Biliyorum cümleye böyle bir giriş yapılmaz ama...
Hani çok sevdiğiniz bir yemeği yerken onun sizde hissettirdiği bir duygu vardır ya... O son lokmada biteceğini biliyorsunuz ama keşke yavaş yeseydim de çabuk bitmeseydi... İşte o his. (Nedense aklıma en sevdiğim pizzayı düşünmek geldi...) Neyse konuyu çarpıtmadan başlıyorum. Büyülenmeye daha ilk satırlarda başladım... O kadar akıcı, o kadar sade ve o kadar şaşırtıcı bir kitaptı ki kitabın içinde tarih var, aşk var,dram var, polisiye var ama en çok ne var biliyor musunuz? Kitabın kapağında 2 kadın görseli var biri sağa biri sola bakıyor aslında bu kitap kendini bulma kitabı... Hayatta ne kadar zor badireler atlatsakta, sırf birileri istiyor diye değil, ben ne istiyorum, benim yönüm nerde sorusuna cevap bulmak için yazılmış bir eser. Okurken asla bırakmak istemedim Komiser Vural'a geç kaldığı için kızdım, İbo karakterine çok güldüm, bazı ebeveynlere de sinirlendim geçmişte yaşanan olumsuzluklar kaç yaşına gelirsek gelelim bazılarımız da büyük yaralara sebep olabiliyor...Tıpkı Derya'nın hüznü gibi... Kitapta çok güzel ters köşe oldum. Esra kesin bunu seçer diye beklerken, Esra kendini seçti...
Ve sonuç :Hepimiz bu dünyaya bir defa geliyoruz. Bazen birilerinin aklıyla hareket ediyor, bazen kendimizi fark etmiyor ve doğruları göremeyecek kadar kör olabiliyoruz.
Diyor ya "bu dünyaya gelmeden önce keşke senaryomuzu okuma fırsatımız olsaydı" diye... Acaba o zaman da aynı hatalara aşık olup, aynı güzergahlardan geçip kaza geçirmeyi seçer miydik ? Ve son olarak Ayşe Kulin'e teşekkür ediyorum beni bu kitaba aşık ettiği için...