Şu evler kadar yorgunum anne
Hayat yalnızca bir kargaşa
Ne özlem
ne tutku
ne kekik kokularının peşinden gelen anılar
Dünya hepsini eledi anne
Boynunu hüzünlü bir çiçek gibi büktü umudum
Umudum ki, vakitsiz ölen çocukların akranı
Asırlık bir kaldırım taşı gibi soğuk yüreğim
Acılarımı yitirdim
Sevinçlerimi de
Hissizlik ölüm demiştin
İki çığlık arasına astım kalbimi
Dönüp durdum soluk yataklarda
Sorular sormayı bıraktım zamana
Zaman ki, hep yalancı çıktı
Saklandım bir süre
Dağ eteklerindeki rüzgârlara
Yaşlı ağaçların soluğuna
Sonra oturup kaldım bu pencere önünde
Bir pencere önünde oturup kalmak
değil midir hayat
Her şeyin nihayetinde…
Seçil Oğuz