• "Atom bombası atomların çekirdeğinin parçalanmasıyla baskın kuvvetin serbest kalmasını sağlayan zincirleme bir tepkimedir. Hiroşima'da bu etkiyi sağlamak için uranyum kullandık; Nagazaki'de ise plütonyumu tercih ettik. Daha sonra yapılan hidrojen bombaları ise fizyonla değil de, güneşteki gibi füzyonla üretildi."
    Jose Rodrigues Dos Santos
    Sayfa 58 - Pegasus Yayınları
  • 1943-1955 yılları arasında Japonya'da yaşamış bir kızın gerçek hayat öyküsü. ABD 2.Dünya Savaşı'nı durdurmak için Hiroşima'ya bomba attığında minik Sadako burada yaşıyordu. Bombanın yaydığı radyasyon sonucu lösemiye yakalanarak 12 yaşında vefat etti.

    Bin turna kuşu efsanesi der ki ; bir insan hastalandığında kağıttan bin turna kuşu yaparsa ,bunu gören tanrılar bu kişiyi sağlığına kavuşturur.

    Ne yazık ki Sadako 644. turnayı katlarken hayata veda eder.
  • Kapıları çalan benim,
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem,
    göze görünmez ölüler.
    ...
    https://www.youtube.com/watch?v=-ealb8PGDnE

    Sevingül Bahadır (Nazım Hikmet RAN)
  • Hiroşima tam anlamıyla insanlar tarafından planlanıp uygulanmış bir yok etme örneğidir. "Doğa"nın bir rolü yoktur burada.
    Elias Canetti
    Sayfa 71 - Payel Yayınları-1.Basım-Çeviren:Gürsel Aytaç
  • https://youtu.be/dQLo1-_bWl0
    Kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.
    Hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    Saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    Bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.


    Benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    kağıt gibi yanan çocuk.

    Çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.
  • Dışarıda insanların arasında bazen kitap okuyamıyorum. Otobüste, metroda okunmaya çalışsam sanki herkes beni izliyor da; kafalarından "adam sende bu seste ne anlıyor da okuyor acaba" diye geçirdiklerini hissediyorum. Bu düşüncelerden kimseye bakmadan; telefonumdaki uyku ya da piyano listelerindeki müzikler yardımıyla uzaklaşmaya çalıştım. Ama yine de dış sesleri duymamak için + tuşa yüklendikçe kitaba odaklanamadığımı anladım. Sonra okumaya çalıştığım kitapların o sesten ziyade evde olsam bile beynimdeki sesleri de istemediklerini fark ettim. Oysa Tarık Tufan gibi yazarların kitaplarında böyle bir durum yaşamak pek olası değil. Çünkü Bir Adam Girdi Şehre Koşarak tarzındaki kitaplar bahsettiğim kitapların tam zıttı konumunda. Bu kitaplar ne sizi noktasını bulamadığınız cümlelere, tumturaklı kelimelerle boğulmuş paragraflara, yoğun iç monologlara, aforizmalara, dozunun ayarlanamadığı fenalık getirici betimlemelere sürükler ne de aynı paragrafı defalarca okumanızı sağlayacak felsefik düşüncelere gark eder. Dupduru, yalın bir dille okuyucuya anlatmak istediğini anlatır. Ancak bilmem ki bu yalınlığın bağdaşmadığı, hacimce pek yer kaplamayan kütlece oldukça ağır cümleleri tam anlamıyla anlar mıyız? Yoksa Tarık Tufan 'nın ifade ettiği gibi plastik duyarlılıklarımızla, bir nefes alıp verecek kadar geçen zaman aralığında mı yüreğimiz acır, bu acıtan gerçeklere. İfadesiz bir BİLMİYORUM!!!.

    Yazarın yakasına yapışan, gözlerini kapattığında zihnine üşüşen, yazdıkça kapandığı sandığı yaralarını sızlatan, kanatan bu cümlelerde; bu paragraflarda bu denemelerde ve bu kitapta tek bir harften bütüne; garip gelip garip gidenlerin yaşanmışlıkları var. Kim görüyor bunları? Kim bakıyor? Şehre koşarak giren; görmek için dolaşan bir adam, bir elçi. Ruhumuz tükenmeden Rahmanı anlatmasını beklediğimiz elçinin gördükleri mi?

    Huzur ve ev kelimelerinin ikisininde anlamını yitirdiği mekanik bir kadın sesinden çıkan huzurevi, cenaze evinde iş konuşmanın umursamazlığı, az sevilmişlikler, her şeyi dışarıda sessizlikte bırakan kulaklıklar, kaçışlar, bıkmadan usanmadan kolları kopuncaya kadar başkalarının hayatlarının tozlarını, günahlarını, geceden artakalanlarını temizleyerek hayata tutunmaya çalışan KADIN! , sokakların acımasızlığında demir parmaklıklardan sarkıttığı sıska bacaklarıyla çocukluğunu bulamayan ÇOCUKLAR, babasının parası yoksa bakkaldan harçlık alamayacak ÇOCUKLAR, devletin sahibi olduğunu iddia eden nefret dolu adamlar, pazarda yere atılan sebzeleri poşetine koyarken yoksulluğu gözlerine sinmiş KADINLAR, bu kadınlardan habersiz komşular, altı temizlenmeye muhtaç babalar, insanlığın günahını toplayan o KADINLAR! , mekanik bir düzenlilikle süren modern hayatta sahici hayatın kurmalı saatlerde akması, tek başına doğurduğu bebeğinin göbek bağını da tek başına kesen ANNELER, artık ruhlarını göremediğimiz bağ kuramadığımız eşyalar, noel karına heveslenen çocukların yalnızlığı, Amazon Ormanları 'nda ilkel kabileleri, modern dünyamızda bizleri tehdit eden modern canavarlar, unuttuklarımızı hatırlatan Neşet Ertaş türküleri, sokaklarında kanlar akan Kudüs, çocukların öldüğü duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze, kendi kuşatmasını yarabilmenin umuduyla mushaf sayfalarını çeviren Filistinli yaşlı adam, bağışlanamayacak deney Hiroşima, Tanrı 'yı hesaplamaya çalışan matematik, sağlığını yazmaya tüketen Sartre, sevdiği için karısını kaldırımda öldüren bir adam, ışıklarda inen yolcular, otel odalarına sinen anıların kokusu, Kafka 'ya ihanet eden Max Brod, yerdeki çizgilere basmadan kutsal yalnızlığına yürüyenler, Diyarbakır 'ın tarih bilen yoksul çocukları, karneye yapıştırılan üzgün fotoğraflar, düğün salonlarında şarkı söyleyen yoksul kız, veda edebilmeyi bile çok gören sevgililer, kimselere sezdirmeden bir köşeye çekilip yavaş yavaş ölenler, evlendiği kadınların niteliğini geleceğe dair hedeflerine malzeme eden adamlar, uzun hesaplar peşine düşen kadınsallığını kaybetmiş erkeksi kadınlar, bir otelde alıkonulup aylarca tecavüze ve işkenceye maruz kalan, utancını yaşamakla dindiremeyen KADIN, yüksek sesle asla tutamayacakları sözleri veren gürültülü arabalar, üst üste bir morgda yığılmış Afrikalı ÇOCUKLAR, ölen bir dosttan kalan Beşiktaş, o trene binip bir daha geri gelmeyen Maria Puder, çocuğunu internette satmak isteyen anne, gökyüzünden yıldız satın alan zenginler, mankenler,şarkıcılar, Şanlıurfa 'nın Silvan ilçesinde kilim yıkarken gölde boğulan 7 GENÇ KIZ
    " Masallarda çocuklar ne zaman ölüyor?"

    "Rabbimiz!
    Ellerimizi tut
    Ellerimizde derman kalmadı. Biz bıraksak da sen tut.
    Bizi kendimize bile bırakma Rabbimiz! "
    Amin Tarık Tufan. Amin.