• Es-selamu aleyküm;
    Ben bir meseleye değinmek istiyorum. Öncelikle etrafta sağda solda yaptıkları paylaşımlarla dikkatleri ve tepkileri üzerine çeken bazı şahsiyetler! Siz öncelikle ortaya attığınız malzemeye ve bu malzemenin ne kadar gereksiz olduğuna bakmanız için bir talepte bulunayım.

    Birileri çıkıp kadın erkek ilişkileri arasındaki hususu ortaya atıp kaos yaratma derdinde sanırım. Benim asıl üzüldüğüm ve hatta sinirlendiğim nokta insanların Allah'ın ayetine peyganber efendimizin sünnetine ters düşen zihniyete sahip olmaları. Simdi biri çıkıp düşünce özgürlüğünden bahsederse cevabım şu; Bu kadar batı hayranı (!) Olmayın. Dine zarar veren kur-an ve sünnete aykırı olan her düşünce yanlıştr arkadaşlar. Adam çıkmış kadın erkek kanka olabilir diyor... Nerde kaldı asr-ı saadetteki iffetli edepli hanımlar. Bizler örtümüzü Allah rızası için ırzımızı korumak için örtüyoruz. Çok sert tenkit ediyorim. Daha kuranla sünnetle ilişkisi olmayıp topluma ılımlı islam düşüncesini empoze eden batıl fikirleri hoş karşılayamam arkadaş! Açık ve net!

    Lütfen bu insanlara ehemmiyet ve müsamaha göstermeyin lütfen. Bizler müslüman olarak bu dinin davacıyısıyız. İsLama aykırı olan hiç bir düşünceye mahal göstermeye lüzum yoktur!!
  • Evet, son zamanlarda görüyorum ki, insanlar hep birbirini eleştirmekte, birbirine hakaret etmekte, küfür söz söylemektedir. Oysa bizler okumuş kültürlü insanlarız, özgürlükçü, anlayışlı ve hoş görülü olmamız lazımken, tam tersi, nefret ve saldırı söylemleri etmekteyiz.

    Benim burada kimseyi eleştirdiğim yok, kimseye ders verme niyetim de yok, ben sadece diyorum ki; birbirinize kırıcı olmayın. Yok bu sitenin amacı ne, yok senin amacın ne, yok bu neden böyle yapıyor gibi insanları eleştirmek sevgi bağını öldürür.

    Gelin birlik olun, sevin, sevilin. Herkesin kendi amacı belli zaten, kimisi okumuş koca arar saygım var en doğal hakkıdır, kimisi okumuş kadın arar buda normaldir, kimisi iletisinin beğenilmesini ister ve böyle mutlu olur, kimi ilgi çekmek ister bu onu mutlu eder, kimisi inceleme yaparak mutlu olur, kimi saçmada olsa alıntı paylaşmakla mutlu olur. Biz kitabı neden okuyoruz sırf öğrenmek mi? Öğrenmenin verdiği mutluluk için okuyoruz, yani amaç mutlu olmak için yapılan iştir. Öyleyse herkes mutlu olduğu şeyi yapıyor burada, bırakın birbirinizin mutluluğuna karşı çıkmayın, engel olmayın. Lütfen herkes birbirine anlayışlı ve sevgi dolu olsun. Yurtta sulh cihanda sulh diyorum, ama bunu lafta söylemiyorum. Her şey gönlünüzce olsun Türkiyem...
  • Hiç aklımda yoktu inceleme yazmak ama şimdi görünce kitapla ilgili aklıma bir şey geldi. Zaten aşırı ünlü bir kitap olduğu ve bu zamana kadar bir kamyon dolusu incelemesi yapıldığı için lafı çok uzatmadan, şahsi olarak kitapta can sıkan yere odaklanacağım.

    Bu kitapta öyle bir bölüm var ki kafanızı açmaktan ziyade kapatıyor. Bahsettiğim bölüm gelecek-teknoloji-insanoğlunun uzak gelecekte nasıl bir hal alacağına dair yapılan öngörülerden oluşan yorumları barındıran, yanlış hatırlamıyorsam, kitabın sonlarındaki bölüm.

    Yazar diyor ki insanoğlu teknoloji ile birlikte sosyalliğini kaybediyor. Sosyal hayatın her alanında daha da az aktif olmaya başlıyor. İleride, teknoloji çok daha ilerlediğinde, insanlar neredeyse aşk ilişkilerini bile uzaktan yaşamaya başlayacaklar. Filan feşmekan...

    Yahu nenem bile bundan güzel yazardı be... Bir kere, neredeyse milyon tane araştırmanın sonucunda çıkan sonuç şu: insanoğlu sosyalleştikçe aptallaşıyor. Sosyallik sizi düşünmemeye, üretmemeye, çalışmamaya iten bir şey. Saatlerce oturup kitap okuyan bir insan sosyalliği sıkıştırılmış zamanlarda yaşayabilir sadece. Açar arkadaşıyla telefonda konuşur, görüntülü sohbet yapar mesela. Peki siz hiç aşırı sosyal bir gitar virtüözü gördünüz mü? Günde 8 saat antrenman yapması gereken bir olimpik sporcunun çok sosyal olması mümkün mü? Filozoflar, ünlü bilim adamları çok sosyal olsaydı bugün ismini anar mıydınız? Uzun lafın kısası; insanların şu sosyalleşme manyaklığından bir an önce kurtulması lazım. Sosyallik övgüsü öyle bir abartılmış durumda ki, sanki sosyal olmazsan sıkıntılı, mal bir tipmişsin gibi gösteriliyor her yerde. Ya kardeşim, memleketin en zeki, en çalışkan adamları zerre sosyal değil, farkında mısınız? Sosyallik güzel, hoş filan ama ara sıra, bunaldıysan. Her gün, sürekli olmasını bekleyen insanlar, net söylüyorum, hayatları boyunca onun bunun yaptığını, ettiğini dedikodu malzemesi etmekten başka bir işi olmayan, orayı gezelim, burayı gezelim, boş boş dolanalım diyenler. Bunlar boş plaka gibi insanlar zaten. Bu sebeple, bence uzak gelecekte insanlar asosyalleştikçe, yalnızlaştıkça çok daha bilgili, kültürlü, üretken, çalışkan olacaklardır. Arkadaşınla 3 saat onu bunu çekiştirip gıybet yapacağına belki açar bir kitap okursun anasını satayım. Fena mı olur? Bırak Ayşe ile Ahmet'in ilişkisini de kafanı aç biraz. Boş boş gezme işlerini, gereksiz bir sürü kıl kuyrukla kafelerde, piknik alanlarında goygoy yamaktansa sanatla, bilimle uğraşırsın belki. Boş zamanlarında bir şeyler üretirsin. Uzak olsun insanoğlu birbirinden biraz, belki hayırlı bir sonu olur. Bu kadar mıc mıc olmayın la !?

    Neyse, demek istediğim anşlaşılmıştır sanırım.

    Yani inanın ki kitabın son bölümünü okurken sanki 80 yaşında dedemin yaptığı yorumları okur gibi filan oldum. Bu kadar muazzam bir kitap yaz, kitap boyunca kendine hayran bırakacak yorumlarla doldur her yeri, sonra sonuna gel böyle sıç sıva... Sonradan bir şey fark ettim. Kitapta aslında son bölüm olarak yazılan yer bariz şekilde zorlama yazılmış. Tamamen kendi tahminimdir, herhangi bir bilgim yok ama şöyle bir şey görüyorum kitapta; uzak geçmişten günümüze kadar gelmiş ve yakın geleceği de yorumlamış yazar. Buraya kadar büyük ihtimalle kendi kafasındakileri yazdı. Yazmak istedikleri de bu kadardı. Sonra editörün-menajerin-yayıncının birisi geldi bu adama dedi ki "Ya patron, bak taaa uzak geçmişten, taş devrinden almışsın insanları, yakın gelecekte bırakmışsın. Olmamış bu. Buna uzak geleceği de eklemek lazım. Skala öyle olmalı" Harari de itiraz edemedi, mecburen son bir bölüm ekledi, geçti köşeye. Çünkü gerçekten kitabın uzak gelecek kısmı bu kafayla yazılmış gibi duruyor.

    Bunun dışında, dediğim gibi, kitap harika. Modern zaman klasiği desem yeridir. Bu lafın üstüne de bir kamyon yazarım da şimdi kimseyi sıkmayayım. Bence artık kitaplar böyle olmalı, fantastik bir hikayeyi değil, insanoğlunun cahil olduğu şeyleri uzun uzun, farklı farklı anlatıp kafa açmalı, size bir şeyler vermeli. Anna Karanina'yı değil de bunu okusun çocuğunuz, bin kat iyidir.

    Oyy, çok gevezelik ettim. Hadi eyyorlamam bu kadar.
  • Yaklaşık 3.5 asır önce yazılmış, okuması güzel ve boğucu metinlerden uzak güzel bir tiyatro eseri. Aşırı cimri aile babası 60 yaşındaki Hargapon'un çok genç bir kızla evlenmek istemesi üzerine kurulu ve sonunda alışık olduğumuz mutlu tesadüflerle sonlanması da hoş olmuş. Okurken cimri insanlara karşı öfkem yine depreşti. Siz siz olun cimri olmayın :) . Herkese iyi okumalar.
  • Öncelikle Allah hiç kimseyi katil, sapık, seksopat tarzı insanlarla karşılaştırmasın, amin diyerek bir giriş yapayım..
    Kapalı kapılar ardını hiç kimse bilmez ki bu çoğu zaman çok iyi bir şey çünkü o kapılar aralanınca insanda kaygı bozukluğu oluşabilir.. Kedi merakından ölürmüş ve meraklı bir kedi olmamanızı şiddetle tavsiye ederim..
    Henüz kitabın ilk cinayetinde yoğun ve en üst seviyedeki sadizmliğiyle BDSM'ye bir örnek verilmiş ve bu direkt salt bir şekilde kaygı vericiydi.. İnsanlar sokaktan geçip giderken kimin ne düşündüğünü bilemez ve yoldan geçerken yanımızdan yaklaşık olarak minumum on tane ruhu bozuk insan geçer.. Kapalı kapılara bile gerek yok Twitter'da bu tarz insanları rahatça bulabilirsiniz..
    Kitabı okurken pek sık "Rabbim sen bizi koru!" dedim çünkü bunlar tamamen gerçekti.. İnsanoğlunun ruhu,bedeni ve düşünceleri evcilleşmeyince tam bir korkunç canavara dönüşebiliyormuş.. Sık sık kendimizi köreltmeli ve evcilleştirmeliyiz..
    Bana göre seri katiller oldukça zeki insanlar.. Kendilerine ait çok ince bir haz alma duyguları var.. Seçtikleri yemekler bile özenli.. Diğer insanlardan ayrılırlar.. Seri katiller veyahut ruhu bozuklar, belirlenmiş bir insani standartın pek dışındalar.. Normal insanlar gibi olamazlar da.. Onların kendilerine ait bir yaşamları vardır ve pek paylaşmayı sevmezler.. Nitekim hiçbir seri katil işlediği cinayetlerin ortaya çıkmasını istemez.. Asosyallerdir.. Kimisi okulunda üstün başarılıdır.. Çoğu anatomiyi oldukça iyi bilir.. Zaten birçok katil ya sağlık alanında ya da hukuk alanında çalışıyordur..
    Siz siz olun, insalarla her şeyini paylaşmayı sevmeyen, evi, odası sığınağı olan ve genellikle oradan çıkmayan insanlarla muhattap olmayın.. Hele de bu insanlar deneyleri çok seviyorsa.. Bir gün bir denek siz olabilirsiniz.. Kusursuz Cinayet pek mümkün olmasa da uzun süre kusursuz kalabilir..
    Ha bir de babamın "Kan yerde kalmaz." demesi aklıma geliyor.. Bir insan öldürüldüğü zaman asla ama asla kanı yerde kalmaz, elbet bir gün ortaya çıkar.. Sivrisinekten bile örnek alınır, fosilleşmiş bir kemikten bile örnek alınır illa o cinayet ortaya çıkar.. Bununla ilgili çok hoş bir kıssadan hisse okumuştum..
    Eski zamanlarda bir ülkede haksızlıklara karşı savaş açmış adil bir Padişah varmış. Günlerden bir gün, memleketin tanınmış tüccarlarından olan Abdullah isminde bir şahıs izbe bir yerde ölü olarak bulunmuş. Yapılan bütün tetkikata rağmen katil bir türlü tespit edilememiş.
    Aradan on seneye yakın süre sene geçmiş, ama buna rağmen, padişahın üzüntüsü hala dinmemiş. Hemen herkesin huzur içinde yaşadığı ülkede gerçekleşen bu elim hadise sonrası katilin hala yakalanamamış olması vicdanını sıktıkça sıkıyormuş. Zira, kendi idaresi altında bulunan bir insanın katline engel olunamaması, ayrıca suçlu şahsın bulunamaması meselelerinde baş sorumlu olarak kendisini görüyormuş.
    Günlerden bir gün, hem bunları düşünüyor, hem de sofrasında yemeğini yemeye devam ediyormuş. Çok yardımsever ve misafirperver biriymiş padişah. Bilhassa yaşlı kimselere karşı derin bir saygısı varmış. Hizmetçileri, yoldan ihtiyar bir adamın geçtiğini haber vermişler. Bunun üzerine padişah, yaşlı adamın hemen içeri alınmasını emretmiş. İhtiyar, içeri girdiğinde padişah tarafından saray sofrasına buyur edilmiş.
    Çorbalar içildikten sonra Padişah, misafirine kim olduğunu sormuş. Adam,
    “Eskiden yol keser, adam soyardım” demiş. “İhtiyarladığım için aynı işi yapamaz oldum. Yapamaz olunca da o işleri bıraktım.”
    Padişah, “Yani şimdi eski gücüne dönsen, dinçleşsen soygunculuğa devam eder miydin?” diye sual ettiğinde ihtiyardan, yarı kahkaha ile karışık “Tabi yaa, elbette, huylu huyundan vazgeçer mi hiç?” cevabını almış.
    Bu sırada sofraya gümüş kaplı bir tepsi içinde padişaha ve misafirine ikram edilmek üzere iki ördek getirilmiş. Ördekleri gören yaşlı misafir, bıyık altından gülmeye başlamış. Bunu farkeden Padişah merakla sormuş: “Hayrola amca neye gülüyorsun?”
    Misafir, “Sofraya gelen ördeklere gülüyorum Padişahım” diye cevap vermiş. Padişah, “Bunda gülecek ne var, bir kusurumuz olduysa buyur söyle, çekinme” demiş.
    “İzniniz olursa anlatayım” demiş ihtiyar. “Demiştim ya yol keser, adam soyardım diye. Vaktiyle tenha bir yerde birini yakalamıştım. Üstünden epey yüklü miktarda altın çıkmıştı. Altınları aldım. Fakat adamın beni şikâyet edeceğinden korkup onu oracıkta öldürdüm. Onu yere yatırıp öldürmek üzere bıçağımı çektiğim esnada yanımızdan iki ördek geçiyordu. Adam o an gözlerini ördeklere çevirerek ‘Ördekler şahidim olsun’ dedi. Bunlar onun son kelimeleri oldu, öldü gitti ahmak adam. Şimdi sen söyle padişahım, hiç ördekten şahit olur mu? Konuşamazlar ki… Onu hatırladığım için güldüm” diyerek başından geçenleri bir bir anlatmış.
    O an padişahın beyninde şimşekler çakmış, hiddetle yerinden kalıp,
    “Sen Abdullah’ın katilisin!” diye bağırmış. Şu sofradaki ördekler de sen Abdullah’ı öldürürken üstünüzden uçan ördekler olmalı. Öyle güzel şahitlik ettiler ki, seni tastamam konuşturdular, yaptıklarını itiraf ettirdiler.”
    Nöbetçilere emretmiş o an. “Bu katili derhal yakalayıp zindana koyun!”
    Padişah katilin bulunması ile rahat bir nefes almış, cinayete şahit olan ördekler sayesinde cinayetin bu dünyada da cezasız kalmamasını sağlamış. Katil dört duvar arasına cezasını çekmeye giderken padişah, Rabbine el açıp şunları seslendirmiş: “Yüceler Yücesi Allah’ım! Sana şükürler olsun ki, beni bu dertten kurtardın. Sen ne adilsin ki dilersen kızarmış ördeklere bile bir katili ihbarlatırsın.”