• Yazar: https://1000kitap.com/lebowski
    Hikaye Adı : Yıllanmış Kekremsi Sevda
    Link: #29377160

    -Merhaba kolay gelsin. Bir kemıl soft alabilir miyim?
    -Kemıl mı?... Haa camel..
    -Aynen abi camel..

    Uzun zamandır sigara içmemiştim. Paketim bitmişti. Gece vardiyasında dışarı da çıkamadım. Kimseler de sigara içmiyor ki! Otlanacak kimsem dahi yok. İnsan bu kadar yalnız olmamalı. Tabiri caiz ise yakamdan paçamdan yalnızlık fışkırıyor. Aslında buna alıştım diyebilirim.

    Hemen alelacele paketi açtım, her zaman gittiğim rıhtıma doğru yollandım aheste aheste. İlk nefesi ile bütün huzursuzluğum gitmişti. Belki de sigarayı sevmem yalnızlıktan ileri geliyordur, kim bilir?
    Rıhtıma giderken, oradaki banklarda bir ihtiyar hareketsiz oturuyordu. Durdum, bir vakit onu izledim. İzlediğim süre boyunca tüyü bile hareket etmedi. Gittim yanına oturdum. Yüzüne baktım, beni görmüyordu. Mavi gözleri adeta gökyüzünü hasetinden çatım çatım çatlatıyordu. Ömrümde böyle mavi göz görmemiştim. Benimkiler bal rengi. Bizde mavi olmaz. Ya kara ya bal.İhtiyar denize bakıyordu. Bir hayli adama baktım aval aval. Beni görmediğini düşündüm tam kalkıyordum ki yorgun sesi ile kelimeler döküldü ağzından:
    -Sen hiç sevdin mi?
    Oturdum geri. Sigaram bitmek üzereydi, derin bir nefes çekip söndürdüm.
    -Hem de kaç defa amca! Ama uzun sürmüyor. Ben sevilmeyi de beceremiyorum. Sevmeyi desen... o zaten benim harcım değil. Ya sen?
    Uzun bir sessizlik oldu. Az ötede seyyar çay-kahve satan delikanlıya ses ettim.
    -Hey delikanlı! İki çay ver bize.
    -Geldim ağbii..
    -Al amca çayın benden olsun. Sigara içer misin?
    -Çok içtim, merak ediyorsan yalnızlığa ve ya acıya çare olmuyor. Hiçbir şey dindiremez sendeki bu hüznü!
    -Beni nereden tanı.....
    Sözümü bitiremeden kesti.
    -Ben bir kere sevdim. Başka da onun gibi sevemedim. Ordan bi sigara da bana versene.
    İhtiyarın sigarasını yaktım ve anlatmaya başladı
    -------------------------------------------------------------------------
    On yedi yaşındayım. Köyün en güzel kızına gönlümü kaptırdım. Onunkini de çaldım elbet. Ama askerlik geldi çattı. “Seni almadan ölürsem, ölemem. Sensiz ölemem bile” dedim ona. Askere gittim. Askerlik uzun. Şimdiki gibi değil ki! Neyse gel zaman git zaman askerlik bitti. Kuş gibi geldim köye. Evimize bile yönelmeden doğru Kumru’nun evine gittim. Adı Kumru. Bir kumru kadar zarif, ürkek, gözleri kapkara. Ayağını sürdüğü yere, sanırsın bahar iniyor. Kokusundan yapraklar açılıyor, güller fışkın veriyor.
    Evlerine vardım. Ev sanki suskun. Ölü gibi ev. Kimsecikler yok. Koştum evimize, anamı buldum. Ne anamı gördü gözüm ne başkasını.
    -Nerde ana Kumru nerde!
    -Oğlum. Hoşgeldin. Nasıls..
    -Ana Kumru nerede!!
    -”Oğlum...Seyit’im.. Kumru’yu ilçeden bi çavuşa verdiler.” dedi ve daha bir sıkı sıkı sarıldı bana. Sanki gitme dur der gibiydi.
    Olan eşyamı attım yere, koşa koşa barabellimi aldım, belime taktım. İlk günkü gibi pırıl pırıldı. Kimdi bu çavuş? Evdekiler avluya toplandı. Arkamdan sesler geliyor ama hiçbirini kulağım işitmiyor ki!
    Koşa koşa şehre indim. O kadar uzun yol ki neredeyse akşam ezanı okunacak. Bizim köylülerin kahvesine vardım. Cemal orada pişpirik oynuyor çorbasına. Daldım kahveye yapıştım yakasına.
    -Cemal! Gözünü seveyim kurbanın olayım... Kim bu çavuş? De bana hele.
    -Seyit Hoş geldin otur az. Bi soluklan iki laf edelim.
    -”Başlatma lafına lan! Kim bu, evi nerede!” diye bağırdım. Canım gibi sevdiğim Cemal’e. Daha sonra belimdekini çıkardım.”Ya evini tarif edersin ya da ...”
    Cemal korkudan titreyerek “istasyonun yanında sarı ev var o o orası...” diyebildi sadece. Koşa Koşa çıktım. İstasyonu nasıl buldum bilmiyorum. Bağırdım:
    -İn aşağı lan! İn lan!
    Perde aralandı. Öyle bir aralıktı ki, sanki cehennemde cennete açılan bir pencere gibiydi. Tüm öfkem sanki uçup gitmişti Kumru’nun ürkek yüzünü görünce. Çok sürmeden perde daha fazla aralandı ve o uzatmalı çavuş iti belirdi. Yine Delirdim ben. Küfür ediyorum bağırıp çağırıyorum..ağlıyorum sinirden.
    -Lan in aşağı uzatmalı ..... çocuğu.. lan in ...lan ne olur in !!!
    Aşağı inse vuracağım onu. Gözüm döndü. Hiçbir şeyi düşünmedim o an. Sadece aklımda Kumru'm vardı.
    Çavuş perdeyi kapadı bir hışımla. Gözümün ferinde, Kumru’nun gözünden düşen iki üç damla yaş belirdi. Ağladım, yere çöktüm. Dizlerim..dizlerim çözüldü, olduğum yere yığıldım kaldım.
    Şaşkınlığı atlatan Cemal ardımdan yetişmiş olsa gerek, yapıştı koluma. Ayağa kaldırdı beni. Sarıldım Cemal’e. O ağlar ben ağlarım... O ağlar ben ağlarım.. O ağlar..
    “Böyle işte delikanlı. Böyle sevdim. Bir daha da kimseyi sevemedim.” dedi ihtiyar. Hafiften bir melodi yükseliyordu ötelerden. Ardımızdaki evde, piyano başında duran ufak kız, “Mendilimin Yeşili” türküsünü çalıyordu.
    "Mendilim benek benek
    Ortası çarkıfelek
    Yazı beraber geçirdik
    Kışın ayırdı felek "
  • Uyandım, sonra döndüm ve aynaya bakıp
    dedim ki
    "koalalar aşkına BU da ne ? "
    Günaydın
  • Şeyh Sait, Şeyh Şerif ve 28 kişilik mahiyetleri 5 mayıs 1925 salı günü Diyarbakır’a getirilmişlerdi. Önde bir askeri müfreze, arkada Şeyh Sait, damadı Şeyh Abdullah, Şeyh Şerif, Binbaşı Kasım ve yirmisekiz kişiden oluşan sanıklar ayrı ayrı korumalarla getiriliyorlardı. Hükümet konağı önünde 3. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay, Kolordu Komutanı General Mürsel, Diyarbakır Valisi Mithat, İstiklal mahkemesi başkam Mazhar Müfit Kansu ve diğer mahkeme heyeti vardı.
    Hükümet konağı önünde Şeyh Sait'le General Mürsel arasında şu konuşma geçti:
    -Hoşgeldin, yolda rahatsız oldun mu? Seyahat nasıl geçti?!!!..
    -Sefer zahmettir.
    -Hastaydın nasıl oldun?
    -İyiyim..
    Bu konuşma sırasında fotoğraflar çekiliyordu.
    Sanıklar Şark İstiklal Mahkemesine Üçüncü Ordu Müfettişliğinin bir resmi yazısı ile sevk olunmuşlardı.
    Şeyh Said'in üçüncü Ordu Adli Müşaviri Korgeneral Münir Kocaçıtak ile birlikte iddia makamınca alınan ilk ifadesinde sorulan sorulara verdiği bazı cevaplar şunlardı.
    (21 Mayıs 1925 tarihinde zaptolunan ilk ifadeden)
    -Şeyh Abdullah Efendi hangi cephenin kumandanı idi?
    -Muş'la Meneşkût arasında Kervahi gediği vardır orada idi. O cephenin kumandanı idi.
    -Maiyetinde ne kadar askeriniz vardı?
    -Zannederim ki iki yüz, ikiyüz elli kadar.
    -Bunu kendisi mi topladı?
    -Öz başına toplamıştı. Ben burada idim. Çünkü ben Diyarbakır havalisinde idim.
    -Size muhtelif rüesa mektup ve sallerle haber vermezler miydi?
    -Kısmî azami verirlerdi. Ancak, Şeyh Abdullah'ın bulunduğu mahal uzaktı.