1000Kitap Logosu
"Eskiden çok konuşur, çok yazar, çok ağlar ve bir o kadar da gülerdim. Bugün aynaya baktığımda duvar gibi bir kadın görüyorum. Tepkisi yok, duyguları yok. Öyle ifadesiz bir şekilde duruyor. Anlatacak şeyim vardır elbet ama ben şimdi neyi, nasıl anlatayım? Böyle şeyler kolay anlatılmaz. Her şeyden önemlisi neden anlatayım? Çok güzel günler yaşadım. Onlarca iyi anı biriktirdim. Günlerce göz yaşımın dinmediği zamanlar da oldu elbet. Şimdi bakınca hepsi anlamsız geliyor. Her şey geçti. Her şey muhteşem bir hızla geçmeye devam ediyor. Biliyor musunuz hızlı olan her şeyden korkardım. Şimdi bu hız sadece yaklaşan ölümü anımsatıyor ve bunu düşünmek içimi huzurla dolduruyor. İyi ya da kötü herhangi bir an ve anı istemediğimi fark ettim. Sadece yok olup gitmek istiyorum. İçimde ölüme direnen bir yan var. Bunları bana yazdıran o direnen tarafım. Ne yaman çelişki. Silinip gitmek isteyen tarafım ile var olma çabasıyla tırnaklarını kanatırcasına bunları yazan tarafım savaş halinde gibi. Tüm olanları izleyen ben, sadece izliyorum. Öylesine yani. Herhangi bir taraf tutmuyorum. Bir beklentiye girmiyorum. Bu an da akıp geçecek. Bunu biliyorum. Vücudum uyumak istiyor. Direnmeyi bırakıyorum."
Mitolojiler aslında toplumsal rüyalardır; hareket eder ve toplumları biçimlendirirler. Ve diğer taraf tan bir kişinin kendi rüyası, kişisel tanrının, karşı tanrının ve hareket edip kişiyi biçimlendiren koruyucu güçlerin küçük mitleridir: Bir kişinin hayatını gizliden gizliye düzenleyen mevcut korkuların, arzuların, hedeflerin ve değerlerin açığa çıkmasıdır. Dolayısıyla, Rüya Bilincinin bu seviyesinde bir kişinin hayatına göre hızlı bir şekilde, bu etkinleştirici güçlerin şu an olduğu yaratıcı girişimi derhal deneyimler. Uyanan Bilinç düzlemi üzerinde önceden kestirilemeyen olayları meydana gelecektir ve bu etkinleştirici güçler orada incelenmiş ve "olgular" olarak tecrübe edilmiş olacaktır.
Ramazanlık
Ben akşam ezanlarını severdim, hızlı okunur, aynı sözler kısacık gelirdi. Bir de iftardır ramazanda, oysa diğer vakitlerin böyle bir müjdesi yok insana. Bana Kuran okumayı öğreten Hüseyin Hoca, akşamın hızlı okunup, farzının kısa oluş ve öncelenmesini kıyamete bağlamıştı. Kıyamet akşam vakti kopacaktı, günlerden cuma olacaktı. O hâl ve zamanda bile Müslümanlar ibadetlerini yetiştirmeye çalışacaklardı demek ve din de buna yardımcı olmadaydı! Madem aslolan ibadet, yatsıda kopaydı kıyamet, diyemedik tabii. Gerçi aynı Hüseyin Hoca eşek anırmasını da şeytanın onun boynuna kollarını bağlamasından diyerek anlatmıştı. Anırıp yerlerde yuvarlanması hem geldiğini haber vermek hem de ondan kurtulmak içinmiş meğer. İlkokulu henüz bitirmiş biz bebelere kıyameti anlatmaktan tam muradı bizde imanı temellendirmek idiyse bunu korkutarak yapmayı seçmişti. İlk cehennem tasvirlerini de ondan dinlemiştim zaten. Din öğretisinde hangi hoca faslı kıyamet ve cehennemden açmaz ki? Din korkudur çünkü. Ver narkozu, ömrünce ayılamasın. Akşama dönelim yine. Çocukluğumun o yıllarındaki ramazanlarda akşamı camide kılardık. Bastonlu, takkeli ihtiyarlarla beraber. Garip bir şekilde ara yaşlar pek olmazdı, cemaat çocuklar ve ihtiyarlar. Biri henüz gelmiş, öbürü gitmede. Müezzin minareden ezana başlayınca bu cami cemaatinden ihtiyarlar beraberlerinde getirdikleri gazete kağıdına sarılı peynir ve ekmekleri, külahta zeytinleri, dış tarafla kot farkından diz altı yüksekliğindeki alçak bahçe duvarına tuzluk gibi dizerek ve kendileri dizilerek açarlar, bizi de buyur ederlerdi. Bütün ömrümce zeytinin tadını bir daha hiç öyle lezzette alamadım işte. Bir iki kez de ben zeytin götürdüm. Kâğıttan külah yapmayı beceremeyince anneme yaptırmıştım. Utanarak ortaya koymuştum ama yediklerini görünce cennetle müjdelenmiş gibi mutlu olmuştum. Vettiyni vezzeytuni... Surenin bu ayetini de kahvaltıda zeytin yemeye teşvik için söylediğinde ilk, dedemden işitmiştim. Koskoca Tanrı incire ve zeytine niye yemin eder ki?!.. Sonra mı? Çer çöp aceleyle toplanır, camiye hızlı adımlarla yürünürdü. Haydin salaha!.. Hesapladım, tam 40 yıl aralıksız tutmuşum. Şimdi çok şükür emekliyim. Size de nasip olsun. Hayırlı ramazanlar.
Kız katilin elinde ki bıçaktan akan kan damlalarını dikkatle izledi. Sonra gözleri yavaşça yer de yatan kıza kaydı. Göbeğinin hemen altın da, kasıklarının üstünden bıçaklanmıştı. Derin değil ama öldürücü bir yaraya benziyordu ve sanırım kız çoktan ölmüştü. Katil onu fark ettiğin de tek düşündüğü kaçmaktı. Nasıl gelmişti buraya? Geriye doğru ağır adımlarla gidiyordu. Katil kıza arkası dönük bir şekilde duruyordu ve gülüyordu. Katil, yavaş yavaş kıza döndü ve kıza doğru yürümeye başladı. Şimdi ne yapacaktı bu güzel kız? Bir kaçış yolu bulabilecek miydi? Geri geri yürürken bir anda durdu, o da neydi? Olamaz. Arkasına döndü kız, duvara çarpmıştı. Ne yapmalıydı? Katil giderek yaklaşıyordu ama çok sakindi, sanki kızın kaçma ihtimalinden korkmuyordu ve böyle bir ihtimal var gibi de gözükmüyordu. Katil en sonun da kızın yanına varmıştı ve eli kızın güneşe benzeyen saçların da dolaşıyordu. Elinde ki bıçağı ilk önce kızın boynuna götürdü, küçük bir kesik bıraktı kızın boynuna. Kız acıyla inledi. Ama yaptığı kesik öldürücü değildi. Bıçak bu sefer kızın koluna gitti. Kız korkudan kıpırdayamıyordu, sadece ağlıyordu. Kızın koluna hafif, küçük kesikler bıraktı. Kız acıyla daha çok ağlamaya başladı. Bıçak bu sefer ise, son yere, ilk kurbanın öldürücü yarasıyla aynı yere, kasıklarının üstüne gitti ve ikinci kurbanına da aynı yarayı açtı. İlki gibi derin değil ama öldürücü bir yaraydı çok profesyoneldi, sanki daha önceden bir çok kez denemişti. Kız yavaşça yere eğildi, direnmeye çalışıyordu ama çok geçti. Katil kızın acı çekmesinden haz alır gibi keyifle gülüyordu. Kız en sonun da direnmeyi bıraktı, artık geç olduğunu o da biliyordu ve son gördüğü şey katilin keyifli gülüşü oldu. Kızın cansız bedeni soğuk zemine yığıldı. Katil bir yandan da üzülüyordu böyle güzel kızların ölmesine. Katil elinde ki bıçağa baktı, çok kan vardı. Önün de yatan cansız bedene baktı sonra ise ilk kurbanına. Bu cesetleri ortadan kaldırmalıydı. Önün de yatan cansız bedeni ilk kurbanının yanına götürdü ve iki bedeni üst üste koydu. Ne yapacağını biliyordu, cesetleri yakacaktı. Cesetleri yakmak için deponun diğer ucundan benzin almak için o tarafa yöneldi. Hızlı ama sakin adımlarla benzini alıp cesetlerin yanına döndü. Benzini cesetlerin üstüne döküp cebinden bir kibrit kutusu çıkardı. Kutudan bir tane kibrit çıkarıp acımasızca cesetlerin üstüne attı. Cesetler benzinin etkisiyle hemen yanmaya başladı. Ateş giderek büyüyordu, kibrit kutusundan bir tane daha kibrit çıkarıp yaktı ve cesetlerin üstüne attı. Tüm bunlar olurken orada sadece üç kişi yoktu. Orada istenmeyen, davetsiz biri daha vardı...
En alışılmış, en yaygın boş inançlardan biri her insanın kendine özgü belirli özelliklere sahip olduğu, insanin iyi, kötü, akıllı, aptal, hareketli, uyuşuk vs. olduğudur. İnsanlar böyle değillerdir. Bir insandan söz ederken onun kötüden çok iyi, aptaldan çok akıllı, uyuşuktan çok hareketli olduğunu ve bunların tam tersini söyleyebiliriz; ancak eğer bir insan hakkında konuşurken onun iyi ya da kötü, bir başkası hakkında konuşurken de onun kötü ya da aptal olduğunu söyleyecek olursak yanlış olacaktır. Ama biz insanları hep bu şekilde ayırırız. Bu doğru bir şey değildir. İnsanlar ırmaklar gibidir: Hepsinde su aynı sudur, her yerde birbirinin aynıdır, ama bir ırmak dar, hızlı, geniş, sakin, temiz, soğuk, bulanık, ılık olabilir. İnsanlar da böyledir. Her insan içinde tüm insan özelliklerinin ilk belirtilerini taşır ve zaman zaman bu belirtilerin bazılarını, zaman zaman da diğerlerini gösterir, sık sık da her şeyiyle aynı kaldığı halde kendine hiç benzemeyen bir insan olur. Bazı insanlarda bu değişiklikler çok keskin biçimde ortaya çıkar.
Tüm alışkanlık ve tüm geçmiş eğilimlerine karşılık pek yürekli ve hızlı bir şekilde doğru yola kendini atmalı; her şeye meydan okuyup kendini eski kendinden söküp atmalıdır.
124 syf.
·
4 günde
·
7/10 puan
Ya Tahammül Ya Sefer kitap kitabı; Kendisini davaya insanlığa hizmet etmeye adamış insanların, zaman içinde makam, mevki, paranın karşısında nasıl yozlaştıklarını nasıl değiştiklerini çok güzel şekilde anlatmış... Sırf makam mevki için karısının başını açtıran Yunus Beye sinir oldum,sırf canın istiyor diye bir insanın inancına saygı duymamak inancını yok saymak kimin ne haddine... Ama maalesef ki oluyor bazıları haddi olmayan her şeye karışma hakkını kendinde görünüyor... Ne hakla neye dayanarak bu hakkı kendilerinde görüyorlar onu hiç anlamıyorum...))) Yazarın hızlı şekilde konudan konuya atlaması biraz kafa karıştırsa da yazarın dili, anlatım tarzı güzel ben beğendim tavsiye ederim
Ya Tahammül Ya Sefer
8.1/10 · 9,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
192 syf.
·
7/10 puan
#Repost
Selma Birol Şahin
Selma Birol Şahin
with 1000kitap.com/make_repost ・・・ Herkese merhaba ‍️ Şuan okuyup bitirdiğim kitap yazarımızın kalemi ile tanışma kitabım 1000kitap.com/authorzeyneptasdele... #bağ ile karşınıza geldim. Türk filmi tadında,romantik ve çok samimi bir dil ile yazılmış #bağ romanını #okudumbitti #kitapyorumum Yazarımız Türkiye’nin şarap üretiminin haritasını önsöze ekleyerek bizlerin Çınar kasabasını hayel etmemizi istiyor..Ben Nevşehir Kapadokya şehrine iki kez gittiğimde Turasan ve Kocabağ şarap fabrikalarını gezmiş hatta tadım yaparak #öküzgözü şarabını almıştım.. üzüm bağları,şarap fabrikalarını ve şarap tadımları sonrasında Çınar kasabasını okurken hayel etmek müthiş keyifliydi. Bu romanda tek eleştirim sanırım Kemal ile Mila aşkını daha detaylı okumak isterdim..Gerçi tüm konular aynı şekilde detaylı ve uzun olabilirdi..Kitabım çabuk bittiğini,konuların hızlı geçildiğini düşünüyorum. #kitapkonusu ▪️Kemal:Hayelleri Üniversite okumak olan Eren,Leyla ve Kemal can dostlardır. Eren ile Leyla okulları bitirdikten sonra evlenmek isterler..Bu üç güzel arkadaşın gelecekleri ellerinden kayıp gider..Kemal,Çınar kasabasını terk eder..20 yıl sonra Küs olduğu ve suçladığı babasının hasta olduğu haberi gelince,Tekrar Çınar kasabasına döner.. Kemal,Çınar kasabasına döndüğünde;üvey amcasının şirketleri kumar borcu yüzünden iflas eşiğine getirdiğini farkeder ve kasabada kalarak..üvey amcanın planlarını altüst eder. ▪️Mila:Çok iyi derece Fransızcası olan hayatını partilerde geçiren göz dolduran bir hanfendi..Nişanlısı ve en yakın arkadaşının ihanetiyle karşılatığında,babaannesinin evinde büyüdüğü geçmişine,o çiftliğe sarılır,tekrar dönmeye bu sıkıcı şehir hayatından uzaklaşmaya karar verir..Çiftlik halkı Mila’nın dönüşüne sevinir. Kasabaya dönen bu iki birbirinden pırlanta değerindeki gençler..Çınar kasabasının son umudu olur. #kitapalıntıları ”Kaybedecek hiçbir şeyi olmamak değişik bir zehirdi,panzehiri yoktu.İnsanı korkusuz yaptığı gibi son derece de tehlikeli kılıyordu.” ”Hayatta kimseye güvenmemiş,kimseyle sevgi bağı kurmamış bir insanın ömrü boyunca Araf’ta yaşamaktan başka bir kader olamazdı.Bağın yoksa kin ve nefret arasında savrulur dursun.” #kitapkurdulovers #bookstagram
Bağ
8.5/10 · 108 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
"Hayat bir seçenekler silsilesidir."
Kitapta sürekli bir arayış içinde olan, kendinin farklı versiyonlarını bulmaya çalışan Uzay karakterinin başından geçenler anlatılıyor. Kitabın başından itibaren "ben kimim, yaşadığımız hayat gerçek mi, yaptığımız ufacık seçimler nelere yol açabilir" gibi sorular sorularak, hem Uzay karakterinin hem de okuyucuların derin bir nefes alıp kendini sorgulamasını sağlıyor. Sahiden kimiz biz? Hiç kendinize dışarıdan bir gözle bakıp, bu soruyu sordunuz mu? Sormadıysanız bile bu kitapla birlikte sormaya başlayacaksınız. Bu yönüyle salt bir bilimkurgu kitabı olmaktan ziyade bilimkurgu ve düşünsel süreçleri harmanlayan bir kitap olarak karşımıza çıkmış. Ayrıca kitapta, belki hep duyduğumuz ama anlamakta güçlük çektiğimiz fizik yasaları, terimleri gibi olguları gündelik bir dille anlatmış yazar. Herkes okuyup rahat bir şekilde anlayabilir. Yalnız olaylar biraz hızlı ilerlemiş. Bence kitabın belki seri bile olabilecek kadar dolu dolu bir konusu var. Kültürel birikimi yüksek bir kitap. Ve son olarak, kitabın sonunda her şeyin toz pembe olmadığı, hayatın gerçeklerinin adeta yüzümüze çarptığı bir final bizi bekliyor.
Yapay Kader
9.4/10 · 12 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.