• Şöyle devam ediyor: “Quem neque pauperis, neque vincula terrent. Responsare cupidinipus, contemnere honores. Fortis, et in seipso totus teres atque rotandus.” Tamamının tercümesi şu oluyor: “Her kim iradesini kontrol edebiliyorsa, özgürdür, cesurdur ve kendine sadıktır; ne yoksulluk ne ölüm, ne de kelepçe korkutur onu. Kendi arzularının bekçisidir; rütbeyi hor görür, doğrudur ve dürüsttür.” MÖ. 1. yüzyılda yaşamış “hakikati gülerek söylemek” ilkesini ortaya koyan Romalı şair Quintus Horatius Flaccus’un “Hicivler” yapıtından bir alıntı.
  • Seçkin bir Arap atasözü, "Köleyle şakalaşırsan, sana kıçını gösterir" der; Horatius'un, "Çalışarak elde ettiğin gururuna sahip çık" sözünü de küçümsememeliyiz. Elbette, alçakgönüllülük erdemi serseriler için açıklanabilir bir buluştur; bu erdem sayesinde herkes kendisinden gerçekten öyleymiş gibi söz eder, bu erdem sanki serseri diye birileri hiç yokmuş gibi, herkesi harika bir biçimde eşitler.
    Arthur Schopenhauer
    Sayfa 60 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Montaigne Yalnızlık adlı denemesinde "Sokrates'e birisi için 'seyahat onu hiç değiştirmedi' demişler o da: 'Çok doğal, çünkü kendisini de beraberinde götürmüştür' demiş diye anlatır. Aynı denemede Horatius'tan bir alıntı yer alır:
    Niçin başka güneş, başka toprak ararsın?
    Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
    İnsanlar "kendilerinden kaçmaktan" bahsederken çok önemli bir şeyi gözden kaçırırlar, asıl kaçmak istedikleri sorunlardır, kendileri değil...
  • 272 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Düşünsene bir; ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?

    “Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı #40915500 )

    İngiltere’nin aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”

    Konformizmin ve hedonizmin yaşam tarzı olmadığı bir dönemde bazı modern felsefe kuramlarını da içine alarak kendi dönemi ve kendi döneminden sonrasının bir eleştirisidir. Kötülüğün ve iyiliğin hedef alındığı ve kronolojisine inilip; topluma ahlaki darbe vurmuş geçmiş kişilerden örnekler vererek Yunanlılardan başlayıp kendi zamanın öncesine kadar getirmiştir.

    “...insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar.” (Alıntı #40827168 )

    Dönemin rezilliği ve sınıflar arasındaki vicdan farklılıkları apaçık belli oluyorken “köylü milletin efendisidir,” sözünün değerini bir kez daha kanıtlamış bulmaktayız. Dorian Gray’in yansıttığı kişilik dönemin en aydın kişiliğidir. Hatta Avrupalı’nın da Avrupalısı desek abartmış olmayız. Türk Edebiyatı’nda böyle bir züppenin karşılığı ise kesinlikle yoktur. Ancak medeniyet dediğimiz kültürün olduğu ve ahlaki değerin yerle bir edildiği bir toplumda bu tarz bir karakterle karşılaşmamız ise mümkündür.

    İyi görünüşe aldanırız. #Horatius
    Dorian Gray’in uzun yaşama arzusu günümüz döneminde anti aging kelime karşılığına denk gelmektedir. Bu uzun yaşama arzusu ise kurguda Tanrı’dan öç alma duygusunu okura vermektedir. Gray’in tapılacak kişi olacak kadar albenisinin varlığı, çevresindeki herkesi kaosun ortasına çekmesi ve içten içe ruhunun yanıp kül olmasını sağlamadaki başarıları ise Oscar Wilde’in yaşadığı döneme olan isteksizliği olarak görüyorum.

    “İnsanoğlu kendini fazla ciddiye alıyor. İnsanlık tarihinde işlenen ilk günah budur. Mağara insanı gülmeyi bilseydi, tarih çok daha farklı gelişirdi.” (Alıntı #40823873 )

    Kitap içerisinde belirtilmeyen üç ana bölümün olduğunu düşünmekteyim; Dorain Gray’in gençlik pazarlığı, Dorian Gray’in gençlik kazanımı ve Sibly Vane, son olarak ise James Vane ile güzelliğin, gençliğin getirdiği onarılamaz hatalar…

    Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan… Çevirisi sorunsuz, ancak 2018 yılı basımlı olduğundan dolayı sanki sayfa kaliteleri düşürülmüş gibi geldi. Çok rahat bir şekilde esniyor ve alıntıları çizdiğim zaman sayfa inceliğinden dolayı arka tarafında bariz bir mürekkep izi çıkıyor. Bu yayınevinden beklemeyeceğim bir işti, şaşırdım ve üzüldüm.

    Romanın özetini Azra Kohen’in bir kitabında geçen güzellik tanımıyla özetlersek sanırım hata etmemiş oluruz; “İlkelliğin torpiliydi bu: Güzellik. İzleyene ilham, yokluğunu çekene acı, avcısına amaç, aşığına neden,öfkeye güçsüzlük, yağmacıya hedef, sahibine başta kolaylık sonda lanet veren şey bedeninin her tarafını sarmıştı.”

    Sözün özü; kitap kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi. Sayın Wilde’nin en tecrübesinden faydalanmalı, Lord Henry’den hayat görüşlerini öğrenmeli, Basil ile tanışıp dostluğun ne demek olduğunu anlamalı ve Dorian Gray gibi dostlarınızdan uzak durmalısınız.

    Sevgi ile kalın.
  • 302 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap "Okuyayım da bitireyim"diyebileceğimiz bir yapıt değil öncelikle.Kitap 16.yy'da yazılmasına rağmen çoğu soyut konuda insanın ne kadar az değişim geçirdiğini ortaya koymaktadır.Montaigne anladığım kadarıyla kitabının bu denli bir ilgi göreceğini düşünmemiş.Horatius,Lucretius'un şiirlerinden alıntı yapmış.İnsanın "Montaigne bile alıntı yapıyor vay be!"diyesi geliyor .
  • 302 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Montaigne girişte biz okuyuculara der ki: “Kitabımın özü benim,Boş vakitlerini bu kadar sudan ve anlamsız bir konuya harcaman akıl karı olmaz.Haydi uğurlar olsun.” Okuduktan sonra bir tebessümle çevirmeye başladım sayfaları. Denemelerin asıl konusu dediği gibi kendisidir, kendi düşünceleridir ancak söyleyip bir kenara çekilmez , birlikte düşünmemizi sağlar ve ayrıca birçok şair ve filozoftan da alıntı yapar. Dogmatik düşünceyi bir kenara bırakıp serbest düşünce için uğraş verdiği apaçıktır. Üstüne bir de tarihteki kısa örneklerden bahsederek denemelerine keyif katar.
    Ölüm teması beni en çok etkileyen bölümlerden oldu. Lucretius, Horatius,Seneca’dan alıntıladığı dizeler ile onlara karşı merak uyandırdı.
    Montaigne,özgür düşüncesini her alanda sunar. Halkın kral ile eşit olduğunu düşünür, üzerindeki süslü elbiseleri çıkarınca kralın da halkın da sadece insan olduğunu söyler.

    “Panik” kelimesinin mitolojisi beni etkileyen bir farklı nokta daha. Şöyle ki : Pan Tanrının saldığı korku ile halk korkar,sokaklara dökülür,birbirini yaralar. Halk ancak dualar ,kurbanlarla Pan Tanrının öfkesini yatıştırıp ondan kurtulmalarını sağlar. Pan Tanrının yaydığı bu aniden gelen nedensiz korkuya panik denmiştir.

    Denemelerin böylesine akıcı bir dille yazılmış olmasına şaşırdım. Ancak çevirmen önsözünde hala çevrilmeye kıyılmayan kelimelerin olduğunu , (yüzyıllar önceki anlamları değişen deyimlerin-kullanılmayan sözcüklerin bulunması ve Fransızların bile çevirme cesaretinde bulunmaması veya kıyamamalarını) öğrendim . Bu hale getirilmesinin hiç de kolay olmadığını anlıyorum böylece.
    Montaigne kitabından bahsederken “ Az insanlar ve az yıllar için yazıyorum. Uzun ömürlü olabilmesi için sağlam bir dille yazılması gerekirdi.”(Sayfa 162) “Benim yazdıklarımın pek tutulacağını,övüleceğini pek ummuyorum;bu çeşit yazarların ünü az olur”(sayfa 129) diyor ve yine tebessümle okuyorum satırları. Bilse 400 yıldan fazladır bizimle olduğunu eserinin ve kendisinden nasıl bahsedildiğini diyorum kendi kendime.
  • Montaigne Yalnızlık adlı denemesinde "Sokrates'e birisi için 'seyahat onu hiç değiştirmedi' demişler o da: 'Çok doğal, çünkü kendisini de beraberinde götürmüştür' demiş diye anlatır. Aynı denemede Horatius'tan bir alıntı yer alır:
    Niçin başka güneş, başka toprak ararsın?
    Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
    İnsanlar "kendilerinden kaçmaktan" bahsederken çok önemli bir şeyi gözden kaçırırlar, asıl kaçmak istedikleri sorunlardır, kendileri değil.