• 153 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Işte bu yılın ilk on listesine girecek bir kitap ..benim ilk on listeme tabii :)) çünkü size kitabı okuyun demeyeceğim ..

    Şimdi kısaca şu an, yani kitap biter bitmez ne hissettiğimi anlatmak istediğim ve önüne geçilmez bir heyecan duyduğum için hesapsız kitapsız yazıyorum ..bazı kitaplar vardır ki üzerinden zaman geçmesi gerekir demlenmesi için ,bazılarıyla anında vurur sizi ..hatta şöyle söylemeliyim kitabı okurken bir kaç yerinde size" ışte bu "dedirtmişse o kitap beklemez :)) yazdırır :))

    "Şiddetin sükuneti "diye bir kalıp olsaydı edebiyatta ..ışte bu "büyük defter " olurdu ..
    Tıpkı bir şarkıyı bağıra bağıra söylemek değil ruhunla söylemek gibidir bu tarz ..mesela Kaputt böyledir dev bir şiddeti yağlı boya tablolara çevirir gözünüzün önünde ,sadece kullanılan boyalar kan ve tonlarıdır ..
    "Boyalı kuş " da bir tık fark eder o da masalsı diliyle aklınızı alır götürür ... oturur dişlerinizi sayarsınız. ..

    SPOİLER
    Işte bu da öyle bir şaheser :))

    Büyük defter üçlemenin ilk kitabı.. "müthiş" bir duygu karmaşası, bunu spoiler vermeden anlatmak mümkün değil çünkü her sayfayı çevirdiğinizde orada oluşan hissiyat yazmak istiyorsunuz ...

    Sadece ip uçları bırakacağım önünüze zaten iki çocuk :) artık Grimm kardeşler mi dersiniz ,yoksa kuru ekmek parçalarını yollara döküp geri dönüşü sağlama almaya çalışan Hansel ve Gretel mi dersiniz ben bilmem :)))

    Bu iki çocuk kimdir ..
    Bu ülke neresidir ..
    Bu savaş hangi savaştır ..
    Anneanne zehirleyici klandan bir cadımıdır ...
    Karakolda dayak yerken sadece süt dişlerini kaybettilerse ,kaç yasındadırlar ..
    Bu pislik hiç temizlenemezmi ..
    Ya da pisliği temizleyen kadını bubi tuzağı kurarak öldürmeye mi çalışmak lazımdır ..
    Orman herkese yasaksa, gözü kargalar tarafından oyulmuş askerin bombalarını ve tüfeğini nasıl çalarız..
    Birbirimizi öldüresiye döversek ,ilerde işkenceden sağ çıkma ihtimalimiz yükselir mi ...
    Okuduğumuz kitapları ezberlersek bellek düzeyimiz yükselir mi ..
    Yemeğe ihtiyacımız olmasa bile dilenci nasıl olunur öğrenmeli miyiz .

    "Kör olsam gözüm ol, sağırsan ben senin için duyarım "
    Yemek yokmuş gibi davran kızarmış tavuğun kokusuna itibar etme ..nefsini kontrol et ..
    Öldürmeyi öğren ..
    Korkutmayı öğren ..
    Tehdit etmeyi öğren ..
    Hırsızlığı öğren ...
    Şantaj yap !!
    Kullanıla kullanıla kullanmayı öğren ..

    Bu liste böyle devam edecek ikinci ve üçüncü kitapta ne olacak bilmiyorum ama ..yazar hakkındaki bilgileri diğer kitaplara saklayacağım ..

    Son sahnenin heyecanı geçmeden
    Neden böyle bitti! !!!!! :)) diye hala yüzümde bir merak pırıltısı varken son söz ve dip not olarak şunu atlamamak istiyorum .
    Kitabın bir kaç yerinde sansür var ..
    Bu yerleri uzun noktalama işaretleri ile ifade etmiş Afa Yayınları. .
    Meraktayım ve bunun hakkında da araştırma yapacağım ..

    Şimdi ben "Kanıt " ile yola devam ediyorum .. dikenli telin diğer tarafına geçen sen misin ben miyim?

    Mayına da babam bastı ben değil
    Ve hiç üzülmedim ...
    Tıpkı annemin kemiklerinden cilalı iskelet yaptığım gibi ..

    Hoşçakalın :)))
  • sınırlı olmayan mekâna,
    sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
    en sevda halimle, en yaşayan halimle,
    gidiyorum dostlarım,
    hoşçakalın, hoşçakalın...
    beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
    beni yüreğimle, beni özümle,
    bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
    tarihle anla beni,
    ve öyle yargıla.
  • Hele bir ışıklar sönsün
    Hele bir kapansın kapılar
    Sular durulsun
    Bıçak atacağım daha 12′den

    Kısa devre yapsın kalbim
    Ellerim inatla dökülsün cigaraya
    Dağlarda ay büyüsün
    Sular köpürsün
    Sen beni o zaman gör

    Hele küssün meydanlar
    Dehşetin oğlu gülsün
    Ağır bir köpek karanlığı
    Ve tüm mayınlar patlasın
    Sen beni o zaman gör

    Kaldırımlara yağmur dökülsün
    Dağılsın dişlerimde gülüşler
    Kaybettiklerim bir dönsün
    Sen beni o zaman gör

    Yalnızlık ne demek
    Kül olsun uykular
    Kuşlar silinsin gözlerimden
    Sen beni o zaman gör

    Saçlarımda kırılsın kar
    Baştan çizilsin uçurumlar
    Kırılsın camlar
    Sen beni o zaman gör.
  • Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is,
    Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz
    Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
    Ve tarihle yargıla...

    Bal değildir ölüm bana,
    İdam gül değildir bana,
    Geceler çok karanlık,
    Gel düşümdeki sevgilim,
    Ay ışığı yedir bana...

    Ahh... Ben hasrete tutsağım,
    Hasretler tutsak bana
    Bıyığımdan gül sarkmaz,
    Bıyık bırakmak yasak bana,
    Mahpus bana, sus bana.
    Yağlık ilmek boynuma...
    Sevgili yerine
    Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
    Ve sonra sabırla beklerim,
    Bulutları çekersiniz üstümden,
    Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
    Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
    Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
    Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
    Gözlerimde güneş koşar,
    Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma...

    Duygu bana, öykü bana,
    Roman gibi her an bana
    Hücremde yalnızım gel,
    Gel düşümdeki sevgilim,
    Soyunup hazırlan bana.

    Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
    Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
    Hoşçakalın sevdiklerim;
    Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök...
    Bütün doğa hoşçakalın...
    Hoşçakalın sevdalılar,
    Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
    Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
    Hoşçakalın...
    Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
    Sevda türküleri ve şiirler.
    Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
    Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
    Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın...
    Hoşçakalın ağız tatlarım;
    Sıcak çorbam, çayım, sigaram...
    Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram...
    Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
    Ve kalemimi, ve saatimi,
    Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
    Hoşçakalın, hoşçakalın...

    Dostum bana, sevdam bana,
    Soluğunu geçir bana,
    Uyku tutmuyor gözüm,
    Anılar sıraya girdi.
    Gel anne süt içir bana.

    Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
    Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
    Yedi bölge, dört deniz,
    Yedi iklim, altmış yedi şehir,
    Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...
    Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
    Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
    Ve işçiler ve köylüler...
    Hoşçakal ülkem
    Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
    Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
    Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
    Sınırlı olmayan mekâna,
    Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
    En sevda halimle, en yaşayan halimle,
    Gidiyorum dostlarım,
    Hoşçakalın, hoşçakalın...
    Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
    Beni yüreğimle, beni özümle,
    Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
    Tarihle anla beni,
    Ve öyle yargıla.
  • ...Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
    Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
    Yedi bölge, dört deniz,
    Yedi iklim, altmış yedi şehir,
    Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...

    Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
    Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
    Ve işçiler ve köylüler...

    Hoşçakal ülkem
    Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
    Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
    Hoşçakalın dünyanın bütün halkları..

    Sınırlı olmayan mekâna,
    Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
    En sevda halimle, en yaşayan halimle,
    Gidiyorum dostlarım,
    Hoşçakalın, hoşçakalın...

    Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
    Beni yüreğimle, beni özümle,
    Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
    Tarihle anla beni,
    Ve öyle yargıla.