• Yedi kitaplık Kayıp Zamanın İzinde'nin ilk kitabı Swann'ların Tarafı, oldukça zor bir eser. Çoğu eserin ağırlaşmasına ve zorlaşmasına yol açan "anlatımda yoğunluk" dediğimiz kavram bu kitapta genelgeçer olarak pek fazla yok. Anlatım yalın; yazarın ne dediği anlaşılıyor. Ne dediği anlaşılıyor ama nasıl anlaşılıyor? İşte burada Proust farkını ortaya koyuyor. İnsanın hayalleri karmakarışık bir yapıda olduğu için Proust da anlatımı uzun cümlelerle yapmış. Böyle bir türü ilk defa okuyacaklar için (ben gibi) başlarda oldukça zorlayan bir eser Swann'ların Tarafı. Sayfalar yavaş yavaş çevrildikçe (dikkat edin sayfalar aktıkça demiyorum) anlatıcının cümlelerine alışılmıyor değil elbette ama hayallerle ilgili tasvirler geldiğinde oldukça dikkatli okumak şart. Kitap üç bölüm içermesinin yanı sıra (kitaba o denli dalıyorsunuz ki üçüncü bir bölüm olduğunu ancak o bölüme gelince fark ediyorsunuz) basit olay dizilerini de içeriyor. İlk bölümde anlatıcımız çocukluğu ile ilgili anıları rastgele bir rastlantı dolayısıyla anlatmaya başlıyor. Bu da aslında hayatın değişmez ama bir o kadar da bilinmez bir kanunudur. Kimi zaman en alakasız şeylerden (üstünde düşünsek dahi alaka kuramayacağımız şeyler) bazı yolculuklara çıkarız hayatta. Bu yolculukları oldukça fazla yaşayan anlatıcı hayata dair de bir o kadar yerinde tespitlerde bulunuyor. Eşyaların görünen yüzlerini değil, onların bizde; bizim zihnimizde oluşturduğu anlamı gördüğümüzü, eşyaların da varlığının buna göre değerlendirilebileceğinden bahsediyor. Sokakta yürürken rastgele yanımızdan geçen biri bize bir şey anımsatmıyor ve bizim ona bir anlam yüklememizi gerektirmiyor ise o yanımızdan geçen kişi bizim için aslında yoktur. Çünkü zihnimizde yer etmez. Bu cümleyi okuduktan sonra bir düşünmenizi isterim: "Sokakta yürürken yanımızdan geçen, dikkat etmediğimiz biri"ni anımsamaya çalışın. Aklımızda bunu düşününce belirli bir tipleme oluşmaz, yüzü bulanık bir insan siması oluşur yalnızca. Bu, onların hayatımızda olmayışının bir kanıtıdır. Çünkü yalnızca bize bir anlamı düşündüren kişiler vardır anlatıcıya göre. Belki de, diyorum kendi kendime, kalabalıkların içinde yalnızlık çeken yazarlar da bu yüzden yalnızlık çekti, çevresindeki insanlar ona bir anlam ifade etmediği için. Tabii bu yolculuklar, gerçek dünya ile sınırlı kalmıyor; aksine bu yolculukların hayal aleminde daha canlı olduğunu anlatıcının deneyimlerinden anlıyoruz. Öyle ki, gerçekleşmemiş şeyleri gerçekleştikleri halinden daha iyi de görebilir insan. Kitapta da bahsedildiği gibi; tiyatroya hiç gitmemiş biri, tiyatroya yıllarca düzenli olarak giden birinden daha çok sevebilir ve anımsayabilir tiyatroyu. Tiyatroya hiç gitmemiş olmak, birinin tiyatroya sevgi duyamayacağı anlamına gelmez. Bu hayattaki genelgeçer doğrularla uyuşmasa bile kişi için öyle ise öyledir. Anlatıcının fikri bu yönde; hayattaki şeylerin farkına varmak için ille de onlarla fiziksel bir temasa (görmek, duymak...) gerek yoktur. "O kavramlardan aldığımız sezgi" bunun için yeterlidir. Bu yüzdendir ki sezgiciliğe göre bilim, yaşamın dinamik özüne ulaşamaz. Bu sezgicilik fikrine elbette yalnızca tiyatro sevgisinden rastlamıyoruz, daha birçok yerde de karşımıza çıkıyor. Anlatıcı "gerçek dünya" dediğimiz yere değişik anlamlar yüklememizin bizimle alakalı olduğunu da kendi deneyimlerinden ortaya koyuyor. Yine kitapta bahsedildiği gibi, örneğin bir ormandaki ağaçları, rengarenk çiçekleri sevdiğimiz insanı düşünürken daha bir güzel görürüz. Sanki ağaçlar ve çiçekler daha renkli gelir gözümüze. İşte bu da bazı nesneleri görmemizin yalnızca bakmakla ilgili olmadığının; aksine bakarkenki halimize ve duygularımıza bağlı olduğunun kanıtıdır. Bu şekilde düşündüğümüzde mekanların (ne denli kalabalık mekanlar olsa da) kişi için bireysel yanı da olabileceği açığa çıkıyor. Örneğin, tarihin herhangi bir bölgesinde insanlar Berlin Duvarı'nın olduğu yere bakıp hüzün duyup ağlarken, bir insanın oraya bakıp kahkahalarla gülmesi, o insanın oraya ve orada yaşananlara saygısızlık duyduğundan değil, o mekan hakkında bireysel; gülmesini getiren ve başka şeyleri çağrıştıran anıları ağır bastığı içindir. Anlam, yalnızca tek bir kişi içindir ve farklı olması yanlış olduğu anlamına gelmez. Bir nesnenin çıkardığımız anlamların en alakasız şeyler de olsa kişi için doğru olduğunu söylüyor Proust. İkinci bölümde anlatıcı, Swann adındaki bir aristokratın aşkını ve yaşadıklarını anlatıyor. Dolayısıyla aşk konusunda da kendi doğrularına ulaşıyor ve onları hikaye üzerinde giderken kendince değerlendiriyor. Aşk gibi yoğun kavramların bizi kimi zaman hayata aşırı fazla daldırdığından bu yüzden de kendimizin ne halde olduğunu unutuşumuzdan, kendimizi ister istemez hatırlatmaya çalışan zihnimizi "bilinçli bir unutma" ile baştan savdığımızdan ve yine ilk bölümde de bahsedildiği gibi hayatta kimi zaman farkına varamadığımız şeyleri hayallerimizde ve rüyalarımızda farkına vardığımızdan bahsediyor. Üçüncü bölüm ise diğerlerine nazaran oldukça kısa bir bölüm. Anlatıcı kendisinin yaşadığı bir aşktan söz ediyor. İlk ve ikinci bölümde bahsettiği kanılara paralel olarak; birine veya bir yere arzu duyduğumuzda arzumuz o denli büyüktür ki o kişiye veya o yere rastladığımızda hayallerimizdekinden daha kötü olduğunu şaşkınlıkla fark ederiz. Buna bakarak insanın kimi zaman hayallerinin gerçeklerden "daha doğru" olduğunu savunuyor Proust. Anlatımı yalın olmasına karşılık anlatımın dolambaçlı olması kitabı zorlaştıran bir diğer unsur. Tıpkı hayallerimiz gibi; belirli yalınlıklar ve basitliklerden çıkan bir karmaşa. Fakat entresan bir şekilde bu karmaşayı okurken zorlandığınızda daha fazla okumak, dolayısıyla daha fazla zorlanmak istiyorsunuz. Bu karmaşayı okuyacaklara şimdiden "iyi zorlanmalar" diliyorum. Ayrıca bu seriye başlamamı sağlayan https://1000kitap.com/hsaripolat/Duvar/ hocama da teşekkür ediyorum.
  • -------------------------------------------BİTTİ----------------------------------------------

    Merhaba arkadaşlar etkinliğimiz bu gece itibariyle başlamış bulunmaktadır. Diğer iletide katılacak arkadaşları belirlediğimiz için kitap yorumlarına buradan devam ediyoruz. Okuduğunuz kitaplar hakkındaki yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bu iletinin altına yazabilirsiniz. Daha yeni haberi olanlar ve katılmak isteyenler olabilir. Onlar katılmak istediklerini (bkz: 2. Yazar Kitapları Okuma Etkinliği: Victor Hugo) burada belirtsinler ve bizler de ekleyelim.

    !!!!!Yorumdan önce kitabın adını büyük harflerle yazmayı unutmayalım lütfen!!!!!


    Okunacak Kitaplar :

    - Sefiller
    - Notre Dame 'ın Kamburu
    - Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    - 1793 Devrimi
    - Bütün veya Seçme Şiirler

    Katılımcılar:

    - https://1000kitap.com/hsaripolat/Duvar/
    - Rogojin
    - https://1000kitap.com/Seladam/Duvar/
    - https://1000kitap.com/Perizan/Duvar/
    - Semiha E.
    - https://1000kitap.com/esrefziya/Duvar/
    - Muhammet TUNÇ
    - Ggokche
    - https://1000kitap.com/esenngulll/Duvar/
    - Mithril / Mr Mercedes
    - https://1000kitap.com/Songull/Duvar/
    - irem
    - Ebru Ince
    - Zafer K.
    - https://1000kitap.com/atahan/Duvar/
    - gonca kaya
    - Zeynep Y.
    - Sidar Sadık

    Etkinlik Kuralları: Yukarıda da dediğim gibi isteyen istediği Hugo kitabını okumakta serbesttir. Liste dışında olmazsa iyi olur. Çünkü öteki türlü çok kalabalık olacaktır. Ama illaki okuyacağım diyen varsa da okuyabilir.
    Kitap okumaları esnasında öndeki arkadaşlar geriden gelen arkadaşları düşünerek "spoiler" dediğimiz can alıcı bilgileri veremezler.
    Kitap hakkında yorum yazmadan önce kitabın adını büyük harflerle belirtmelisiniz( bu kısım biraz can sıkabilir ama yapacak bir şey yok kitaplar için katlanacağız. Kopyala yapıştır işinizi hafifletebilir). Örneğin: SEFİLLER: Adam öldü gibi.
    Bir ay boyunca tek bir yazarın kitapları okunacak anlaşılmamalıdır. Bir kitaptan sonra serbestsiniz. Yazarın, listedeki istediğiniz kitabını okuyabilirsiniz. Klasiklerdeki en büyük sıkıntı tam metin eksikliğidir. Bizim etkinliğimizde okunacak kitaplar tam metin olmak zorundadır. Kısa versiyonlarını okumanın edebi bir değeri bulunmamaktadır.

    Kitapların okunacağı tarih aralığı: 15.08.2016 - 15.09.2016

    Bu tarihlerden önce elinizdeki kitapları bitirmeye bakın. Belirttiğim tarihler arasında herhangi bir zamanda başlayabilirsiniz. 15'inde başlamak zorunda değilsiniz.
    Tartışmalarda her olayı siyaset ve dine bağlayıp konuyu provoke etmek kesinlikle yasaktır. Uyarısı için Mehmet hocama teşekkür ederim.

    Edebiyat dolu bir ay sizlerle olsun.

    Parola: Hugo, ihmale gelmeyen yazar:)
  • Anlatıcının çeşitli alanlardaki Benliklerinin hem kendine hem de çevresine bakışıyla ve bu bakışa bağlı yorumlarla kurulan "Kayıp Zamanın İzinde" de beş yüzü aşkın kişi dolaşıma girer Yapıtta adı ancak iki kez o da dolaylı olarak geçen Anlatıcıyı ve ailesini ayrı tutup öteki kişi adlarının yapıt içindeki kullanım sıklığına bakacak olursak Anlatıcının bakışına göre oluşan roman kişileri arasında bir aşama sırasının (hiyerarşinin) bulunduğunu da gözlemleriz.
    Bilgisayar aracılığıyla yapılan döküm sonucu A la recherche du temps perdu (kayı zamanın izinde) deki başlıca kişi adlarının kullanım sıklığı şöyle belirlenmiştir:
    1. Albertine - 2360
    2. Guarmantes - 1742
    3. Swann - 1643
    4. Charlus - 1294
    5. Verdurin - 1167
    6. Saint-Loup - 791
    7. Françoise - 789
    8. Odette - 696
    9. Gilberte - 960
    10. Morel - 503
    11. Bloch - 476
    12. Cambremer - 397
    13. Villeparisis - 397
    14. Andree - 389
    15. Cottard - 376
    16. Brichot - 311
    17. Vinteuil - 302
    18. Norpois - 300
    19. Bergotte - 299
    20. Elstir - 295
    21. Jupien - 219
    22. Oriane - 200
    23. Rachel - 169
    24. Forcheville - 167
    25. La Berma - 154
    26. Legrandin - 150
    27. Bontemps - 125
    28. Aime - 113
    (Anlatıcının aşık olduğu Albertine'in, adı en çok geçen kişi olduğunu özellikle gözlemleyelim.

    Mehmet Rifat - Entelektüel Anlatıyı mı Savunuyorum?
  • Yirmi üçlü yaşlarda ilk kez Oğuz ATAY ile tanıştım TUTUNAMAYANLAR vesilesi ile.Yazarın fikir zenginliğine hayran oldum TUTUNAMAYANLAR etkisi ile. Daha sonra ise tüm kitaplarını hevesle bitirdim.Şu an ise yaşım 30 ve TUTUNAMAYANLAR kitabını ikinci kez okuyup bitirme mutluluğunu yaşıyorum.


    A.HAMDİ TANPINAR ve OĞUZ ATAY gönlümde yeri ayrı iki büyük Türk yazarıdır.TANPINAR ile yirmili yaşlarda HUZUR ile tanışmıştım,HUZUR yazara hayran olmama ilk adımdı,daha sonra ise yazarın diğer önemli eserlerinin tümünü okudum heyecanla.HUZUR kitabını ise İKİNCİ KEZ okudum hemen arkasından ise TUTUNAMAYANLAR'I ikinci kez okudum,hayran olduğum iki büyük yazarın iki büyük eserini arka arkaya okumanın hazzını size kelimeler ile anlatmam mümkün değil !



    Bundan sonra SPOİLER içermeye başlar !


    Başlangıçta yavaş yavaş Turgut ÖZBEN'İ ve Selim IŞIK'I tanımaya başlarız,Turgut'u anıları, Turgut'un Selim'in hayali ile konuşması 'başlangıçta OLRİC(Turgut'un iç sesi ) yoktu ' Turgut'un şahsi yaşamı ... gibi şeylerden bahis eden yazar ısınma turuna başlar TUTUNAMAYANLAR dünyasına giriş için.



    ŞARKILAR bölümü ise TUTUNAMAYANLAR dünyasını anlamak için mükemmel bir başlangıçtır.ŞARKILAR ve şarkıların açıklamaları kısımlarında SELİM IŞIK'IN çoçukluğuna ineriz.Çoçukluk tüm psikologların dediği gibi bireyin yaşamına açılan gizemli ve derin bir kapıdır.Her çocuk gibi SELİM IŞIK'TA saflıkla dünyaya mana vermeye çalıştı,masum gözlerle gözlemledi dış dünyayı.Ama her çoçuğun saflığını yıkan DIŞ DÜNYA karşına çıktı.Ailedeki ahlak baskısı 'özellikle cinsellik ',gelenek görenekler...okullardaki dini ve militarist eğitim...

    SONUÇ:Çocukların saflıklarını ve masumiyetlerini yitirmeleri , onların kendi özbenliklerinin törpülenmesi ,TOPLUM NE DER-TOPLUMA UY-NORMAL OL(nedense ANORMAL olmak zihinsel gelişkinlik açısından yani sürüden ayrılmak takdir görecek bir zihin faaliyeti ise de yöneticelerin aylak adamlardan korkup onları da sisteme entegre etme çabası ya da uyumsuzların sistem makinasınca ezilmesi... ) baskısı altında PERSONALARA(MASKELERE ) bürünmesi...
    Çocukların ,yaşama tutunmak için yetişkinliğe geçiş için toplum tarafından istenen en önemli husus olan;onların aşırı sosyalleşip kendi öz benliklerinin getirdiği içtenlik ve samimiyetlerini yitirip rol yapmayı öğrenmesi,duygularını gizlemeyi öğrenmesi,maske takmayı öğrenmesi,kısaca yaşamaya tutunmayı öğrenmesi bu yüzden gerçek kişilğin toplumsal ilişkilerde törpülenmesi...İşte SELİM IŞIK ve onun gibi TUTUNAMAYANLARIN çocukluğuna ve ilk gençlik eğitimine derinlemesine analiz...



    Bireylerde ya içe dönüklük baskındır ya da dışa dönüklük.Ya düşünen ve sürüye-sisteme (benzer anlamda kullandım ) direnenler vardır ya da sürüye-sisteme ya çıkar için uymuş gibi gözükenler ile ya da sürüyü bilmeyerek kayıtsız şartsız takip eden MANKURTLAR vardır.TUTUNMAYANLAR ise içe dönüktür,aylaktır,sisteme karşı çıkarlar ama sistem tarafından hem dışlanırlar hem de sistemden büyük baskı görürler.İşte Tutunamayanlardan sadece biri olan SELİM IŞIK karakterini anlamak için çocukluğunda yapılan toplum tarafından gelen hücumları ve çocuk masumiyetinin yıkılışı ile dış dünyanın acımasızlığını ilk kez çocuk iken fark etmesini şarkılar ve onun açıklamaları kısmı ile anlamaya başlarız.



    ŞARKILAR ve onun açıklamaları kısmı aslında kitabın mesajlarını belli eder,alt metinleri anlayan kitap kurtları bu bölümün manasını hemen fark eder.Bu kısımlarda en çok dikkatimi çeken ise siyasi göndermeler oldu.Kimileri Oğuz ATAY'I bu konuda acımasızca eleştirdi,yaşadığı siyasi-sosyal dönemi anlatmadı diye.Bu eleştirileri yapanlar kitabı anlamamış ne yazık ki ! TUTUNAMAYANLAR aynı zamanda güçlü bir siyasi bir romandır ,yazar,siyasi eleştirilerini sürrealist ve simgesel bir tutumla ve hicivle yazmıştır.Yanlış batılılışmadan,modernizm eksikliğinden , devletin totaliter yapısından sisteme karşıtların yok edilmesine ,Marshall yardımlarının getirdiği tembellikten,dilde sadeleşme çabalarına ve dönemin sosyal meselelerine kadar geniş bir perspektifte bir gözlemle inceleyerek dönemin sosyal yapısına gönderme yapar yazar.


    İkinci bölümde ise TURGUT ÖZBEN'İN bir tutunamayan olmasına rağmen tutunma çabası,bireyselleşme ve sosyalleşme arasında çatışma (yazar karakterinin soyadından da anlaşılacağı bu karakterin seçimini belirlemiş ! ) yavaş yavaş hissedilmeye başlar.Aynı zamanda bu bölümde Selim IŞIK'I anlamamış tutunan arkadaş çevresi ve onların Selim hakkında düşüncelerine şahit oluruz.Turgut ise Selim'i yakınları ile Selim adına onlarla hesaplaşıp yüzleşmeye başlar.Bu kısımda önemli bir unsur ise devlet dairelerine-devlet memurlarına-bürokrasiye yapılan göndermeler dikkat çeker.(NE YAŞAR NE YAŞAMAZ-AZİZ NESİN'İN ölümsüz eserini bana anımsattı devlet dairesinde geçen bu kısımlar )

    Üçüncü bölümde ise Selim'in aşkı Günseli'nin açıklamalarını dinleriz,birde onun gözünden anlamaya çalışırız Selim Işık'ı.Bu bölümde yazarın roman tekniğinde yaptığı bir yenilik dikkatimi en çok çeken şey oldu.İlki yazarın belli kısmlarda paragrafsız ve noktasız yazımı diğeri ise birbirinden bağımsız birden çok olayı iç içe bağlaması dikkat çekiyor.

    Dördüncü bölümde Selim'in günlükleri ve Turgut'un tutunmak isteğinden cayıp Selim gibi bir tutunamayan olma yoluna girmesi hemen göze çarpar.Selim'i kendi ağzında dinlemek(günlüklerinden ) eseri sadeleştirmiş.Zor eserleri okumayan kişiler bile Selim'in yazdığı günlüklerden Selim ve onun gibi tutunamayanları net bir şekilde kavrayabilir.Turgut ise soyadı ÖZBEN gibi tutunanlar dünyasını elinin tersi ile bir kenara itip kendi iç benliğine yolculuğa başlar.

    DİPNOT:Hz İsa (A.S) ise tekrar diriliş,yeniden dünyaya geliş,tutunan dünyası ile hesaplaşma,tutunamayanların dünyayı hakimiyetine alması yani kendi tutunamayan krallığını kurması,kısaca tutunamayanların dünya ile hesaplaşma yolunda istekleri,hayalleri,arzuları...temsil edilir.


    BİZE YAŞAMAYI ÖĞRETMEDİLER ! Bu cümle Tutunamaynlar dünyasını anlamak için en önemli anahtardır.


    TUTUNAMAYANLAR kimdir ?
    -Öncelikle düşünen bireyler,aylak adamlardır.
    -Sistemi iyi analiz eden ve sistemdeki yapmacık kurguların üst sınıflara hizmet için birer mekanizmadan ibaret olduğunu fark edenler...
    -Sistemin bozukluğuna isyan edenler,topluma yabancılaşanlar,toplum tarafından dışlananlar..
    -Kendi iç kulelerine gönüllü(kendi isteği ile ) ve gönülsüz (sistemi yönetenler zoru ile ) olarak hapis yaşamaya mahkum edilmişler...
    -Günlük yaşantımıza üçüncü bir gözle bakanlar,yaşadığımız hayatın saçmalıktan ibaret olduğunu fark edenler,burjuva yaşamının özenti bir ahmaklık olduğunu fark edenler...
    -Varoluş arayışında olanlar,kendi kendinin iç benliği ile hesaplaşanlar...
    -Bir yanda kendi iç saflığı diğer yanda topluma uy baskısı altında yaşayanlar,bu çatışma baskısını kaldıramayanlar...
    -Anlaşılmak isteyenler,anlaşılmamaktan şikayet edenler...
    -Saflık,masumiyet ve içtenliğini kısaca bireyin özünü savunanlar,sosyalleşip personalara bürünen tutunan dünyasından nefret edenler...
    -Tutunan dünyasının küçük hesaplarını,maddi çıkar dertlerini,çıkar uğruna takındığı sahte yüzlerini eleştirenler.
    -....

    Tutunan dünyası ise tutunamayanları anlayacak kapasiteye sahip olmadığı için tutunamayanları anlamadı onları küçümsedi onlara budala dedi.Ama Dostoyevski'nin BUDALA kitabındaki değindiği gibi asıl budala asıl tutunanlardır.Tutunanlar dünyası rol yapmaktan kendi benliklerini yitidiklerini ve birey olmaktan çıktıkları için manevi olarak tutunamayan dünyasını anlayacak seviyede değildir,bir tutunamayan olmadan bunu idrak etmeleri ise mümkün değildir.

    Sistemi yönetenler ise tutunamayanlardan daima çekinmiştir tutunamayan zihinlerin ileri görüşlülüğünden devrimsel fikirlerinden korkmuşlardır,işte bu yüzden onları tasfiye etmeye çalışmıştır,ya zorla tutunan yapmak istemişler(okullardaki eğitim-sistemin işleyişi) ya da onları korkutarak (adalet mekanizması her zaman her yerde tutunan dünyasına çalışır istese de istemese de ) ya da onları maddesel açıdan fakir bırakmak istediler.(Ekonomi-sanayi-ticaret kısaca para(sermaye) tutunan dünyasının emrindedir. )



    SONUÇ:Ya aşırı sosyalleşip-topluma uyup personalara bürünmek ya da şahsi iç saflığını sonuna kadar muhafaza edip topluma yabancılaşma ve toplum tarafından dışlanma ve bu çatışmanın yükünü kaldıramayanlar için kaçınılmaz olan intihar eylemi...




    TUTUNAMAYANLAR kitabını anlamak için ya da onunla birlikte okunulursa yazarın fikirlerinin derinliğine inebilmek için TUTUNAMAYANLAR ile benzer bulduğum kitaplar:

    1. Kitapta gönderme yapılan Çocukların saflıklarını daha iyi kavrayabilmek için:
    KÜÇÜK PRENS ve DEMİAN

    Küçük Prens ve Demian romanlarını okuyun.




    2.Selim ve Turgut gibi tutunamayanları anlamak için onların gençliğine ışık tutmak için:

    DÖNÜŞÜM(Gregor Samsa ),HUZUR(Mümtaz),İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN(Ömer ) kitaplarındaki parantez içindeki karakterlere dikkat edin.



    Dönüşüm

    Huzur

    İçimizdeki Şeytan





    3.Tutunamayanlar'ın varoluş sorgulamasınını irdeleyebilmek için özellikle Selim'e zaman zaman gelen sıkıntı ve o ya da onlar dediği şeyin ne olduğunu anlamak için:

    BULANTI

    Bulantı kitabını okuyun.





    4.Tutunamayanlar'ın kendi kendilerini iç kulelerine hapsetmesi,kendi yeraltılarında yaşamalarını daha iyi kavrayabilmek için:

    UYUYAN ADAM
    YERALTINDAN NOTLAR
    KÖRLEŞME


    Uyuyan Adam

    Yeraltından Notlar

    Körleşme




    5.Tutunamayanların dış dünya ile hesaplaşma sevdasını,onların hayallerini anlamak ve kendilerinde bulamadıklarını sert mizacı hayalleri ile ifade ettiğini anlamak için:

    ÖTEKİ

    Öteki




    6.Kendi iç benliğini dinleme ve topluma uyma baskısı ile gelen sosyal yüz arasında çatışmayı anlamlandıarabilmek için:

    BOZKIRKURDU

    Bozkırkurdu





    7.BUDALA

    Budala





    https://1000kitap.com/hsaripolat hocamın tavsiyesi üzerinde ekledim,hocamın değerli görüşüne tamamen katılıyorum:


    ''Dostoyevski'nin Budala'sı da topluma yabancıdır ama bir o kadar da topluma dahil olmaya çalışır aynı Tutunamayanlar'daki Turgut veya Selim gibi. Yalnız bunu başaramaz, sonunda dahil olmaya çalıştığı toplum tarafından dışlanır ve dahil olma çabalarının budalaca olduğunu anlar. İki roman da benzerdir bu açıdan. Zaten Atay'ın en sevdiği iki yazardan biridir Dostoyevski. '' ( https://1000kitap.com/hsaripolat )




    Yukarıda yazdığım kitaplar TUTUNAMAYANLAR ile birlikte okunursa daha anlamlı olacaktır !



    DİPNOT:Bu sitede film tavsiye etmeme kararı almıştım ama dayanamadım bu anlamlı kitaba anlamlı filmler tavsiye etmeden olmazdı.





    PERSONA:

    #7966074


    (bkz: Persona)






    Yukarıdaki ileti okuyun aslında PERSONA başyapıtı TUTUNAMAYANLAR'I irdelemiş,filmi izlmeseniz bile iletinin tamamını dikkatle okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız.




    Filmin linklieri ise:

    http://www.imdb.com/...060827/?ref_=nv_sr_2

    http://www.sinemalar.com/film/956/persona





    THE FİRE WTİHİN:Tutunamayan bir karakterin acıklı sonu:

    http://www.imdb.com/...058/?ref_=fn_al_tt_1

    http://www.sinemalar.com/film/154090/le-feu-follet