• İTİRAZIN İKİ ŞARTI

    çok olmadığımız kesin
    çok olan tarafta değiliz
    çok olan tarafta olmayacağız
    türkiye'de kürt olacağız
    kürtlerde ermeni
    ermenilerde süryani
    gidip almanya'da türk olacağız
    hollanda'da surinamlı
    fransa'da cezayirli
    iran'da azeri
    amerika'da zifiri zenci olacağız
    çoğalan zencide mutlaka kızılderili
    israil'de filistinli
    köpeğin karşısında kedi
    kedinin karşısında kuş olacağız
    kuşun karşısında börtü böcek
    hakemler hep karşı takımı tutacak
    ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
    çiçeklerden kamelya olacağız
    az kolumuzun tarafında
    solda olacağız
    bu itirazın ilk şartı
    solda da az olacağız
    devrimi çoğaltırken çünkü
    bir başka devrime hızla azalacağız
    bu da itirazın ikinci şartı

    Nevzat Çelik
  • https://www.youtube.com/watch?v=LIihyY6spAA
    “Hiçbirimiz birbirimizden farklı değiliz. Bütün kültürler birbiriyle benzerdir. Müzik bizim ortak lisanımız, ortak muhabbetimizdir. Müzik ve dans sayesinde de hepimiz kardeşçe biraraya gelebiliriz. Bu hiç zor değil” Ömer Faruk TEKBILEK

    Medeniyetin başlangıcından bu yana geçen yüzyıllar boyunca, sayısız uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış olan Anadolu, bu çeşitliliğin bir sonucu olarak gerek kültürel, gerekse folklorik ve müzikal açıdan eşsiz bir servete sahip olmuştur. Bu eşsiz servetine rağmen Türkiye ve Anadolu topraklarından, uluslararası profile sahip sanatçı oldukça nadir çıkmıştır. İşte bu sanatçılardan en önemlilerinden biridir Ö. Faruk Tekbilek.

    Ömer Faruk Tekbilek, özellikle Doğu ve Batı kültürlerine ait birçok zenginliği içerisinde barındıran ve hala coğrafik konum bakımından, farklı folklorlere ev sahipliği yapan Türkiye’nin Adana kentinde doğdu. Tekbilek’in müzikal dehası daha çocuk yaşlarda kendini gösterdi. Ailesine göre O ve ağabeyi müzisyen olarak doğmuşlardı. Ağabeyi için “O benim ilham kaynağım ve gurumdu” diye bahseder Ömer Faruk Tekbilek. Ney üzerine ustalaşmaya başlamasına rağmen, çok farklı enstrumanlarla da ilgilendi. İlk hocası O’na, müzik dükkanında kendisine yardım etmesi karşılığında bağlama dersleri vermeye başladı. Ayrıca bu dükkan sayesinde, Türk müziğinin birçok karışık ritmini,makamlarını ve bunları nasıl okuyacağını öğrendi.

    Müzik alanında ustalaşma sürecinde Tekbilek sufizmede ilgi duymaya başladı. Bugün “ Ben hala çalışmaya devam ediyorum” diyor ve ekliyor; “Benim için müzik sonsuzdur. Sufizm ve müzik birbirine sarılmış ve içiçedir.Müzik yapmak dua etmek gibidir”

    1967’de 16 yaşındayken İstanbul’a gelen Tekbilek, burada mevlevi dervişleriyle tanışır. Onların dünyaya bakışlarından, müziği yorumlayışlarından, farklı kültürlere ait sesleri birleştirmelerinden ve ruhlarından çok etkilenir. Mevlevi düzenine katılmaz fakat mevlevi şeyhi Aka Gündüz Kutbay O’nun hayatında çok önemli bir yer edinir. Sufi müziği O’nun müziğinin temel taşı olur. Daha sonraları müziğe karşı alternatif bakış açılarıyla tanınmış müzisyenlerle çalışmaya başlar ( İsmetSıral – Klarnet,Saksafon, Burhan Tonguç – Davul ) Farklı tarzda soundlarla tanışan Tekbilek, zihninde sürekli olarak büyüttüğü ve adına “Sabır Ağacı” dediği müziğini daha da zenginleştirmeye ve gelecekte dünya çapında saygın bir müzisyen ve virtüöz olarak tanınmasını sağlayacak olan soundunu yaratmaya başlar.1971’de 20 yaşındayken Türk Klasik Folklor grubunun bir üyesi olarak ilk defa Amerika’ya adım atar ve Sevgiyle dolu Sabır Ağacı da bambaşka bir yönde gelişme yoluna girer.

    Türkiye’ye askerlik görevini yapmak için gelen Tekbilek, 1976 yılında Amerika’ya yerleşir. Orada müzik çalışmalarına devam eden sanatçı ortadoğu kökenli müzisyenlerle beraber kurduğu orkestra ile çeşitli kulüplerde çalmaya başlar. Zorlu geçen yılların ardından, 1988 tarihinde ünlü prodüktör Brian Keane ile tanışmasıyla tüm yaşantısı değişir.

    New York Metropolitan Museum Of Art’ta sergilenecek olan “Muhteşem Süleyman” sergisi ve filmi için Brian Keane ile birlikte çalışmaya başlayan Tekbilek, bu dönemin ardından yayınlayacağı birbirinden başarılı ve kendisini dünya çapında tanınan bir müzisyen olmasını sağlayan sayısız albümü için önemli ve büyük bir adım atmış olur.

    Bu tarihten itibaren, doğu ve batı ezgilerini ustaca harmanladığı müziği ve hayat felsefesi ile dünya müzik sahnesinde ağır fakat emin adımlarla ilerleyen Tekbilek, kendi albümlerinin yanı sıra, Don Cherry, Karl Berger, Ginger Baker, Ofra Haza, Peter Erskine, Trilok Gurtu, Simon Shaheen, Bill Laswell, Mike Mainieri, Michael Askill, Arto Tuncboyaciyan, Nusrat Fateh Ali Khan, Jai Uttal, Hossam Ramzy ,Glen Velez başta olmak üzere birçok usta müzisyenle birlikte çalışmalar yapar. Böylece, Türk müzisyen kimliğiyle adını dünya müzik arenasına altın harflerle yazdırmış olur..

    Bağlama, ney, darbuka, zurna, bendir, def gibi enstrumanları virtüöz derecesinde kullanabilen, bütün toplumların kardeşliğini, bütün kültürlerin içiçe olduğunu ve sadeliğin en yüce hayat felsefesi olduğunu insanlara duyurmayı kendisine misyon edinen usta sanatçı, bu hayat felsefesini müziğine de taşımayı çok iyi bilmiş ve geniş kitlelere ulaşmıştır. Türkiye’nin yurtdışındaki fahri kültür elçisi olan sanatçı, Albümlerinde ve konserlerinde; ABD,İtalya Yunanistan, Ermenistan, Hindistan, Mısır, İsrail, Bulgaristan, İran, Senegal ve İspanya gibi birçok farklı ülke ve medeniyetten müzisyenlerle çalışan Tekbilek; çok sık sahne aldığı ABD’nin tüm eyaletleri ve Türkiye dışında Meksika, Avustralya, Brezilya, Çin, Hindistan,Almanya, Fransa, İngiltere, iskoçya, İspanya, İsrail, İtalya, Hollanda, Rusya ve Yunanistan başta olmak üzere birçok kıta ve ülkede verdiği konserlerle hayran kitlesini hergün genişletmiştir. Aynı çizgi ve felsefik anlayışla hazırlanmış olmalarına rağmen, yaptığı her albümde farklı soundlar ve farklı ezgileri kendine has yorumuyla sentezleyen müzisyen, bu sayede dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerine, hep farklı tadlar ve farklı keyifler yaşatmıştır. Bugüne kadar “Spy Game (R.Redford,B.Pitt)” “8 mm (Nicholas Cage)” “Crow” gibi birçok Filmde müziklerine yer verilmesi ile çok daha geniş bir müziksever kitlesi; Ömer Faruk Tekbilek’in müziğiyle tanışma şansını elde etmiştir. 2005 yılında yayımlanan “Tree of Patience” (Sabır Ağacı) dan bir önceki albümü Alif’i Paul Simon’ın prodüktörü Steve Shehan’la birlikte hazırlayan Tekbilek, bu albümde Yunanistan’ın güçlü seslerinden Glykeria ve ünlü İspanyol gitar virtüözü Jose Antonio Rodriguez ile birlikte Vokallerde İran’dan Mamak Khadem, İsrail’den Zahava Ben, Bulgaristan’dan Galina Durmushliyska’ya da yer vererek world müzik tarzında eşsiz bir projeye daha imza atmıştır.

    Albümleri Türkiye’de de büyük satış rakamlarına ulaşmış olan ve tüm dünyada ününü pekiştirip sıkça konserler veren O.Faruk Tekbilek anavatanında ilk konserini 2001 yılında Akbank Caz Festivali kapsamında İstanbul’da gerçekleştirmiş olup son 14 yıldır çeşitli etkinliklerle sayısız kez Türkiye’de de sahne almış ve almaya devam etmektedir.

    2010 yılının sonunda, dünya müzlk endüstrisinin efsane isimlerinden Arif Mardin’e ithafen hazır hale getirilen özel best of albümü ilk kez ülkemizde yayınlanmıştır. Sanatçının ilk plak şirketi Celetial Harmonies katalogunun en sevilen eserlerinden seçilen ve sanatçının her albümünde yer verdiği 4 ögenin de (Sufi, romantik, folklör, arayış ) yer aldığı Best of Omar Faruk Tekbilek “LONGING” albümü büyük beğeni toplayarak, ilk haftadan itibaren kategorisinde ilk sıraya yerleşmiş ve yabancı albüm listelerinde de 1 numaraya kadar yükselmiştir. 2011 de yayımlanan Sufi selections of Omar Faruk Tekbilek “Dance for Peace” albümünün ardından 2012 yılında yepyeni eserlerin yer aldığı “The Meeting of the Legends – Aşkın Project” albümü piyasaya çıkmıştır.

    Ömer Faruk Tekbilek’in Türkiye’de yayınlanmış 15 albümü vardır…

    · Suleyman The Magnificent (1988)
    · Fire Dance (1990)
    · Beyond The Sky (1992)
    · Whirling (1994)
    · Fata Morgana (1995) with Michael Askill
    · Mystical Garden (1996)
    · Crescent Moon (1998)
    · One Truth (1999) (I Love You) – (ZET)
    · Dance into Eternity – selected pieces (2000)
    · Alif (2001) – (ZET)
    · Tree Of Patience (2005) – (ZET)
    · Kelebek “The Butterfly” (2009) – (ZET)
    · Best of Omar Faruk Tekbilek “Longing” (2010) – (ZET)
    · Sufi selections of Omar Faruk Tekbilek “Dance for Peace” (2011) – (ZET)
    · The Meeting of the Legends “Aşkın Project” (2012) – (ZET)


    http://www.omarfaruktekbilek.com/turkce/
  • Sitede bu kitabı okuyan 39 kişiden sadece 7'si kadın. Bana inanın güzel hanımlar kitap size offside'ı anlatmıyor. Gel gelelim ben kitabı nasıl okumaya karar verdim. Bundan önce Hikaye Avcısı'nı okuyordum. Ne yazık ki bu kitap Galeano'nun son kitabı. Ölmeden önce kitapları hakkında yazdığı birkaç notu da kitabın sonuna iliştiri vermişler. Yazar Gölgede ve Güneşte Futbol için şu cümleyi kurmuş: "Okuma fanatiklerinin futbol korkularını, futbol fanatiklerinin okuma korkularını yenmelerine yardımcı olmak istedim."
    Bunun işe yarayıp yaramadığını bilemiyorum. Fakat kendim için şunu söyleyebilirim. Ben küçükken falanca takımı tutan bir çocuktum, babasıyla büyüyen bir kız çocuğu olarak kritik maçları evde babamla izlerdim. Bir gün bu kritik maçların birinin sonucunda bir haber yayınlandı ve taraftarların ölüm haberleri gazetelerde ve televizyonlarda günlerce gösterildi. O günden 2002 yılına kadar futbol maçı izlemek benim için bir travma haline geldi. Çünkü bu sporu en azından ülkemiz için çok vahşice buluyordum kaldı ki İngiltere ve İspanya gibi ülkeler bu tezimi futbol geçmişleriyle doğruluyordu ve babam bu yıla kadar arkadaşlarının evinde "kritik maçları" izliyordu. Daha sonra 2002 yılında Türkiye Dünya Kupası'nda 3. oldu. Ülke panayır yerine döndü, insanlar sokaklara çıkıp takımın zaferini tüm gece kutladı. O günden sonra sadece Dünya Kupası'nı izlemeye karar verdim. 2006 yılı biraz sıkıcı geçmişti. Bu senelerde futbol çoktan politik bir hal almıştı. Bir süre daha izlemedim. 2014 Dünya Kupası benim için milat oldu. Hollanda'yı tutuyordum. Penaltısız biten maç sayısı o kadar azdı ki, hepimiz maçların penaltılara kalması için dualar ediyorduk. Üzerimde Adidas'tan aldığım turuncu t-shirt'üm ellerimi yumruk yapmış, Arjantin maçını izliyordum. Kalede Krul'u oynatmak yerine Cillessen'ı oynatmışlardı. Adamın penaltılarda yediği golleri gidip ona yedirmek istedim. Brezilyalı kupaya sarılan amcayı ve onu Alman taraftara verişini gören birçok izleyici eminim bu adam kendi ülkesinin vatandaşıymış gibi üzülmüştür.
    Hollanda ve Rusya'yı çok seven bir birey olarak 2018 Dünya Kupası'nın Rusya'da yapılacağını duyunca havalara uçtum, ama bilet fiyatlarından mütevellit gitmek nasip olmadı. Maçları izlediğimde iyi ki gitmemişim dedim. Fransa'nın yaptıklarını gördükçe evdeki kedimle beraber tüylerimizi kabartıyor, sinirden ölüyorduk.
    Dünya Kupası süresi boyunca evde sadece maçlar üzerine konuştuk, çalışırken mola saatlerimde gündüz maçlarının bir kısmını izleyebildim.
    Bu dünyayı etkileyen spor, en azından kısa bir süreliğine de olsa benim kafamı kendisiyle meşgul ediyor. Açıkçası tarihini öğrenmekte bir o kadar tatmin ediyor.
    İlk başlarda Galeano sürekli Latin Amerika'dan ve kulüplerinden söz ediyor. Ben de şöyle bir şüphe uyandırdı: "Çok mu kafatasçı bu herif?" Ama sonrasında maçların sonuçlarına ve atılan gollere baktığımda Latin Amerika kendinden bu kadar söz ettirmeyi hak ediyor.
    Uluslararası bir spor olmasına rağmen kadın nüfusu ne yazık ki erkeklerle eşit oranda bu spora ilgi duymuyor. Benim kafam da ise futbol en azından dört senedir bir yapılan turnuvalarıyla birçok insanı bir araya getirerek, geçmişlerini unutmasını sağlıyor.
    Galeano kitabında her Dünya Kuppası'nı ayrı bir başlık altında işlemiş ve her önemli olayı bir alt başlıkta toplamış. Ana başlıklar altında dönemin sosyal, politik, dini ve daha birçok olayını anlatmış. Sömürgeciliğin özellikle, tekrar ve tekrar altını çizmeyi unutmamış. Gene google açık bir şekilde okuduğum ve kültürlenerek keyif aldığım bir kitap oldu.
    Umarım okursunuz güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
  • Hollanda' da bu iş nasıl oluyor? Yazayım: Araziyi aldınız. Öyle kafanıza göre "şunu dikeceğim" de­mekle olmuyor. Önce tarım arazinizin kayıtlı olduğu koopera­tife gidiyorsunuz! "Ne kooperatifi? Nerde serbest piyasa?" filan deme, o seni kandırmak için söyleniyor. "Hollanda gibi kapita­list ülkede kooperatif olur mu" diye hiç sorma. Menderes döne­minde söylenmeye başlandığı gibi kooperatifi "gomonist örgüt" sanrna! Neyse. Dönelim Hollanda'ya ... Kooperatif yetkilisi sana "arazinizde şu ürünleri yetiştirecek­siniz" diye bir-iki alternatif sunacak. "Olur mu? Geçen yıl hıya­rın kilosu kaç liradan satıldı, ben hıyar ekeceğim" filan deme, dinlemezler. Bir ürünü seç! Ben ayrıca "ek olarak şunları da di­keyim" filan deme, izin yok. Tek ürünü seçtin ... Yetkili, ürün maliyetlerini! giderlerini hesaplıyor. İstiyor ki, hasat sonunda başına ne geleceğini bil! Tahmini bilançoyu aldın. Bu arada, paran yeterli değilse borç veriyorlar. Dur nereye gidiyorsun? Gitme. Yetkili seni kooperatifin tarım mühendisine yönlendirecek! Bir gün sonra ... Mühendis ve kooperatifin teknik elemanlarıy­la arazini teftişe gidiyorsun. Mühendis yetiştireceğin ürün hak­kında ne kadar bilgi sahibi olduğunu ölçüyor. Yeterli değilsen sana yardımcı oluyor. Bu arada ürünle makine parkındaki araçlarını bildirmek zorundasın. Eksik aracın varsa tamamlıyorlar. Bitmedi ... Sonunda ... Ekim için program yapılıyor. Çalışma başlıyor. Yine tek başına değilsin. Öncelikle kullanacağın ilaçlar, güb­reler, sular ve yapacağın kesim ve kontrolleri kooperatif yetkili­leri tarafından sana bildiriliyor. Tüm kurallara uydun. Geldi hasat zamanı. "Tek başınayım" diye düşünme. Kooperatif hasat zamanı personel desteği veriyor. Ürünü topladın kooperatifin öncülüğünde kiralık depoya kaldırıyorsun. Bekleyeceksin. Godot'yu değil, eksperleri! Taban fiyatı o belirleyecek. Yine "serbest piyasa" lafına başlama! Kork­ma Türkiye' de olduğu gibi seni küresel şirketlerin inisiyatifine bırakmıyorlar. Bunlar yeminli eksper! Yemini kofti değiL. Ne üretici olarak senden, ne de alıcılardan etkileniyor. Taban fiyat belirlendikten sonra ürün, kooperatif tarafında açık artırmayla satılıyor. Tabii senin onayın şart. Satış belgesine imzani atıyorsun.
  • üzölçümleri; Hollanda 41.543 bin kilometrekare, Türkiye 783.562 bin kilometrekare. Hollanda'nın tarım ihracatı 93 milyar dolar, Türkiye'nin (ço­ğunu ülkemizdeki yabancı küresel şirketler yapıyor) 17.1 milyar dolar.
  • Alıntı
    Yazarlık, özellikle günümüz modern toplum algısında iyi gelir sağlanabilecek bir meslek olarak görülüyor. Ancak ne bugün ne de dün, büyük yazarlar yaşamlarını idame ettirmek için kitap yazmakla kalmamışlardır. Hatta daha da ötesi; kitaplarından para kazanamadıkları için sabit bir işte çalışanları da vardır: Memuriyet, öğretmenlik, katiplik, daha kırsal bölgelerde tarım, toprak işçiliği yazarların kendilerini finanse etmek adına çalıştıkları belirgin işlerdir. Eğer Tolstoy gibi zengin bir aileden gelmiyorsanız, siz de sakın ha yazarlığı para kazanılacak tek mecra olarak görmeyin. İşte yazar ve şairlerin meslekleri!

    1. William S. Burroughs

    Yol ruhunu simgeleyen ve kaleme döken, Beat kuşağının öncülerinden William S. Burroughs 1942’de psikolojik gerekçelerle Amerikan ordusundan ayrılır. Bunun üzerine Chicago’ya döner ve bir böcek ilaçlayıcısı olarak çalışmaya başlar. Yazarın bu yıllardaki tecrübeleri ”Exterminator” eserindeki öykülerin de içeriğini meydana getirir.

    2. Yaşar Kemal

    Türk edebiyatının dev ismi, ‘’İnce Memed’’ serisi ile edebiyat masasına yumruğunu vurmuş Yaşar Kemal, büyükşehirlerden evvel Anadolu’da yaşamış bir yazardır. Edebiyat dünyasına atılmazdan evvel kütüphanecilik, ırgat kâtipliği, traktör şoförlüğü gibi çeşitli işlerde çalışır. Eserlerine sıklıkla konu alan Çukurova bölgesi ve yarattığı kimi karakterleri de bu işlerde çalışan insanlardan oluşturur.

    3. Sait Faik Abasıyanık

    Türk öykü serüvenin en uzun adımlarını atan, her daim insan sevgisini görebileceğiniz eserlerin sahibi Sait Faik ticaretle ilgilenir, Türkçe öğretmenliği ve adliye muhabirliği yapar. Uzun soluklu çalışmadığı bu işlerden sonra ise kitaplarının telif hakkı ve ailesinden kalanlarla geçinir.

    4. George Orwell

    Distopya roman alanında ‘’1984’’ ile güncelliğini ve gücünü yitirmeyen Orwell, on dokuz yaşında polis teşkilatına katılır. İkinci Cihan Harbi döneminde BBC’de çalışır, hatta daha sonra savaş muhabirliği de yapar.

    5. Fyodor Dostoyevski

    Ruhsal derinliği ve kaleminin gücü herkesçe kabul edilen, Rus ve dünya edebiyatının ölümsüz yazarlarından Dostoyevski, Nikolayev Askeri Mühendislik Enstitüsü’nden mezun olur ve bir süre mühendislik yaparak geçinir. Bunun yanı sıra çevirmenlik yapar. Dostoyevski’nin, yazarlığa adım attıktan sonra sayfa sayısına göre para kazandığı ve bu nedenle kimi eserlerinin uzun olduğu da bilinir.

    6. Oğuz Atay

    ‘’Tutunamayanlar’’ın yazarı Oğuz Atay, 1957’de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini bitirir ve şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat bölümünde öğretim üyeliği yapar. Akademik kariyeri ilerleyen Atay, 1975’e geldiğimizde karşımıza bir doçent olarak çıkar. Hatta ‘’Topografya’’ adlı bir meslekî kitap da yazar.

    7. Cemal Süreya

    İkinci Yeni’nin önemli isimlerinden Cemal Süreya da sanmayın ki tüm ömrünü bir şair olarak geçirir. Siyasal Bilgiler’den mezun olunca Eskişehir Vergi Dairesi’nde stajyerlik yapmaya başlar. Sonraki yıl Maliye Müfettiş Muavini olarak İstanbul’a atanır.

    8. Agatha Christie

    Polisiye edebiyatının başat isimlerinden ve eser üretimi konusunda da adeta bir makine olan Christie, Birinci Dünya Savaşı dönemlerinde askerî eczanede çalışır. Savaş sonrası dönemde de eczacılığı sürdüren yazar, bu yıllarını “Hercule Poirot” adlı eseriyle de kitaplaştırır.

    9. Jack London

    ‘’Vahşetin Çağrısı’’ ve ‘’Beyaz Diş’’ eserleriyle öne çıkan, aktivist yazar yılmayan ve ümidini kaybetmeyen bir hayat portresi çizer kendine. Edebiyata merak salıp kütüphanelerde kaybolurken konserve fabrikası ve Hint keneviri değirmeninde çalışır. Adeta her işin elinden geldiği London, bekçilik ve cam temizleyici olarak da geçimini sağlar.

    10. Orhan Kemal

    Toplumcu gerçekçi çizgide yetkin eserler veren Orhan Kemal de geçimle başı dertte olan yazarlarımızdandır. Siyasî gerekçeler Kemal’in babasını Suriye’ye gönderince yazar da burada bulaşıkçılık ve matbaalarda işçilik yapar. Türkiye döndüğünde ise fabrika işçiliği yapmayı sürdürür.

    11. Yusuf Atılgan

    Edebiyatımızda bunalımlı bir karakter (Zeberced) ve önemli bir mekân (Anayurt Oteli) yaratan yazar, hapis öncesi dönemde edebiyat öğretmenliği yapar. Özgürlüğüne geri kavuştuğunda ise Manisa’ya yerleşir ve 1946’dan 1976’ya, yani İstanbul’a dönene kadar çiftçilik yapar.

    12. Nâzım Hikmet

    Türk şiirinin attığı büyük adımlarda önemli bir paya sahip olan, dünyanın en büyük yazarlarından Nâzım Hikmet, erken yıllarda bir deniz subayıdır. 1920’nin sonlarında Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya giden Nâzım, bir süre Bolu’da Türkçe öğretmenliği yapar.

    13. Franz Kafka

    20. yüzyılın en önemli yazar ve anlatıcılarından Kafka’nın eserleri, belirli bir döneme ya da çağa atfedilmez. Onun eserleri, birçok klasik yazarınki gibi zamanlar üstüdür. Erken yıllarında para almadan hukuk doktorluğu yapar. Kafka ayrıca bir sigorta firmasında da dokuz ay boyunca çalışır.

    14. Orhan Veli Kanık

    ‘’Garip’’ şiir akımının baş mimarı Orhan Veli, yazarlık öncesi memuriyet hayatına atılan yazarlardandır. PTT Genel Müdürlüğü’nde başladığı iş hayatını, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Tercüme Bürosu’nda sürdürür.

    15. Ahmet Hamdi Tanpınar

    Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerindendir kendileri. Lise, enstitü, üniversite gibi çeşitli eğitim kurumlarında edebiyat, sanat, estetik ve mitoloji öğretmenliği yapar. Sonraki yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde profesör olan Tanpınar, Maraş Milletvekilliği de yapar.

    16. Edip Cansever

    İkinci Yeni şiir akımının olmazsa olmazlarından Cansever, şairliğinin yanı sıra uzun yıllar ticaret yapar. İstanbul Kapalıçarşı’daki babadan kalma antikacı dükkânında çeşitli antika ve turistik eşyaların tüccarlığını yapar. 1950 – 1976 yılları şairin Kapalıçarşı esnafı olarak çalıştığı yıllardır.

    17. Necip Fazıl Kısakürek

    Günümüzde en çok ‘’Kaldırımlar’’ adlı şiir kitabıyla tanınan yazar, erken yıllarında banka memuru olarak görev yapar. İlk önce Bahr-i Sefit adlı Hollanda menşeli bankada çalışan Kısakürek, sonraki yıllarda Osmanlı Bankası’nda görev alır. Yazar sonraki seneler gazeteci olarak da çalışmayı sürdürür.

    18. Tevfik Fikret

    Türk şiirinin dev ismi Tevfik Fikret, mezuniyeti sonrası kâtip olarak iş hayatına atılır. Fransızca ve Türkçe öğretmenliği ile meslekî hayatını sürdürür. Fikret günümüz Galatasaray Lisesi’nde müdürlük de yapar. Yazar ayrıca çeşitli devlet dairelerinde de görev alır.