• Dani hızlı hızlı solurken onları sıkıca kavradı. Kadının göğüs uçlarının birini, sonra da diğerini sıkarak tatlı bir işkenceye maruz bıraktı. Zonklamalarını sağlayınca, bir elini kadının göğsüne koydu ve onu geriye yatırdı.
    Danii karın içinde uzandığında, Murdoch onun külotunu çıkardı. Ama sonrasında uzun bir süre sadece çıplak vücudunu seyretmekle yetindi, penisi şişiyordu.
    Dani uzandı ve pantolonunun üstünden sertliğini okşayınca Murdoch'un başı geriye düştü. Dani mırıldandı. "Onu dışan çıkar, Murdoch."
    "Donar," dedi yüzüne bakarak.
    "Donarsa uzun uzun seni emebilirim."
    Murdoch inledi. "Yapar mısın?"
    "Saatlerce. Ama şimdilik sürtünmeyle onu sıcak tutmak için seni gerçekten sert bir şekilde okşayacağımdan eminim."
    Murdoch başını sertçe sallayarak kadının elini uzaklaştırdı. "Önce senin geldiğini görmek istiyorum. Sen bu haldeyken yüzünü görmek istiyorum," diyerek kadının bacaklarının arasına doğru diz çöktü. "Daniela, kollarım başının üzerine koy. Bacaklarını bana aç."
    Emirlerini yerine getiren Danii kollarını geriye uzattı, sonra bacaklarını araladı.
    "İşte bu," diye hırıltıyla konuşan Murdoch'un bakışlan kadının cinselliğine perçinlendi. Tıpkı okşuyormuş gibi hissettiriyordu; Danii'nin vücudu tepki veriyordu.
    Murdoch onu tatmaya can atar gibi dudaklarını yalayınca, Dani kalçasını döndürdü. Öpüşü nasıl hissettirirdi? Ona karşı nazik olacak mıydı? Yoksa yırtıcı mı?..
    Murdoch dişlerini gıcırdatarak, "Daha çok aç," dedi ve Danii'nin bacakları iyice açıldı. Murdoch sert bir iniltiyle başım eğip yüzünü hiç dokundurmadan kadının bacağının yanında gezdirdi. Fakat Danii, titremesine neden olan nefesini hissedebiliyordu.
    Nefesi bacağında tekrar tekrar bir yukarı bir aşağı gezinirken elleriyle de göğüslerini okşuyordu. Dani adamın ağzına doğru kıvranıyordu ve dilinin kısacık bir teması için yanmaya katlanmaya neredeyse hazırdı.
    "Seni öpmeyi o kadar çok istiyorum ki." Ağzı kadınlığına birkaç santim uzaklıktaydı ve tüten solukları klitorisini gıdıklıyordu. "Önümde bacaklarım açmayı ve benim için çığlık atıncaya kadar seni yalamayı."
    "Murdoch," diye inledi. "Daha fazlasına katlanamam."
    "Seni boşaltmamı mı istiyorsun?" diye sordu yukan doğru.
    "Evet!"
    "Buzun teninde çok iyi hissettirdiğini söylemiştin." Yana doğru uzandı, ince bir daldan sarkan kalın ve uzun bir buz saçağını kopardı. "Bana ipucu mu veriyordun?"
    Gözleri koyu ve ateşliydi. Danii'ninkilerse büyüdü. Ah, acaba Murdoch buz parçasıyla ona dokunmayı mı planlıyordu?
    Danii nefesim tuttu... Murdoch buzun pürüzsüz ucunu yanağında gezdirip ürpermesini sağlayıncaya kadar tuttu.
    "Buz teninde erimiyor," diye mırıldanan Murdoch buzu kadının aralık dudaklarına doğru indirirken büyülenmiş gibi görünüyordu.
    Danii gözlerini onunkilerden ayırmadan diliyle ucunu yaladıktan sonra penis şeklindeki buzu dudaklarının arasına alıp emdi. Murdoch'un göğsünden boğuk bir ses yükseldi. Danii son bir kez yalayıp buzu bırakınca Murdoch onu aşağı kaydırarak şişmeye başlayan göğüslerine doğru götürdü. Göğüsleri heyecanla inip kalkarken, göğüs uçları ilgi görmek için yalvarıyordu.
    Murdoch, Danii donuk okşamalarla buluşmak için sırtını geriye doğru kıvırıncaya dek, buzu sert uçlarını birinin, sonra da diğerinin etrafında dolaştırdı. O kadar şehvetli, o kadar mükemmel ki.
    "Tüylerinin üzerine defalarca sürterek onun için kıvranmasını sağladı ve bazen de onunla oynamak için uzanamayacağı bir mesafede tuttu. "Bunu istiyor musun?"
    "Evet!"
    "Ne kadar çok?" Buzun kenarını sızlayan klitorisine gelinceye kadar aşağı kaydırdı.
    "Lütfen, lütfen..." Murdoch ağırdan alarak buzu kadınlığının üzerinde gezdirince soluğunu tutan Danii hafifçe inledi.
    "Kadınım bundan hoşlanıyor." İçin için yanan bakışları okşayışlarına odaklanmıştı.
    "Danii, "Daha fazla, Murdoch," dedi.
    Kaygan girişini sıyırıp geçerek keyifle haykırmasına neden oldu. Gökyüzü boydan boya şimşekle yarıldı.
    Bakışları buluştuğunda, Murdoch'unkinde bir soru saklıydı. "Evet, yap şunu! İçime sok..."
    Sonra... Murdoch buzu kadının ıslaklığına kaydırdı. Dani sırtını geriye doğru gerdi ve coşkuyla inledi. Soğuk. Harika.
    Kadının tepkisinden cesaret alan Murdoch buzu ağır ağır içine itti.Danii eldivenli ellerini karlara gömdü ve başını sağa sola çevirdi. Şimdiye kadar hiç başka biri tarafından boşaltılmamıştı.
    Boşalmak üzereyim.
    Murdoch onu baştan çıkarmaya kararlıydı. Zevkten aklını başından almaya.
    Ama şimdi kendi aklı karışmıştı ve pantolonunun içinde sertleşen penisi geriliyordu.
    "Durma..." Danii buzu daha derine almak için kalçasını sallayınca, Murdoch'un kalçası tepki vererek kontrolsüz bir şekilde büküldü.
    İçine sertçe gömülmek istiyorum. Buzla penisinin yerini değiştirmeye o kadar çok ihtiyaç duyuyordu ki aklını kaçıracağını sandı.
    "Murdoch," diye inledi Danii. "Geliyorum!" Orgazma ulaştığında vücudu kıvrandı ve Murdoch penisinin zonklamaya başladığını hissetti.
    Danii'nin haykırışları onu çılgına çeviriyordu.Bu seferki plansız, kaba ve kirli olacaktı. Çünkü pantolonunun içine boşalmak üzereydi. Danii tükenmiş halde elini iter itmez Murdoch, "Benim boşalmamı sağlayacaksın, gelin," dedi. Fermuarını hızla açtı, penisini eline aldı ve neredeyse boşalıyordu. Tohumlarım durdurmak için penisinin başını sıkıca tutmak zorunda kaldı. "Bunu yapmak istiyor musun?"
    Danii nefeslendi. "Ah, evet."
    "O zaman onu sıvazla." Hırıltılı çıkan sesini tanıyamadı.
    Murdoch başım tutarken Danii penisini parmaklarının arasına aldı ve elini yukarı ve aşağı hareket ettirdi.
    "Ah, Tanrım, tekrar!"
    İkinci sıvazlayışmda, Murdoch dizlerini iyice aralayarak kadının elinde gidip geldi. Yumurtalıkları gerildi, şişti ve hazır hale geldi. "İşte bu..."
    Üçüncü sıvazlamada Murdoch elini çekti.
    O anda kadının avcuna boşalmaya başladı, penisinin başından çıkan sıcak tohumlardan buhar tütüyordu. O kadar güzel.. bir his ki... Dani'nin düzenli hareketlerle sıvazlamasını ve tohumlarını karın içine tekrar tekrar boşaltmasını seyrederken, göğsünden yabani bir inilti yükseldi.
    Dani onu tamamen boşaltınca Murdoch sırtüstü yığıldı
  • Yakıcı güneş ışığı saçlarına sinmiş, bir sarılık ki yeni doğan bebek kokusu geliyor burnuma. Merak ediyorum doğduğunda da bu kadar sarı mıydı saçları? Alnında ufak ufak ter taneleri. Biri akmaya başlayacakken zarif bir parmak hareketiyle siliyor ve bana dönüyor, gözlerinde bir pırıltı.

    "Çok sıcak, haydi serin bir yere geçelim" diyor.

    Onu izlediğimi anladığını anlıyorum. Mahçup oluyorum. Yüzümü güneşe çevirerek ciddi bir şekilde 'olur' diyorum.

    Olmamalı. Olamaz. Bizim için imkansız bu.

    Oturuyoruz. Karşımda cesaretli bakışlarla gözlerini bana dikmiş. Gözleri masmavi. Tarif edilemeyecek kadar mavi. Merak ediyorum hep mi böyle açıyordu gözlerini yeni güne.

    "Gergin olmanı sanırım anlayabiliyorum" diyor.

    "Burada olmamalıydım" diyorum.

    "Benimle görüşmek istemiyorsun" diyor.

    Susuyorum. Neden geldim ki zaten. Arkadaşlarımla görüşeceğim diyebilirdim. Ders çalışmam gerek diyebilirdim. Ya da hiç açmayabilirdim telefonu. Arama beni diyebilirdim.

    "Biliyor musun, diyor, ellerin çok güzel. Küçükken de ellere takıntım vardı. Tanıştığım kişilerin önce gözleri sonra elleri beni hep böyle etkilemiştir. Oyuncak bebeklerimin ellerine hep oje sürerdim. Oje sürmek bir rüya gibiydi. Daha güzel olurdu o eller. Daha benim olurlardı."

    Konuşurken ne tatlı oluyordu. Yüzünü okşamak istedim. Tuttum kendimi. Huzursuzca kıpırdandım yerimde. O da artık benden etkilenip bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Ancak kahvelerimizi bitirdikten sonra..

    "Seni geçen Ela ile gördüm" dedi. "Sanırım senden hoşlanıyor. Bunu anlamış olmalısın değil mi?" dedi.

    Boğazımı temizleyip sessizce 'evet' diyebildim.

    "Peki ya sen?"dedi.

    Her zaman ışıl ışıl değilmiş gözleri. O an anladım. O tanımlanamaz mavi dolu doluydu şimdi.

    "Birlikte ders çalışıyoruz. Farmakoloji'de zorlaniyormuş biraz. Rica etti." diyorum, gözlerimi gözlerinden kaçırarak.

    Ellerini birleştiriyor. Güç alıyor yine tüm yaşamında olduğu gibi kendi kendisinden.

    "Peki" diyor.

    Kalkmam gerektiğini söylüyorum. İçimde bir taş. Yüreğime oturuyor. Parçalansın. Parçalansın istiyorum bu anlamsız korkaklık, bu zalim bu ne idiği belirsiz tutsaklık. Hür olmak istiyorum onunla. Olamıyorum. Olamam.
    Kalkıyorum ayağa. O da kalkıyor.

    "Kendine iyi bak" diyorum. Bir şey daha demek istiyorum ama..

    "Anlıyorum, diyor, özür dilerim her şey için. Bir daha aramam seni, yazmam. Hiç kimse bilmeyecek bunu. Okulda yanına da gelmem."

    Saçları nasıl birden düşüyor. Gözleri düşüyor. Yüzü. Elleri son kez elimi sıkıyor. Bir bilse. Tüm kız arkadaşlarımı ansıyorum bir an için. Hiçbirinin böyle akmıyordu yaşları. Böyle parlamıyordu saçları. Sözleri beni böylesine öldürmüyordu. Ölüyor muydum? Ölüyordum. Eğer gidersem...

    Gidiyorum.

    Gördüğüm son şey sakallarına inen bir gözyaşını sertçe yok etmesi oluyor.
  • Yatak odası. Çıplak, bütün vücudu yağlanmış, penisimi emiyor, onun üzerinde ayakta durmuşum, sonra penisimi sağlı sollu suratına vuruyorum, ellerimle saçından kavrayıp, ona “siktiğimin orospusu, kancık,” diyorum, bu onu daha da tahrik ediyor ve uslu uslu beni emerken, klitorisini parmaklamaya başlıyor ve taşaklarımı yalarken de bana “Hoşlanıyor musun?” diye soruyor, “ev-vet, ev-vet,” diye cevap veriyorum nefesim sıklaşarak. Memeleri dik ve büyük ve sert, her ikisinin de uçları iyice sertleşmiş, ben sertçe ağzına verirken boğulur gibi oluyor, bense aşağıya doğru uzanıp onları sıkıyorum
  • Evet yine giriş cümlesi bulamadığım bir kitap yorumu.

    İlk öncelikle bu kadar alıntı yaptığım ve çok sevdiğimi söylediğim bir kitaba incelemeyi böyle geç yazmamın nedeni sanırım çok değil de sadece sevdiğime karar vermiş oluşum.

    Peki neden öyle oldu diye soracak olursanız basit. Son sayfalarda Tıfıl’ın yaptığı şeyler ve Tıfıl ve Öteki Will Grayson’ın ilişkisi.

    Bu kitabı gerçekten uzun zamandır almak istiyordum çünkü Kitapyurdun da iç sayfalara göz at butonuna tıklayarak birkaç sayfasını en az 78974945 kez okumuşumdur ve ne kadar okursam okuyayım hep gülmüşümdür. Ve sonunda aldım işte.

    Başlarda gerçekten aşırı eğleniyordum, kahkaha atıyordum. Bazı yerlerde anırıyordum falan hatta. Ama her şey İki Will karşılaştıktan sonrasına kadardı. Şimdi size oraya kadar yaşananları ve genel olarak kitabı anlatacağım.

    Şimdi bizim en başında Will Grayson adında bir karakterimiz var. Ve bu karakterinde hayatına koyduğu iki önemli ve tek kuralı var. 1. Çok umursama. 2. Sus. Ve birde bu karakterin arkadaşı olarak gösterilebilecek Tıfıl adında bu iki kuralına uymamaya dair sanki yemin etmiş gibi davranan tek ve en yakın arkadaşı birde EHB’den (EHB = Eşcinsel Hetero Birliği) Jane ve Gary var.

    Ayrıca o aralar Tıfıl, konusunun kendi hayatı olduğu ve başrolünde oynadığı bir müzikal için para toplamaya çalışıyor ve bulduğunda da müzikalin şarkılarını falan yapmaya başlıyor.

    Neyse bu Will bi yana dursun, Şikago da yaşayan bir Will Grayson daha var. Bu Will depresif bir ruh hali içerisinde ve sanal arkadaşı Isaac dışında konuşmak istediği çok bir insan yok. Isaac aynı zamanda aşık olduğu kişi ve zamanının çoğunu onun aktif olmasını bekleyerek ve onunla yazışarak geçiriyor. Gel zaman git zaman bir gün Isaac ‘buluşmalıyız’ diyor ve Will heyecanlanıyor ve sonra buluşmak için bir gün belirliyorlar.

    O günün gelmesini Will kadar kitabı okuyan herkes de (ben de dahil) heyecanla bekliyor ve nihayet o gün geldiğinde ve Will ne giyeceğine bir türlü karar veremezken neredeyse tüm okuyucuların içinden eminim ki ‘kesin bi haltlar olucak ama bakalım’ düşüncesi geçiyor.

    Ve o bir haltlar tabi ki de oluyor ama onu tabi ki yazmayacağım. :D

    Neyse Isaac ile buluşma bahanesiyle iki Will’in yolları bir erotik shopta kesişiyor ve daha sonra bunlar konuşuyorlar biraz falan sonra o sırada Jane ve Tıfıl konserden geri geliyor (ha bu arada söylemeyi unuttum Depresif olmayan Will Jane’den hoşlanıyor) ve neyse sonra Will ve Jane yürümek için Tıfıl ve depresif Will’in yanından ayrılıyor ve Tıfıl ve Will baş başa kalıyor ve sonra bunlar çıkıyorlar benzeri bir şey oluyor. Tıfıl bilmem kaç bin flörtten sonra gerçek aşkını buluyor, ilk uzun süreli sevdiği kişi falan. Daha sonra müzikalin konusunu kendi hayatından ‘Sevgi’ konusuna çeviriyor ki bu kitapta yaptığı 2 mantıklı şeyden biri. Diğeri Will’den (arkadaşı olandan) özür dilemesi. Ve sonra ben kitabı yavaş yavaş çoktan sadece sevme aşamasına düşüyorum.

    Çünkü başından beri Will’ın Isaac’i unutamadığını içimde hissediyorum ve Tıfıl’la ona asla sıcak bakmıyorum ki zaten bana samimi gelmiyorlar. Ve bu ilişki yüzünden depresif Will’ı severken ona olan sevgimi yitiriyorum. Çünkü abi ilişkinin yürümeyeceği en başından belli. Will bu kadar neşeyi ve ilgiyi kaldırabilecek türde bir karakter değil.

    Tıfıl’a ise bilmiyorum ama sevmemin nedeni kendini sürekli ön plana atıyormuş gibi hissetmem sanırım. Sonra Will ile çıkmaya başladığında arkadaşı olan Will’ı hafiften görmezden gelmeye başladığında sadece sevgimi kaybetmekle kalmadı aynı zamanda biraz da nefretimi de kazanmış oldu.

    Çoğu insan Tıfıl’ı, Will’a olan patlamasından sonra, ‘herkesin iyiliğini istiyorum ama kimse bunu görmüyor. Kilolu oluşumu bir an bile düşünmediğimi sanmıyor musun?’ gibi bir patlama sevmeye başlamış ama maalesef biraz üzülsem de Tıfıl benim için çoktan ölmüş bitmiş bir karakterdi.

    Jane’i de başta severken sonra sevmedim çünkü o da birtakım saçmalıklara bulaştı ama sonra onu yeniden sevdiğimi söyleyebilirim.

    1-) Müzik zevki

    2-) Will ile olan diyaloglarından dolayı

    Neyse kitabın sonunda gerçekten sevdiğim tek bir karakter kaldı.

    O da Tıfıl’ın arkadaşı olan ama depresif olmayan Will Grayson.

    Gerek karakteri, gerek düşünceleri ve konuşmaları, her şeyiyle beni etkileyen bir karakter oldu. Özellikle ikili diyaloglarda olan konuşmalarıyla. İnsan gerçekten öyle bir arkadaşa sahip olmayı istiyor sanırım.

    Ve şunu da söylemek istiyorum ki, şu Will ve Isaac olayında yaşanan şeyler ‘u want me 2 kill him’ filminde olanlara benziyordu. Yani gerçek hayatta böyle bir şey yaşanmış zaten de yaşansa işte bu birinin duygularını taciz etmekten dolayı suç sayılıyor. Yani böyle bir şey yapmak hafife alınacak bir şey değil.

    Onun dışında depresif Will’ın takdir ettiğim bir yönü de hatasını fark ettiğinde annesine kötü davranmayı bırakması. Isaac darbesini yedikten sonra (o darbeyi ben de yedim çünkü Isaac ve Will ikilisini baya sevmiştim…) ‘anlıyorum. Şimdi annemi anlıyorum’ demesi beni etkilemişti. Bazı şeyleri yaşamadan gerçekten bazen karşımızdaki insanı anlayamıyoruz cümlesini gerçekten deneyimleyerek yaşadı ve tattı.

    Ve son bir şey, çoğu kişi depresif Will’deki yazım tarzını baskı hatası sanmış ve bunları okurken cidden ÇOK FAZLA ŞAŞIRDIM. :D Depresif Will’de ki bölümler hep büyük harf kullanılmadan yazılmıştı, hatta cümle başlarında bile ve ben bu tarzı ne bileyim onunla özdeşleştirmiştim. Üşengeç olduğu için büyük harf bile yapmıyor falan diye. (Asıl sebep: Will'leri ayırt edebilmemiz içinmiş) Ayrıca çoğu kişi farklı iki Will olduğunu sonradan fark etmiş. İki Will’ı aynı kişi sananlar falan olmuşta, baya şaşırdım. Fark edilmeyecek gibi değil çünkü… Onu geçtim kitabın arkasını okuyan her kişi iki farklı Will olduğunu zaten bilir. Yani yazarların bunun için yazım değişikliğine gitmesi bile gerekmiyordu ki bence zaten boşa gitmiş, kimse fark etmemiş kflfjff

    Neyse kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadardı.

    Sevdim ve eğlenmek istiyorsanız okumanızı öneririm ama eğer homofobikseniz okumanızı tavsiye etmem.
  • "Ben Humdrum değilim! Ama neden bunu düşünmek beni öpmek istemene sebep oldu?"
    "Her şey seni öpmek istememe sebep oluyor. Bunu hala fark edemedin mi? Gerçekten kalın kafalısın." Beni tekrar öptü. Yine gülüyordu.
    "Humdrum değilim," diye tekrar ettim fırsat bulduğumda. "Olsaydım bilirdim."
    "Sen tam bir trajedisin, Simon Snow. Gerçekten daha büyük bir felaket olamazsın."
    Beni öpmeye çalıştı ama geri çekildim. "Ve sen bundan hoşlanıyor musun?"
    "Bayılıyorum," dedi.
    "Neden?"
    "Çünkü birbirimize uygunuz."
  • “Geniş bir aile en sonunda daha büyük bir eve taşınabilmişti. Bir süre sonra amcalardan biri yeğenine, "Yeni evinden hoşlanıyor musun?" diye sordu.

    "Çok iyi" diye cevap verdi oğlan. "Erkek kardeşim ve benim kendi odamız var ve kız kardeşlerimin de öyle ama zavallı annem hâlâ babamla aynı odada mahsur kaldı!"

    Her çocuk zeki, TEMİZ, saf doğar ama biz onun üzerine pislik atmaya başlarız”