• 256 syf.
    ·3 günde
    Eğer inanırsan!...
    herşey mümkün...yeterki sen doğru ol.

    Kadın Severse!...

    Rosa gibi sevmeli... umudun bittiğinde umut,heryer karardığında ışık olmalı. Saf ve temiz. Cesur ve nazlı :)

    İnsan Emek verirse!...

    Cornelis gibi vermeli...yürekten, aşk 'la,inançla muhakkak umduğunu fazlasıyla bulur.

    Kader tecelli ederse!...
    Zindanlar dahi engel değildir.

    Eğer istersen!... herşeyi mümkün kılacak güce sahipsin.

    DUMAS ile tanışma kitabım dı. Ve " Merhaba Dumas, Hoşgeldin, "demek istiyorum :)
    Anlaşılacağı üzere diğer kitaplarınıda okumak hevesindeyim.
    1600 lü yıllarda yani 17. Yüz yılın keşmekeşi ni yaşayan Hollanda'nın Lahey şehrinde geçiyor hikaye. Bize tarihi gerçeklerle hayal gücünün bir araya gelince ve yazar' da akıcı bir dille anlatınca okuması nekadar keyifliydi dedirtiyor.
    Komşusunun kıskançlığından dolayı ( herşey o Siyah Lâle soğanı elde etmek için )yaktı canım Cornelis'in başını Vatan ihaneti suçuyla zindana atılan Cornelis van Baerle hiç umulmaz ama hayatının aşkını bulur.( yani azcık kızmadım değil Cornelis'e birazcık Rose'ye haksızlık yaptığı oldu. Rose'nin aşkı kadar çıkarsız ve hesapsız değildi aşkı ama olsun güzel sevdi oda :) )
    Bana dedirttiki Temiz yüreklerde kirlenir şaşırma!
    Aşk seni zindan da bulur korkma!
    İyilikten Şaşma
    İyi ve Cesur kadınlar daima sevilir unutma ! (Burda okurumuz bütün hemcinsi sizlere göz kırpıyordur :)) )
    Ve şu dizeler ne kadar iyi ifade etti Güzel Rosa ile kibar Conelis' i
    " Yusuf zindan görmedi, zindan Yusuf gördü sadece."
    Eğer senin aşkın ve aklın varsa, eğer sen temiz kişilerdensen, uyandıkları zaman ne zindan kalır nede Îrem Bağı!
    Iyi okumalar sevgili dostlar. Ben severek okudum umarım sizde beğenirsiniz. Sağlıcakla...
  • Eğer aşk buysa sevgi buysa
    İstemiyorum
    Bu şehir sensiz yaşanmaz oldu
    Dayanamıyorum
    Hoşgeldin hüzün, gülmüyor yüzüm 🎶🎤
  • 27 yaşındayım. Geçen hafta 60. ülkem Myanmar’dan döndüm. Şöyle bir köşeye çektim kendimi. “Oğlum Deniz. İyi güzel geziyorsun. Merak ettiğin ne varsa yaşadın. Okyanusu da gördün, gölleri de. Çin Seddi’nde de yürüdün. Tac Mahal’in bembeyaz yollarında da. Ne geçti eline ? Çoktan bir araban, belki en azından küçük de bir evin olabilirdi. " Seyahat edin. Gerisi yalan diyordun. Değdi mi ? ”
    Cevaplayayım: Öyle bir değdi ki, yine olsa yine yapar, ardıma bile bakmaz anında kendimi yollara bırakırdım. Neden mi ? Evi hayatım boyunca alabilirim, arabam da olabilirdi ama bir daha 25 yaşındaki gibi çığlık çığlığa, heyecandan elim-ayağım titreyerek bu hayatı yaşayabilirmiydim bilmiyorum ! Hadi ben neysem de, peki ya sen ?
    Hiç birinizden farkım yok aslında. Sizin gibi ben de; sabah 7 de kalkıyorum. Hatta düzenli bir hayatım bile yok. Bazen gecenin bir köründe işten geliyorum. Dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden birisinde çalışıyorum. Hatta insanlar beni ofiste görünce “Sen hala burada mısın ?” ya da “Ne işin var senin burada.” diye şaka ile karışık sataşıyorlar.Sonra akşam oluyor. Yorgunluktan bitap düşüyorum. Eve geliyorum. Kedimle şakalaşıyorum. Bu ara hamile. Biraz dertliyiz. Sonra akşam 20:00-23:00 arası nasıl geçiyorsa artık, aniden gece oluyor. Sonra blog yazmaya başlıyorum. Sonra yine uyku. Sabah oluyor.

    Güneş ışıl ışıl. Suratım asık. Metroya biniyorum. Aaaa bir bakıyorum suratsızlar topluluğu olmuşuz. Sonra kendi kendime gülerek şunu söylüyorum : Bir sonraki durak ? Avustralya ? Yok yok daha uzak olsun. Peru ? Ev ? Araba ? Aşk ? Gülmeye başlıyorum. Gün güzelleşiyor. Aslında etrafımdaki insanlarla konuşunca bir şeyi farkediyorum : Şu son 5-10 senede bir şeyler oldu. Amaçlarımız değişti. Hayallerimiz, beklentilerimiz, arzularımız bambaşka bir boyut aldı.
    Ailelerimiz 25 yaşında çoktan evlenmiş, çoluk çocuk telaşına bürünmüşlerken, aynı yaşta olan bizlerin dertleri başka bir yola girdi. Hayata bakışımız mıydı değişen, yoksa hayatın aslında ne kadar güzel olduğunu bilerek, bir şeyler kaçırıyor olmamızın telaşı mıydı.
    Hayatımıda bir kaç kilit kelime vardır. Ya da cümle işte. Artık ne derseniz ! Bir tanesi “Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler yalnızca bir sayfasını okurlar“. Diğeri ise “Gereksiz şeylere para harcama. Uçak bileti al” cümlesi. Neden mi bu kadar önemli hayatımda ? Anlatayım :
    Sandığınız gibi ne milyon dolarları olan bir aileden geliyorum, ne de gittiğim ülkelere sponsorlarım gönderiyor beni. İşin özü şuydu aslında :
    Aldığım hiç bir kıyafet, ya da gittiğim kaliteli mekanlar beni mutlu etmedi. Başkalarının kahkaha atarcasına eğlendiği yerler, bende aynı etkiyi yaratmadı. Belki de hiç tanımadığım bir Hintli çocukla, vücut dili ile anlaşmaya çalışırken bana güldüğü an, İstanbul’daki parfüm kokusundan geçilmeyen mekanda atılan kahkahalar kadar samimi gelmedi özünde.
    Ailelerimizin zorla dikte ettikleri kariyerlerin ne kadar yalan olduğunu anladım 27 yaşında. “Her şey ileride çok güzel olacak.” dedikleri şey, çocuklarının büyüdüğünü göremeyecek kadar çok çalışıp, sağlığından olduktan sonra, kazandıkların ile o sağlığı geri kazanmaya çalışacağın pahalı mekanlarda alacağın meditasyonlarmış aslında. Yalanmış meğer.

    Kariyer. Hadi kariyer neyse de, çok zengin olan adam çok zekidir bu ülkede. İlim, irfan, kültür… Bunların hepsi yalanmış. Toplumda “Sanatçıyım” dendiğinde, “Kaç para kazanıyorsun ?” sorusu ilk gelen soruymuş.
    İnsan, bu sorunun saçmalığını ve soruyu soran kişilerin yanılgısını farkettiği anda, evin, arabanın, kariyerin ve de paranın ne kadar yalan olduğunu anlıyor. Her ne kadar, parasız olmadığını bilsen de.

    Biliyorum. “Deniz iyi güzel diyorsun arkadaşım da. Para olmadan nereye gideceksin ki ?” sorusu aklınızda belirmeye başlamıştır. Benim de sürekli aklımdadır. Benim isyanım, paraya değil aslında. Toplumun her şeyi para ile ilişkilendirmesine.
    Hatta en önemlisi, hayat bu kadar güzelken, rüzgar bu kadar güzel esip, güneş kıpkırmızı hali ile beni benden alırken, bugünün dünden farklı olmamasına. Bugün, dünden farklı değilse, yarın için hayal kurmaya değer mi ?

    Değer. Neden biliyor musun ? Çünkü her şey küçücük bir kıvılcımla başlar. İnsan nereden başlayacağını bilemez. Bir ışık bekler bazen. İşte ben size o ışığı vermek için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Çok üzgünüm.

    Çünkü İstanbul gibi bir şehirde ne kadar mutsuz, umutsuz, hayalsiz, motivasyonsuz yaşadığımızı farkettim. Dünya bize hayranken, bizim dünyaya hayran olduğumuzu; kendi hayatlarımızdan her ne durumda olursak olalım hiç memnun olmadığımızı; sırf toplum istiyor diye zoraki hayatlarımızı, işlerimizi, eşlerimizi, kıyafetlerimizi ve yalandan gülümsemelerimizi değiştirmeye geldim.

    Bu yazıyı yazmamdaki en önemli neden ise, Mahatma Gandhi’nin “Dünyada görmek istediğin değişim ol !” sözü oldu. Biliyorum. Kaç kişinin hayatına dokunacağım tartışılır.

    Ama bu blogu kurmamdaki en önemli neden de, zaten kurtarabildiğim kar felsefesi oldu. O yüzden ; Asla dünyayı gezmekten korkmayın. Bu ülkede yaşamış insanların, başka ülkelere gitmekten korkmaları kadar anlamsız bir şey yok. Sözüm, özellikle bayanlara.

    40 yıl boyunca ödeyeceğiniz kredilerin altına girmeyin. Mahveder sizi. Bunun yerine hobi edinin. Kursa gidin. Yeni bir dil öğrenin. Zaten ileride Ege’de veya Akdeniz’de bir köye taşınmayı düşünen sen değil misin ?

    Tecrübe edinin. Her ne olursa olsun, merak ettiğiniz işleri öğrenin. Peşinden gidin. 21. y.y’ın en değerli kelimesi “Tecrübe”.
    Refah kavramını para ile odaklamayı bırakın.

    Dünyadaki en büyük refah; eğitim ve kültürdür. Öğrendiğiniz, geliştirdiğiniz her bir yetkinlik, sizin en büyük zenginliğiniz olacak. Son model arabalara sahip insanlara değil, 5 dil bilen insanlara hayran olun. Ya da öyle insanlara işte !

    Kıyafete para harcamayın. Son moda bilmem ne marka eşyalara da. Hepsi, gelecek yıl eskiyecek. Bunun yerine uçak bileti alın. Filipinler’de hiç günbatımı anına tanık oldunuz mu ? I phone 7’ye ödeyeceğin para ile, 2 kez bu ülkeye gidiş-geliş uçak bileti alabilirsin.

    Bu güzeller güzeli ülkeye git, geri gelince yine konuşalım. Haksızsam eğer özür dilerim. Ama haklıysam, hoşgeldin.

    Canınız sıkıldıkça iş değiştirin. Sabah küfrederek gittiğin iş, seni geriye götürür. Kariyer olarak olmasa bile, hayat olarak eskitir. Ruhun yaşlanır. Nefesin daralır. Kendini öldürme.

    Arkadaş çevrenizi değiştirin. Tanışabildiğiniz kadar yeni insanla tanışın. Çevrenizden yakınıp durmayın. Sosyal sorumluluk projelerine gidin. Etkinliklere kaydolun. Duyacağınız bir kelime, tanışacağınız bir insan, öğreneceğiniz tek bir hece, yarın uyanmak için en büyük heyecanınız olacak.

    Sabah uyanınca işe gitmemek için dua etmek yerine, doğan güneşe gülerek uyanacaksın öğrendikçe.

    Ve en önemlisi. Benim için en değerlisi. Deneyimlerini, hikayelerini, anılarını biriktirebileceğin bir hayat yaşa. İlla ki başka bir ülke olmasına gerek yok aslında. Yan mahallede bile seni bekleyen binlerce hikaye var. Çok uzaklarda arama.

    Unutma. Dünyadaki gelişmiş bir çok ülkedeki lüks araba sayısı, Türkiye’dekinden çok daha azdır. Neden biliyor musun ?

    Biz kendimiz için değil, yan mahalledeki çocuktan daha iyi olmak için yaşarız. Yaşatılırız. İstemesekte.

    Bu; senin, benim, bizim hayatımız. Kimseye hesap vermeden yaşayacağımız tek hayatımız. Kimseye izin verme. Başkalarının özgürlüklerini kısıtlamadığın müddetçe, istediğini yapmakta özgürüz özümüzde.

    Hayal et. Düş peşine…
  • Yine aynı döngü, yine aynı açmaz, yine aynı çaresizlik… Evet, yazarın söylediği gibi, merhaba hüzün… Merhaba sonsuz karmaşa… Merhaba sonsuz matem… Sonsuz değil, gözlerimi kapayınca bitecek olan… Evet, merhaba ben ölünceye kadar sürecek olan matem… Velhasıl yeniden hoşgeldin aşk...
  • Sana denk gelişimdi
    Daha önce hiç tanışmadığım bir benle beni tanıştıran
    Memnun oldum dediklerimden biraz farklıydı bu sefer
    Memnunluğumun içine sığdırdığım kocaman keşkelerim
    Ama sen keşkelerimin bile iyikilere dönüştüğü acım
    Uzaktan uzağa sevdiğim
    Gözlerimin gözlerine denk gelişlerine hasret
    Ruhumda umutlarımla yarattığım sen
    Sen miydin sahi aşık olduğum?
    Görseydin ruhumdaki seni der miydin evet bu benim diye?
    Yoksa tanımaz sorar mıydın bu kim diye?
    Sen bendeki seni sana göstermeme bile izin vermedin ki
    Seni alıp hayatımın tam ortasına bırakan neydi?
    Sen bana hoşgeldin de beni sana denk getiremedi şu hayat
    Seni neden mi çok sevdim?
    Ulaşılmazlığınla başladım önce seni sevmeye
    Başka bir yola aittin benim yoluma gel diye bekledim sonra
    Beklerken de bir an olsun seni sevmeyide bırakamadım ama
    Başka yollara düşemedim
    Sadece bekledim belkilerimle
    Tesadüfler adlı köprüler kurdum sonra seninle arama
    Seni bana belki getirir diye
    Tesadüflerde işe yaramadı hoş
    Biz seninle hiç aşka konuşamadık
    Sonra bir kez susmama hakkı verdin bana
    Bir kez aşka konuşacakken seninle, lâl oldum
    Seni zaten bir kezlere sığdıracak değildim
    Sen sustun ben konuşan suskun
    Hoş konuşsam da beni anlayabilecek miydin?
    Şimdi ben koca bir senli yalnızlığım
    Zaten aşk iki kişilik falan da değil
    Seni ben tek sevdim
    Tek de seni sevdim
  • ~Hastanede görüşmek dileğiyle...
    ~BB
    ~Hayatıma hoşgeldin

    #190120
  • "Nefret bazen işe yarar. İnsanı zinde tutar, ayaklarının üzerinde durmasını sağlar, hayata karşı dayanıklı hale getirir." İyi de sadece nefretle yaşanır mı? Sevgi olmadan nefretin ne anlamı var? Yine aynı döngü, yine aynı açmaz, yine aynı çaresizlik... Evet, yazarın söylediği gibi, merhaba hüzün... Merhaba sonsuz karmaşa... Merhaba sonsuz matem... Sonsuz değil, gözlerimi kapayınca bitecek olan... Evet, merhaba ben ölünceye kadar sürecek olan matem... Velhasıl yeniden hoşgeldin aşk...