Kızılbaş, Türkçe bir kelimedir. Bu tabir, Türkmen gruplarının başlarına giydikleri kızıl başlıklar neticesinde ortaya çıkmıştır. On beşinci ve on altıncı yüzyıllardan itibaren Safevi propagandasıyla Alevilik-Bektaşilik Şii inanışlarla tanışmıştır. Şah İsmail kendini Hazreti Ali'nin yansıması, yani Hazreti Ali'nin kendi vücuduyla yeniden bu dünyaya indiğini her seferinde iddia etmiştir. Hatayî mahlasıyla yazdığı şiirlerinde bu düşüncesine rastlamak mümkündür. Başka bir ifadeyle Şah İsmail, yürüttüğü propaganda sonucu Kerbela, Hz.Ali ve On İki İmam kültünü Türkmen heterodoksisine dahil ederek Alevilik ve Bektaşiliği yeni bir boyuta taşımıştır. Bu dönemden itibaren Alevi ve Bektaşi zümreler “Kızılbaş” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Türkler,ne zaman Millî harsa(kültüre) kıymet vermeyerek ecnebi(yabancı) irfana kıymet vermişlerse ve kendi milletlerini beğenmeyip başka milletlerin mukallit (taklitçisi) ve perestişkârı(tapıcısı) olmuşlarsa, böyle bir göç felaketine uğramışlardır.
Çinliler, çiftçi bir millet oldukları halde; Türkler, çoban bir kavim idiler. Çinlilerde cinsî bir taksim-i a’mâl (iş bölümü) vukua (meydana) geldiği halde, Türklerde bilakis her iş, ancak erkekle kadının iştirakiyle tamam olabilirdi. Türklerde kadın tabu değildi. Dâhilden izdivaç (iç evlilik), bunun delilidir.
Sayfa 98 - Çoban kavim:Hayvancılıkla geçinen göçebe kavim