Belki de asıl trajedi onun akıllarımızda, ağabeyimin ve benim aklımda, bu şekilde yaşayabilmiş olmasıdır çünkü başka anlarda -binlerce küçük dram ve daha küçük krizde- verdiği tepkiler, onu o rolde görmeye itti bizi. Olur da düşersek, müdahale etmeyeceğine inanmaya itti. Ölürüz daha iyi.
Ne var ki gerekçelendirmenin suçluluk duygusu üstünde hiçbir nüfuzu yok. Başkalarına yöneltilmiş hiçbir öfke ya da hiddet bastıramıyor onu. Çünkü suçluluk asla onlarla ilgili bir şey değil. Suçluluk kişinin kendi sefilliğinin korkusu. Başkalarıyla ilgisi yok.
Ağabeyim Richard'ın erkek, benimse kız olduğumu anladığım andan itibaren geleceğimi onun geleceğiyle değiştirmek istemiştim. Benim geleceğim annelikti, onunkiyse babalık. Kulağa benzer gelseler de, aslında değillerdi. Biri karar verici olmak demekti. Yönetmek. Aileye düzen vermek. Diğeri ise düzen verilen kişi olmak.