• Öncelikle yörükler hakkında kısa bir bilgi vermek isterim ki roman içeriği bunu gerektirir. Yörük, göçebe yaşam tarzını seçmiş halklardır. Anadolu'da yaylak-kışlak olarak tanımlanan, yazın yaylalara çıkarak özgürce, havaların soğuması ile de daha sıcak bölgelere, ovalara inerek yaşamlarını sürdüren bu topluluklara verilen ad aynı zamanda Türkmen aşiretleri için de kullanılır.

    Yörükler Orta Asya’dan İran’ın kuzey taraflarına oradan da Anadolu’nun fethi ile Anadolu’ya gelmiş Türklerdir. Anadolu’da ki yaşamlarında da törelerine sadık kalmış ve sıkı bir dayanışma içerisinde hayat mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Küçükbaş hayvanları besleyerek geçimlerini sağlamışlardır. Özellikle Akdeniz Bölgesinde yoğun bir nüfusa sahip olmakla birlikte zamanla Anadolu’ya hatta Balkanlar’a kadar yayılmışlardır.

    Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllar boyu göçerleri yerleşik düzene geçmesi için baskılamıştır. Baskılara dayanamayan yörük obaları zamanla göçebe hayattan yerleşik haya geçtiklerinden yörük obalarının sayısı da gittikçe azalmıştır. Yerleşik düzene geçen oba fertleri bir yandan yeni hayatlarına intibak sürecinde doğal olarak sorunlar yaşamışlardır.

    Yaşar Kemal’in destansı romanlarından üçüncüsü olan Binboğalar Efsanesi 1971 yılında Cem Yayınları tarafından basılmıştır. Yaşar Kemal bu, bilenler bilir; kahramanları, olay örgüsü, özgün betimlemesi ile yine bu destansı romanında da yapacağını yapmış. "Binboğalar Efsanesi" bir Türkmen- yörük efsanesi olmakla birlikte efsaneye göre sevenlerin kavuşmasına izin verilmeyince Toros Dağları öfkelenmiş, bin tane boğaya dönüşüp Çukurova'nın üzerine yürümüş olduğunu bir yerlerde okuduğumu anımsıyorum.

    Bu romanında son yörük obası olan Karaçullu obasının Çukurova coğrafyasındaki yaşamlarını konu edinmiş, aynı zamanda konar-göçer yaşamın adeta yok oluşunu belgelemiş. Yaşam ki ne çetin koşullar ve törenin merkezinde, alışkanlıkların, vazgeçilmezlerin, sevdaların, düşmanlıkların harmanlandığı bir zor çizgi.

    Güçlü olmanın ve zenginliğin vermiş olduğu haklılık(!) karşısında, yer yurt edinme amacının, ötelenmenin vermiş olduğu tedirginlik duygusu, umutların tükenişi ve çaresizliği ile adeta yörüklerle yaşıyorsunuz.

    Toprağı sahiplenme mücadelesi: Kim ne zaman Çukurova’yı sahiplenmiştir, kimin hakkıdır Çukurova’da yaşam hakkı, konar-göçer olmak, onlara o topraklarda yaşama hakkı vermez mi? Yaşama hakkı tayini birilerinin tekelinde mi? Bu ne bencilce bir durum, kabul edilemez yok sayma çirkinliği. Dağ bastı parası nedir Allah aşkına! Yörüklere dünyayı neden dar ederler, söz konusu yörükler olunca sinekten yağ çıkarma çabasını anlamak da güç.

    Cömert ve geniş Çukurova’nın, yörüklere dar edildiğini, yaşam hakkı tanınmadığını, törelerinin, inançlarının küçümsenmesini hazmedemiyorsunuz. Doğasını, insanlarını olayları o kadar güzel, anlatıyor ki Yaşar Kemal, sert bir zemine çarparak çın çın eden, otuz yıllık emeğin, umudun ürünü kılıç elinizde sanki. Bir çiçekli püren çalısını yanı başınızda hissediyorsunuz, börtü böceklerin cümbüşünde. Kurtun, çakalın, avcıların göz koyduğu kuyruğa sahip tilkinin indiği derenin debisi ile taşlara vurarak çıkardığı şırıtlısını duyarsınız adeta derinlerden.

    Hızır ile İlyas’ın buluşmalarının gelenekseliğini, saygınlığını ve ona var olan inancı hepimiz biliriz. Güzel dileklerde bulunup, geç saatlere kadar dualarla 5’ini 6’sına bağlayan mayıs gecesini yörükler gibi bir çoğumuz yaşamıştırız mutlaka. Bunlar hiç de yabancı gelmiyor okuyunca.

    Yaşar Kemal bu romanında yine o kadar ince sözler göndermiştir ki bize, etkisinde kalıyorsunuz mutlaka, sizi düşünmeye sevk ediyor. Dalıp düşünürken o güzel sözleri birkaç satırı hiç de anlamadan geçtiğinizin farkına varıyor, o satırları yeniden okuma gereği duyuyorsunuz. Bu sözlerin hiçbirini diğerinden ayıramayız, hepsi anlamlı, hepsi bir başka düşüncenin merkezi. Ancak bu kitaptaki en etkilendiğim ve alıntı olarak paylaştığım sözlerden birini buraya iliştiriyorum. #35963826

    İyi okumalar.

    Melih Cevdet Anday’ın güzel şiiriyle başlayan romana yapmaya çalıştığım incelemeyi ben de yine aynı şiirle bitireyim.


    “Ağlar bu mezarlıkta yörükler her gece
    Bıkıp iri yıldızları davar sanmaktan
    Düşünür eski günleri . . . iskandan önce
    Geride kalmanın hüznü yamanmış yaman.”
  • Hızır paşa bizi berdar etmeden, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 
    Siyaset günleri gelip yetmeden, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Gönül çıkmak ister şahın köşküne, 
    Can boyanmak ister Ali müşküne. 
    Pirim Ali on'ki imam aşkına, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Her nereye gitsem, yolum dumandır, 
    Bizi böyle kılan ahd-ü amandır. 
    Zincir boynum sıktı hayli zamandır, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Yaz selleri gibi akar çağlarım, 
    Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım. 
    Garip kaldım, şu arada ağlarım, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Ilgın ılgın eser seher yelleri, 
    Yare selam eylen urum erleri. 
    Bize peyik geldi şah bülbülleri, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Bir taze sevgidir, yeni beğendim,
    Anam, atam yoktur vere öğüdüm.
    Kıyman beyler kıyman, ben genç yiğidim,
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Pir Sultan'ım eydür: Mürvetli şahım, 
    Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım. 
    Arşa direk direk olmuştur ahım, 
    Açılın kapılar şaha gidelim. 

    Pir Sultan Abdal
  • Hızır paşa bizi berdar etmeden
    Açılın kapılar şaha gidelim
    Siyaset günleri gelip yetmeden
    Açılın kapılar şaha gidelim

    Gönül çıkmak ister, şahın köşküne
    Can boyanmak ister, Ali müşküne
    Pirim Ali on ik'imam aşkına
    Açılın kapılar şaha gidelim

    Her nereye gitsem, yolum dumandır
    Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
    Zincir boynum sıktı hayli zamandır
    Açılın kapılar şaha gidelim

    Yaz selleri gibi akar çağlarım
    Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım
    Garip kaldım, şu arada ağlarım
    Açılın kapılar şaha gidelim

    Ilgın ılgın eser seher yelleri
    Yare selam eylen urum erleri
    Bize peyik geldi, şah bülbülleri
    Açılın kapılar şaha gidelim

    PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım
    Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım
    Arşa direk direk olmuştur ahım
    Açılın kapılar şaha gidelim

    https://youtu.be/lW7VWz69erg
  • MAHALLE YANARKEN SAÇINI TARAYANLAR ...

    "Gaz" teciydi... ingiliz finosuydu! Köpekliğin , arsızlığın , haysiyetsizliğin , VATAN HAİNLİĞİNİN , DÖNEKLİĞİN , HAYASIZLIĞIN SÖZLÜK KARŞILIĞI İDİ !! vahdettin ile beraber ingiliz MUHİPLERİ ( ingilizi KÜÇÜK "MUHİPLERİ" BÜYÜK YAZDIK Kİ BUNUN BİR SEBEBİ VAR !!) cemiyetini kurdu ... Muhipin anlamını şimdiki yeni nesil pek bilmez .. Ben söyleyeyim .. DOST demek .. İngiliz SEVİCİYDİ...YALAKANIN en önde gideni , bayraklı, flamalısıydı bu şahıs ...Satılmıştı!! ÇANAK yalayandı .. "Avrupa ile kim başa çıkmış ki biz çıkalım , Asyalı halktan böylesi çıkmaz" diyen bugün ki "yes be annemcilerin" AĞA BABASI idi.. Liboşların atasıydı .. Mustafa Kemal' den nefret ediyordu .. "Ona el uzatmak eşkiyanın elini sıkmaktır... Derme çatma bir ordu ... Vuruşup duruyorlar .. Oysa ne demiş arap : galibin dediği olur" kıvamında makaleler döşeniyordu .. Biz yoksulluk içinde yoktan var edip köylerden pullukları sabanları hatta ve hatta çatalı bıçağı toplayıp eritip tüfeğimize SÜNGÜ yaparken , yuvasında MAKİNELİ TÜFEK bulunan bir siper için bir bölük askerimiz ölüme koşarken , çiftcinin , köylünün her 2 öküzünden birini orduya alıyorken yokluktan ve Anadolu da MEHMETLERİN BİRER BİRER TOPRAĞA DÜŞTÜĞÜ GÜNLERDE "Çanlarına ot tıkanıyor, moralleri pek düşük , çoğu yalınayak , teçhizatları noksan , gerçi birkaç kamyonları var ama hepsi kullanılmaz halde ,motorları bozuldumu tamir edilemiyor , yakıtları yedek malzemeleri- parçaları yok , taşıma için mandaları var ..Mustafa Kemaller hiçbir işe yaramaz.. Hamdolsun sayıları azdır , kangrenli kol gibi kesip atmalı bunları" kıvamında yazılar yazıyordu.. Hatta ve hatta , "Ey müslüman kardeşlerimiz , milli teşkilata aldanmayınız ! Bolşevik kafası taşıyan yurtsuz serserilerdir bunlar ..Bu millici mahluklar kadar başları ezilmek ister YILANLAR hayal edilemez, düşman ondan on kat iyidir" kıvamında yazılar kaleme alıyordu.. Senin anlayacağın canım kardeşim HAİNLİKTE bir dünya markasıydı .. Bedelini ÇOK AMA ÇOOOOK ağır ödedi .. Bayrak gibi göndere çekiverdiler onu .. Linç edildi.. İsmi mi? İsmi ali kemal idi ! Neyse ki "SARIŞIN KURT" hızır gibi yetti !! KAĞNI KAMYONU DA, YEDİ DÜVELİ DE YENDİ !!!

    Vatanımız işgal edilmiş , düşman cizmeleri Anadoluyu çiğniyorken bu sakat zihniyetin bir de seyreltilmiş hali mevcuttu o günlerde .. MANDACILAR.. Şimdi burda yazınca bir kısmınız zıplayacak yerinden .. halide edip adıvar bu tayfanın başında gelen isimlerden biri idi. Bu tayfa, yüzyıllardır hür yaşamış bu milletin , kavimlere göç ettirmiş , tarihi yazmış birebir şekillendirmiş bir ulusun, ingiliz ve abd mandası altında yaşamasını savunuordu.. Gördüğün üzere keşmekeşliğin zirvesi idi o günler .. Diyeceksin ki bana bunları niçin anlatıyorsun.. O günleri bil diye anlatıyorum canım kardeşim .. Çünkü roman o dönemlerde geçiyor .. Bu tayfanın top koşturduğu İstanbul'da geçiyor ..

    İngiliz İstanbul' a ayak basmış .. VATANIMIZ , BAYRAĞIMIZ, TÜM MUKADDES SAYDIĞIMIZ DEĞERLERİMİZ ağır hakaret ve tehdit altında..Vaziyet bu iken bir kısım sözde elitin işgal kuvvetleri ile yaşadığı çok çok ağır ve "sakat" ilişkilerin öyküsüdür bu kitap..Ne olduğunu unutup ne oldum budalası olanların Sodom ve Gomorra kavimleri üzerinden anlatılan öyküsüdür .. MAHALLE YANARKEN SAÇINI TARAYANLARIN ÖYKÜSÜDÜR .. Sahi kimdi onlar ?
  • Hızır Paşa bizi berdar etmeden,
    Açılın kapılar Şah'a gidelim,
    Siyaset günleri gelip çatmadan,
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Bunda bilmeyeni bildirirler mi
    Eli bağlı namaz kıldırırlar mı
    Yoksa Şah diyeni öldürürler mi
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Aslımız Muhammet kıyman cellatlar
    Üstümüzde bite davacı otlar
    Ölüm Allah emri ya eziyetler
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Her nereye baksam yolum dumandır
    Pirim bana küfür etse imandır
    Zincir boynum sıktı halim yamandır
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Sağlıklı mı ola dostun illeri
    Karşıda görünen tozlu yolları
    Şah'tan elçi gelmiş dem bülbülleri
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Güzel Şah'ım çıktı m'ola köşküne
    Can dayanmaz gayretine müşkine
    Seni beni Yaradan'ın aşkına
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Kapısı yok bacasından bakarım
    Gözlerimden hasret yaşı dökerim
    Şah'a giden bir bezirgan tutarım
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Pir Sultan Abdal'ım güzel şah canım
    Ağlamaktır benim demim devranım
    Arşta melek yerde çeşm-i efgânım
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Pir Sultan Abdal
  • AÇILIN KAPILAR ŞAHA GİDELİM
    Hızır Paşa bizi berdar etmeden,
    Açılın kapılar Şah'a gidelim,
    Siyaset günleri gelip çatmadan,
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Kalenin kapısı taştan demirden
    Yanlarım çürüdü yaştan yağmurdan
    Hiç kimsem yoktur Şah ı çağırdam
    Açılın kapılar şaha gidelim

    Kapısı yok bacasından bakarım
    Gözlerimden hasret yaşı dökerim
    Şah'a giden bir bezirgan tutarım
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Pir Sultan Abdal'ım güzel şah canım
    Ağlamaktır benim demim devranım
    Arşta melek yerde çeşm-i efgânım
    Açılın kapılar Şah'a gidelim.

    Pir Sultan ABDAL
  • Hızır Paşa Bizi Berdar Etmeden
    Açılın Kapılar Şaha Gidelim
    Siyaset Günleri Gelip Çatmadan
    Açılın Kapılar Şaha Gidelim
    Yıkılın Kaleler Dosta Gidelim
    Kalenin Kapısı Daşdan Demirden
    Yanlarım Çürüdü Yaşdan Yağmurdan
    Bir Kimsem Yoktur Ki Dostu Çağırtam
    Açılın Kapılar Şaha Gidelim
    Yıkılın Kaleler Dosta Gidelim
    Çıkarım Bakarım Kale Başına
    Mümin Müslümanlar Gider İşine
    Bir Ben Mi Düşmüşem Can Telaşına
    Açılın Kapılar Şaha Gidelim
    Yıkılın Kaleler Dosta Gidelim
    Abdal Pir Sultan'ım Ye Hızır Paşa
    Bizi Hasret Koydun Kavum Kardaşa
    Yazılan Mı Gelir Sağ Olan Basa
    Açılın Kapılar Şaha Gidelim
    Yıkılın Kaleler Dosta Gidelim