, sevdiği kızla sorunlar yaşayan biridir. Bir tesadüf eseri, Ulvi Efendi’nin gizli hayatını bir hafiye gibi araştırmaya başlar. Bu hayattan da yine sevgisizlik ve sevgiden mahrum kalış vardır.

    “Siz ve Şakalarınız” biri sağ, diğeri ölü iki yaşlının hikayesidir. Hikayeyi huzurevinde yaşayan bir kadının ağzından dinleriz. Burada ölmüş bir sevgiliye bir sesleniş, ona duyulan özlem ve hasret ön plandadır. Bu yaşlı kadın huzurevinde sevgiyi ve mutluluğu Samim Bey’de bulmuştur ancak bu adamın vefatı üzerine kadın yine derin bir üzüntüye ve sevgisizlik çukuruna düşer. En kötüsü de hayatımızın sonbaharında aradığımız bir parça sevgi ve mutluluğu kısa süreliğine bulup da kaybetmek değil mi?

    “Ara Renkler Grubu” kitaptaki en sönük hikaye sanırım. İçinde üç küçük hikaye barındırıyor. Hikayeler yine yalnız ve sevgi yoksunu erkekler tarafından anlatılıyor. Bu erkekler özellikle kendi hayatlarından bahsediyorlar. Yaşam mücadelesi, yabancılaşma, ölümün verdiği derin üzüntü hikayelerdeki temalardır.

    Tüm hikayelerdeki karakterleri toplarsak karşımıza Mağara Arkadaşları çıkıyor. Evet, bu karakterlerin hepsi birbiriyle arkadaştır. Özlemleri, yaşamları ve sevinçleri ortaktır. Hepsi sevgisizlik ve yalnızlıktan muzdariptir. Hayatlarındaki en temel besin yani sevgi yoktur. Bu yüzden hep mutsuzdurlar. Netice olarak, hikayelerin ortak teması bir olsa da hepsinin ayrı bir güzelliği var. Sevgiyle, mutlulukla kalın her zaman...
  • 1- Yağmur Adam (Otizm)
    2- Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
    3- Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
    4- Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    5- Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    6- Akıl Oyunları (Şizofreni)
    7- Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
    8- İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
    9- Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
    10- Şanslı
    11- Atlı Karınca
    12- Zenne
    13- Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilik psikolojik gerilim)
    14- Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
    15- Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
    16- Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? var edilebilir mi?)
    17- Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id” lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
    18- Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
    19- Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    20- Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    21- Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
    22-İnsomnia (Polisiye , gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
    23- Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
    24- Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
    25- Dövüş kulübü (Saldırganlık)
    26- Ceket (Psikolojik gerilim)
    27- Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
    28- Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
    29- Gizli pencere (Paranoya)
    30- Nietzsche Ağladığında
    31- Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi
    32- Dönüş (Aile içi ilişkiler)
    33- Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
    34- Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
    35- Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
    36- Takva
    37- Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
    38-Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
    39- Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
    40- Max ve Mary (Asperger sendromu)
    41- Babam ve Oğlum
    42- Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır..
    43-Beşir'le Vals
    44- İnception
    45- 3 İdiot
    46- Her Çocuk Özeldir
    47- 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
    48-Yukarıya Bak (Animasyon)
    49- Sybil
    50- Oğul Odası
    51) Ekim Düşü
    52) Muhteşem Üçlü
    53) Gökten İnen Melek
    54) Son Armağan
    55) Kırmızı Köpek
    56) Tavuklar Firarda
    57) Neşeli Günler
    58) Yumurcak (Yabancı Film)
    59) Altına Hücum
    60) Düşler Ülkesi
    61- Gen
    62- Ölü Ozanlar Derneği
    63- The Game
    64- Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
    65- Billy Elliot
    66- Forrest Gump
    67- Atlıkarınca
    68- Tavşan Deliği
    69- Herkes Mi Aldatır?
    70- Mozart ve Balina
    71- Good Will Hunting (Can Dostum)
    72- American Psycho
    73- Rüzgar gibi geçti
    74- İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
    75- Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
    76- Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
    77- Umudunu Kaybetme
    78- Zindan Adası
    79- Zoraki Kral
    80- Öğretmenim Mori
    81- Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
    82) The Mentalist (Dizi)
    83- Uçurtmayı Vurmasınlar
    84- Kelebek Etkisi
    85-Çıldırış
    86- Ghajini
    87- Kuzuların Sessizliği
    88- Kır Zincirlerini
    89- Aile Babası
    90- Başkalarının Hayatları
    91) K Pax (Uzaydan geldiğini söyleyen bir adamın ilginç anlatıları)
    92) Shine (Pırıltı) (Sıradışı kabiliyetli bir çocuğun müzikteki başarısı ve ailesini bir arada tutma çabası anlatılmaktadır)
    93) Tabutta Rövaşata (Evsiz barksız bir adamın (hüzünlü) hikâyesini konu edinir)
    94) Anayurt Oteli (Otel müdürünün birbirine benzeyen olaylar içinde, iç dünyasındaki fırtınaları dizginlemeye çalışmasını anlatır)
    95) Kader ve Masumiyet (Hayat kadınına saplantılı bir adam olan Bekir (Haluk Bilginer), hapisten yeni çıkmış amaçsız biri olan Yusuf (Güven Kıraç) ve annesinin hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğan Çilem (Melis Tuna) etrafında gelişen sıradan olayları ele alır)
    96) Six Feet Under (Dizi) (Geçimlerini başkalarının ölümlerinden kazanan bir ailenin hikâyesi)
    97) Fil (Elephant) (Okulda şiddeti konu alıyor
    98) Prestij (Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsü anlatılmaktadır
    99) Korkuyorum Anne (İnsan nedir ki? Film bunu merak ediyor)
    100) Mama-Anne-(2013): Anne babalarının öldürülmesinden sonra ormanda kaybolan iki kız kardeşin hikayesi. Kızlar yıllar sonra kurtarılır ancak yeni hayata adapte olabilecekler mi ?
    101) Life Of Pi -Pi'nin Hayatı- (2012): Okyanusun ortasında bir salda mahsur kalan Pi'nin hayatta kalma savaşı. Pi keskin zekası ile bu savaşı kazanacak mı acaba ? Dev kaplan ile birlikte yaşamayı öğrenip adaya varacak mı ?
    102) Lorenzo'nun Yağı(1992): 7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    103) Fil Adam-The Elephant Man (1980): Genetik şekil bozukluğu. John Merrick'in hayatının anlatıldığı filmde John Merrick' in görünüşünden dolayı gördüğü kötü muamele ve biz insanların yapabileceği kötülüğün sınırının olmadığını gözler önüne seren bir baş yapıt.
    104) Yazı- Tura (2004): Doğu Anadolu bölgesinde askerlik yapan iki gencin hayatları boyunca atlatamadıkları travmalarını ele alıyor film.
    105) Cennetin Rengi (1999): Dramatik bir İran filmi. Görme engelli Muhammed'in çevresini sadece dokunarak ve duyarak anlamaya çalıştığı masalsı hikayesi. Baba evlilik planlarını bozacağından korktuğu Muhammed'ten kurtulabilecek mi ?
    106) Cennetin Çocukları (1997): Yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra'nın aynı ayakkabıyı paylaşmasının öyküsü.
    107) Mozart ve Balina(2005): Otizmin bir türü olan Asperger sendromlu olan iki gencin aşk hikayesi. Donalt ve Isabella toplumun baskısını, asperger sendromunun getirdiklerini yenip ortak bir hayat kurabilecekler mi ?
    108) 21 Gram(2003): Bir kaza sonucu yolları kesişen 3 kişinin yaşadıklarını ele alan filmde ayrıca "şans" denen şeyin geçmiş, şimdi ve gelecek zamanda hayatları nasıl etkilediği ele alınmıştır.
    109) Şifre Merkür(1998): 9 yaşında otistik bir çocuğun Amerikan hükümeti güvenlik birimi tarafından yapılan hiç kimsenin çözemeyeceği bir şifre olan "merkür"ü kırması ve başından geçenler anlatılmaktadır.
    110) Maraton-Marathon(2004): otistik Cho-won' un yılmamak ve yorulmamak prensibi ile devam ettirdiği hayatını ele alıyor film.
    111) Kelebekler Hürdür- Butterflies Are Free(1972): Don, ailesinde, toplumdan uzak hayatını devam ettirmeye çalışan bir genç. Yaşadığı yerde hippi bir kız olan Jill ile tanışır aşık olurlar. Jill Don'a yaşama sevinci aşılayabilecek mi ?
    112) Kelebeğin Rüyası(2013): Veremli iki şairin 2. dünya savaşı döneminde halka şiiri sevdirme çabası ve kendi geleceklerini kurabilme adına gösterdikleri çabayı ele alıyor film.
    113) Ben X(2007): Ben otistik bir gençtir. Çevresiyle uyum sorunları yaşamaktadır. Ben, internet ortamında oynanan bir oyunda gerçek hayatında olduğunun tam tersi bir hayat kuracaktır kendisine.
    114) Koro(2005): Müzik öğretmeni Clement yatılı bir okula müdür olarak atanır. Kendisinden bu yatılı okuldaki çocukları rehabilite etmesi beklenilir ancak çocukların umursamazlıkları ve baskıcı eğitim sistemi başlarda onu hayal kırıklığına uğratır ancak Clement müziğin gücünü kullanacaktır.
    115) Ron Clark'ın Hikâyesi-The Ron Clark Story(2006): Gerçek bir hikayeden alınan filmde öğretmen Ron Clark'ın öğrencilerinin hayatını nasıl etkilediğini izleyiciye sunan biyografi filmi.
    116) İnception-Başlangıç(2010) : Rüya içinde rüya. Bilim kurgu ve aksiyon dolu bir film. Filmin başrol oyuncusu Leonardo Dicaprio için zihnin bilinçaltı derinliklerinde saklı değerli bilgileri çalmak için rüya görme anı kadar daha değerli bir an olamaz.
    117) Erkek Severse (1994): Alkolizmin pençesinde bir aile ve bu ailenin bu büyük soruna rağmen sevgi ve aşk ile birbirlerine destek olma çabaları
    118) Saklambaç(2005): Annesi intihar ettikten sonra Emily depresyona girer psikiyatrist olan babası kızına yardımcı olmaya çalışır ancak kendisi de çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Yeni taşındıkları evde Emily hayali bir arkadaş edinmiştir.
    119) Benden Bu Kadar(1997): Udall "obsesif kompülsif" başarılı bir yazardır.
    120) Kevin Hakkında Konuşmalıyız(2011): Çocuk gelişimi ve anne çocuk ilişkisini ele alan filmde anne Eva kariyerini ve planlarını bir kenara bırakarak çocuğu Kevini dünyaya getirir. Ancak Kevin toplumsal normlardan uzak kurallara aykırı bir hayat yaşar, çete gruplarına katılır. Anne Eva çocuğunun davranışlarından dolayı derin bir sorumluluk duymakta ve nerde hata yaptığını sorgular.
    121) Tehlikeli Oyun-Die welle (2008): 1967 yılında Kaliforniya'da geçen gerçek bir olayı perdeye aktaran filmde insanları robotlaştıran ideolojilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkisi ele alınıyor. The Wave grubu ilk başlarda dayanışma, saf bir birliktelik olarak ortaya çıkmışsa da durum kontrolden çıkmaya başlar ve farklı boyutlara ulaşır
    Toplum psikolojisi nasıl harekete geçirilir nasıl bir tehlikeli bir hal alır, bunu anlatıyor. Olay bir lisede geçiyor. Basit bir proje ödevi olarak başlayan hareket, çok tehlikeli bir hale dönüşüyor.
    122) Experiment (Deney): Bir bilim adamı grubunun, hapishane ortamına deney yapmak amacıyla girmesini ve sonrasında işlerin çığırından çıkmasını konu almaktadır.
    123) Billy Elliot(2000): Billy 11 yaşında bir çocuktur ancak yaşına fazlasıyla olgundur. Yeri geldiğinde babası ve abisi ile birlikte grevlere katılmaktadır. Ancak Billy bir gün bale yapmak istediğini söylediğinde ailesi nasıl bir tepki verecektir ?
    124) 12 Kızgın Adam-12 angry man (1957): Grup psikolojisinin, yabancı düşmanlığının kararları vermede ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan bir film. Filmde babasını öldürmekle suçlanan latin amerikalı genci suçlu bulan 11 jüri üyesi ve genci suçsuz bulan 1 jüri üyesinin arasında geçen muhteşem diyologlar.
    125) İçinde Yaşadığım Deri(2011): Tarantula adlı romandan çevrilen filmde Ünlü bir plastik cerrahın kaza sonucu yanan eşine deri yaratmak için 12 yıl boyunca uğraşması, eşinin intiharı ve bu intihar sonucu psikolojik travma yaşayan küçük kızını konu alır ancak olanlar sadece bunlarla sınırlı kalmayacaktır. Plastik cerrahın kızı tecavüze uğrar ve baba intikam için tecavüzcü üzerinde deri deneyleri yapar.
    126) Amedeus (1984):8 dalda Oscar ve birçok ödül kazanan filmde ünlü besteciler Amadeus Mozart ile Antonio Salieri' nin başından geçenlere tanık olacaksınız.
    127) Beethoven'i Anlamak -Copying Beethoven (2006): Beethoven' ı daha iyi, daha yakından tanımak isteyenler için güzel bir film. Sağırlığı giderek artmakta olan Beethoven son bestesini bitirmeyi hedeflediği sürede bitirip başarısına başarı katabilecek mi ?
    128) Küçük Gün Işığım(2007): Hoover ailesinin küçük bireyi yarışmaya katılmak için ailesini ikna eder ve calofirniya' ya doğru eğlenceli bir yolculuk başlar.
    129) Bir Zamanlar Anadolu'da(2010): Bir Nuri Bilge CEYLAN filmi. Filmde cinayet soruşturmasında doktor ve savcının 12 saatlik gerilimli hikayesi.
    130) Baran -Yağmur(2001): Majid Majidi yapımı bir iran filmi. Büyük bir kinin derin bir aşka dönüşmesinin hikayesi.
    131) Kulübe-Enter Nowhere(2011): Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    132) Kız kardeşimin Hikâyesi(2009): Kate adından çocukları olan çift kısa bir süre sonra çocuklarının lösemi olduğunu ve ilik nakli yapılmazsa bir kaç yıldan fazla yaşayamayacağı bilgisi ile hayatları altüst olur. Çift bir çare olarak Anna adında bir bebek daha yaparlar ve 11 yaşında kate'e böbrek nakli yapılması gerekmektedir. Ancak anna kendisinin bu amaçla kullanılmasına karşı ailesine dava açar.
    133) Dorothy Mills(2008): Ailesini trafik kazasında kaybeden bir psikiyatrist ve daha sonrasında yolları kesişen aynı kazadan kurtulan bir kız çocuğu ile yaşadığı garip olaylar.
    134) Uyanış -Awakenings- (1990) (Dr. Sayer, uzun süre bilincini kaybetmiş hareketsiz bir nevi koma durumunda olan hastalarını iyileştirmek amacıyla çabalamaktadır. L-Dopa adlı ilacı deneyecektir ancak pahalı olduğu için sadece bir kişi üzerinde deneyecektir. Ancak ilacın yan etkileri de kaçınılmazdır.
    135) Behzat Ç. -Seni Kalbime Gömdüm-
    136) Aynı Yıldızın Altında (2014) – 3 yıldır troid kanseri ile boğulan 16 yaşındaki bir genç kız ve kanserli hastalar için oluşturulan terapi grubunda yaşadıkları.
    137) Lorenzo’nun Yağı(1992) –7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    138) Sevgili Öğretmenim (1967) – Asıl mesleği mühendislik olan Thackeray iş bulamadığından öğretmenlik yapar. Ancak idealist öğretmenimizi okulun haylaz öğrencileri rahat bırakmayacaktır. Thackeray pes edecek midir ?
    139) Tedavi – The Great Hypnotist(2014) – Xu, alanında uzman bir o kadar da ukala çinli, bir psikiyatristir. Hayalet gördüğünü iddia eden hastasına inanmamakta ve hastasını hipnoz terapisine alacaktır.
    140) Musaranas (2014) – 1950 İspanyasında geçen psikolojik gerilim filminde Montse agorafobisi (açık alan korkusu) bir bireydir. Hayatı bir apartman dairesinde geçmektedir. Montse hayatının kalanını bu apartman dairesinde mi geçirecek yoksa başına çok daha farklı olaylar mı gelecek ?
    141) Edit ve Ben (2009)– Psikoloji bölümü okuyan genç zekasını arttırmak amacıyla kendisine çip taktırır ancak içinde yapay bir benlik olması nedeniyle birçok tuhaf olay yaşayacaktır. Bir yandan da otistik olan matematik dehasının gizli araştırmanın formülünü çözmesi Edit ile yakınlaşmasını sağlar.
    142) İnfaz-Calvary (2014)– Psikolojik ögelerin yer aldığı bir kara komedi filmi. Günah çıkartmak için Rahibi ziyaret eden bir adam rahibe onu öldüreceğini söyler ancak rahip adamın yüzünü görememiştir. Rahip bir yandan ölüm hazırlıkları yaparken bir yandan da bu adamın kim olduğunu bulmaya çalışır.
    143) Koku -
    144) Yalanın İcadı –
    145) 12 yıllık esaret
    146) Şeytan Üçgeni -Triangle (2009) – Arabasıyla giderken çaptığı bir martı nedeniyle trafik kazası geçiren Jess, bu kazanın hayatının değiştireceğini sonradan öğrenecektir.
    147) İhtiyarlara Yer Yok (2007)- Birçok ödül alan filmde uyuşturucu çetelerinin kanlı bir pazarlığına denk gelen Moss'un hikayesine yer verilmektedir. Moss parayı alıp gidecektir ancak akşam yaralı birisine yardım amacıyla tekrar dönecektir. Ancak başına neler geleceğinin farkında değildir
    148) Yüksek Tansiyon (2003)– Psikopat bir katilin evdekileri teker teker öldürmesini ele alan gerilim dolu bir film.
    149) İhtiyar Delikanlı -Old Boy (2003)– Muhteşem bir psikolojik film. 15 yıl boyunca tek başına bir odada esir tutulan bir adam ve yaşadıklarının hikayesi. Aklını yitirmemesi için Oh Dae-Su' ya şizofreni ilaçları verilmektedir. Oh Dae-Su bu esaretten kaçıp kurtulabilecek mi ?
    150) Yalın Ayak -Barefoot(2014) – Annesini kaybetmiş, psikiyatrik bir hasta olan Daisy, zengin bir ailenin çocuğu olan Joy ile tanışır. Romantik komedi tadında saflık ve masumiyet dolu bir film.
    151) Kayıp Otoban -Lost Highway (1997) – Fred, eşinin geçmişinden habersiz onunla evlenir ancak işler yolunda gitmeyecektir. Fred' in kişilik bölünmesi yaşaması, cinayet, bir korku hikayesi ..
    152) Enter Nowhere -Kulübe (2011) – Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    153) Onur Savaşı (2012)– Küçük bir kız tarafından cinsel istismar ile suçlanan ve sonrasında da toplumsal histeriye maruz kalan bir adamın dramatik hikayesi. Film birçok ödül almıştır.
    154) Etki Altında Bir Kadın (1974) – Bir ev kadınının eşi ve çocuklarıyla kendini var etme çabası. Mabel'in manik davranışları, çok fazla gülmesi gibi bir çok psikolojik rahatsızlığı ile eşi baş edebilecek mi ? Toplumsal eleştiri ögelerini de barındıran film ağır gelebilir ancak izlenilmesi tavsiye edilir.
    155) Trainspotting (1996)-(Psikolojik, Macera, Uyuşturucu kullanımı)
    156) Öldüren Sis -The Mist (2007) – Tutucu insanların bulunduğu bir kasaba ve bu kasabada bulunan hür düşünceli gençler..
    157) İntihar Odası (2011) – ( Farklı bir birey olan Dominik depresyonun eşiğine gelmiştir. Ailesinden ilgi görmeyen ve sürekli dışlanan Dominin kendini internet oyununa verir. İşte bundan sonra olanlar olur.
    158) Davetsiz -The Uninvited (2009) – Annesinin ölmesi üzerine travma yaşayan ve bir süre psikiyatri kliniğinde yatan genç bir kızın hikayesi. Babasının bir hemşire ile evlenmesi genç kızın depresyon yaşamasına neden olacaktır.
    159) Bir Rüya İçin Ağıt (2000)– Uyuşturucu bağımlılığı olan bir genç ve televizyon bağımlılığı olan annesi arasında giderek yükselen bir uçurum ve iletişimsizlik.
    160) Şampiyon -The Wrestler (2008) – Ünlü bir güreşçinin kalp krizi sonrası şov dünyasına veda etmesi ve tezgahtar olarak işe başlaması. Ailevi bağları bozulmuş bir adamın hikayesi.
    161) Bipolar (2014) - Harry çekingen bir adam ve aynı zamanda bipolar bozukluğu olan bir hastadır. Yeni bir tedaviyi denemek üzere bir kliniğe yatar ve tüm günü kamera ile izlenilecektir. Harry düzelme gösterebilecek mi ?
    162) Kukla - The Beaver (2011) – Sıkıntılarla dolu günler sonrası hayatını ve ailesini yeniden keşfe çıkan bri adamın hem esprili hem de duygu yüklü hikayesi.
    163) Phobe Harikalar Diyarında (2008) – Geniş bir hayal gücüne sahip olan bir çocuk ve kendini Alice Harikalar Dünyasında piyesi için olan rolüne fazlasıyla kaptırması nedeniyle kendini birden bu dünyanın içinde buluverir.
    164) Sineklerin Tanrısı (1963) - Bütün yetişkin insanların öldüğü bir uçak kazasında hayatta kalan küçük bir grup küçük çocuk ve hayatta kalma savaşları.
    165) Aklım Karıştı (1999) Bir gencin 18 ay boyunca akıl hastanesinde kalışı ve yaşadıkları
    166) Ara (2008) - Tek bir apartman dairesinde geçen filmde 4 kişinin birbirini seven ve aldatan, kıran ama bırakmayan hikayelerini ele alınmaktadır.
    167) Aç Gözünü (1997) – Psikolojik gerilim filmi. Çok güvendiği güzel yüzünü kaybedince Cesar'ın hayatı çok farklı bir yöne doğru gidecektir.
    168) Beyaz Köpek (1982) (Klasik Koşullanma) Eski sahipleri tarafından sadece siyahları saldırması ve öldürmesi yönünde eğitilmiş bir köpek. Yeni sahibi bu köpeğin koşullamasını söndürebilecek mi ?
    169) Büyük Yalnızlık –
    170) Cennet –
    171) Gölgesizler –
    172) Güneş Yanığı –
    173) Küçük Kıyamet
    174) Solaris –
    175) Gerçeğe Çağrı –
    176) Küp –
    177) Ölüm Kitabı (Misery)
    178)Esaretin bedeli
    179)godfather 1-2
    180)kaplumbağlarda uçar
    181)bajrangi bhaijaan
    182)rab ne de bana di jodi
    183) Ekşi Elmalar
    184)Azap yolu
    185) Öteki
    186) Kadın kokusu
    187) La la land
    188)Benim komşum bir melek
    189)Bay hiçkimse
    190) Yaralı yüz
    191) Paramparça köpekler ve aşklar
    192) Ateş böceklerinin mezarı
    193) Cesur yürek
    194) Gladyatör
    195) Özgürlük yolu
    196) The İntouchables ( Can dostum )
    197) Aynı Yıldızın Altında
    198) Leon ( Sevginin gücü )
    199) Lucy
    200) Karanlıkta dans
    201) Remember ( Hatırla)
    202) Zorba
    203) Peekay
    204) Ekmek ve çiçek
    205) Sarhoş atlar zamanı
    206) Kirazın tadı
    207) Kış uykusu
    208) Üç maymun
    209) Şimdi yada asla
    210) Piyanist
    211) Yeşil yol
    212) Prestij
    213) Çingeneler zamanı
    214) August Rush
    215) Amelie
    216) Otomatik Portakal
    217) Ucuz Roman
    218) Rezervuar köpekleri
    219) Zincirsiz
    220) Kanlı elmas
    221) Adalet 1,2
    222) Schindler'in listesi
    223) Er Ryan'ı kurtarmak
    224) V for vandetta
    225) Köprüdeki kız
    226) The revenant ( Diriliş)
    227) Gone girl ( Kayıp kız )
    228) Titanic
    229) Nostalghia
    230) Libertarias
    231) Özgürlüğe giden uzun yol
    232) Kırık çember ( Belçika yapımı )
    233) Cinderella man
    234) The Platform
    235) Karga Yumurtası
    236) Lion
    237) Rüzgarı dizginleyen çocuk
    238) 12 yıllık esaret
    239 Mary and Max
    240) Ağlayan çayır
    241) Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi
    242) Hachiko
    243) Der Verdingbub
    244) Kontes
    245) The Shining
    246) Contratiempo
    247) Ayla
    248) Bohemian Rhapsody
    249) Green Book
    250) Büyük Budapeşte Oteli
    251) Contagion ( 2011 )
    252) Sonsuzluk Teorisi
    253) Gazap Ateşi
    254) Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi
    255) Malcolm X
    256) Susuz Yaz
    257) Başkalarının Hayatı
    258) Awakenings
    259) Papillon ( 2018 )
    260) Modigliani