• KEBÂİR, Allah`ın emirlerine aykırı davranış, kötü amel, isyan, karşı gelme, suç, kabahatlerin büyükleri. İslâm literatüründe bu tür fiillerin bir kısmı büyük günah, bir kısmı da küçük günah olarak adlandırılır. Bu tabirin geçtiği ayetlerde şöyle denilmektedir:

    "Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi ağırlanacağınız bir yere sokarız." (en-Nisâ, 4/31)

    "Büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar, kızdıkları zaman onlar, affederler." (eş-Şurâ, 42/37)

    "O (muhsin ola)nlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler... " (en-Necm, 53/32).

    Aynı ifadenin geçtiği Hadislerden bir kısmında ise Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

    Abdullah b. Mes`ud anlatıyor: Rasûlullah`a "Allah indinde en büyük günah nedir?" dedim. "Seni yaratan Allah`a Şirk koşmandır." buyurdu.

    "Bu gerçekten pek büyük, bundan sonra nedir?" dedim. "Seninle beraber yemek yemesinden, tüketici olmasından korkarak evlâdını öldürmendir." dedi. "Ondan sonra nedir?" dedim. "Ondan sonra komşunun hanımı ile zina etmendir." buyurdu.

    Yine Abdullah b. Mesud`dan değişik bir senetle aynı hadis rivayet edildikten sonra şu ayetin nazil olduğu ilâve edilmiştir.

    "Allah`ın (halis) kulları o kimselerdir ki, Allah`tan başka ilâha dua etmezler; Allah`ın haram kıldığı nefsi öldürmezler; meğer ki hakla ola. Zina da etmezler. Her kim de bunları yaparsa ağır cezaya çarptırılır. " (el-Furkan, 25/68).

    Abdurrahman b. Ebû Bekr, babasından, şöyle dediğini rivayet ediyor:Rasûlullah (s.a.s.)`ın yanında idik. Üç defa şöyle buyurdu:

    "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak, anaya babaya itaatsizlik etmek ve yalancı şahitliği yapmak..." (Buharî, Edeb 6; İman, 16)

    Başka bir hadiste, büyük günahlar, "el-Mubîkât: helâk edici" kelimesiyle ifadelendirilerek şöyle buyurulmuştur:

    "Yedi helâk edici şeyden kaçının." Bunlar nedir yâ Rasûlallah diye sorulunca: "Allah`a şirk koşmak; sihir yapmak; Allah`ın haram kıldığı halde bir kimseyi haksız yere öldürmek; yetim malı yemek; faiz yemek; düşmana hücum anında harpten kaçmak: namuslu, kendi halinde mümin kadınlara zina iftirası atmaktır." buyurdular.

    Diğer bir hadiste ise: "Büyük günahlar dokuzdur: Allah`a şirk koşmak; haksız yere adam öldürmek; temiz bir kadına kötülük isnat etmek; zina yapmak; düşmana hücum esnasında firar etmek; sihirbazlık; yetim malı yemek; Müslüman ana babaya asî olmak; emredilenleri yapmamak ve yasakları yapmak sûretiyle aileye karşı doğruluğu terketmektir. " Diğer Hadislerde yukardaki maddelere faiz yemek, hırsızlık ve şarap içmek de ilâve edilmiştir. (Buhârî, Vasâya 23; Müslim, İman 141-146; Ebû Davûd, Vasâya 10)

    Kebâir kelimesiyle ifade edilmediği halde, yukardaki Hadislerde bildirilen fiillerin dışında bir çok suçlar daha vardır ki, onlar İslâm âlimlerince, ayet ve hadisler doğrultusunda, büyük günah kabul edilmiştir: Bilerek ve kasten İslâm`ın şartlarını terketmek; içki içmek; kumar oynamak; hırsızlık yapmak; adaletten ayrılmak gibi. İslâm âlimlerinden bir kısmı genel hatlarıyla "büyük günah"ları şöyle tarif etmişlerdir:

    İbn Abbâs`a göre: "Allah`ın yasak ettiği her şey büyük günahtır. Ayrıca büyük ve küçük günah arasındaki fark şudur: Allah`ın Cehennem, gazap, lânet, veya azap gibi ifadelerle sona erdirdiği her günah büyüktür. Diğerleri küçüktür." Hasan Basrî de buna yakın bir ifade kullanmıştır.

    Ebû Amr İbn Salâh`a göre: "Büyük ismi verilecek şekilde büyük olan ve mutlak surette büyüklükle vasıflanan her günah büyüktür."

    Buna göre büyük günahların bazı alâmetleri vardır.

    "Şer`i cezayı icab ettirmek; Cehennem azabıyla tehdit olunmak; yapana fasık denilmek; lâ`net olunmak."

    Cumhûr-ı ulemaya göre; günahlar büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, hac, umre, abdest gibi hayırlı amellerin kendilerine keffaret olabileceği günahlar "küçük günah"; bu tür ibadetlerin keffâret olamadığı günahlar ise "büyük günah"lardır. Mesela: "İki umre, aralarında yapılan günahlara kefarettir." (Ahmed İbn Hanbel, II, 461). "Kabul edilmiş bir hac, o yıl ki hatalara kefarettir. " (Ahmed İbn Hanbel, II, 348), "Şehidden akan ilk damla kan, onun bütün günahları için kefarettir." (Ahmed İbn Hanbel, IV, 300), "Allah, cuma`yı kılanın iki cuma arasındaki günahlarını örter." (Ahmed İbn Hanbel, V, 181). Hadislerde, başka ibadetlerin kendilerine keffaret olduğu bildirilen cinsten günahlar küçük günahtır. Ancak herhangi bir ibadetin, kendisi hakkında keffaret kabul edilmediği günahlar ise büyük günahlardır. Meselâ: hiç bir ibadet adam öldürmeye, zina yapmaya, içki içmeye ve benzeri günahlara keffaret olarak kabul edilmez; bunlara ancak Şerîat`ın, haklarında takdir ettiği cezalar tatbik edilir.

    Hz. Ömer`le İbn Abbas (r.a.) "İstiğfarla büyük günah, ısrarla da küçük günah kalmaz" demişlerdir. Yani (Şerîat`in verdiği cezalar tatbik edildikten sonra) istiğfarla büyük günahlar affedilir. Fakat küçük günahlar ısrarla işlenmeye devam edilirse, onlar da büyük günah olur. Bu ifadelere göre büyük günahlara sayısal açıdan sınır koymak mümkün olmaz.

    Büyük günahların başında gelen ve en büyük günah olarak kabul edilen "şirk"in küfür olduğu muhakkaktır. Diğer günahların, onu işleyen mümin bir kulu imandan çıkarıp çıkarmayacağı hususunda İslâm Kelâm âlimleri ihtilaf etmişlerdir.

    Özetle, Şerîat`ın hakkında tehdit edici bir nass (korkutucu bir delil) tahsis ettiği veya büyük günah olarak bildirdiği bir günahı işleyen hakkında Ehl-i Sünnet mezhebinin görüşü şudur: Büyük günah mümini imandan çıkarmaz ve onu küfre sokmaz. Ancak böyle bir mümin asi sayılır. Ameller imandan bir cüz (parça) değildir. Ancak işlenen günahı helâl saymak, onu hafife ve alaya almak, kesinlikle küfürdür.

    Mu`tezile mezhebinin görüşü: Büyük günah işleyen ne mümin, ne de kâfirdir. O fasıktır ve iki menzil arasındaki bir menzildedir. Bu mezhep, imanı kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve amellerin yapılması şeklinde tarif ettikleri için; büyük günah işleyenleri mümin kabûl etmemişlerdir. Ancak kâfir de kabul etmemişlerdir. Çünkü, Peygamber (s.a.s.) asrında ve takip eden dönemlerin hiçbirinde büyük günah işleyenlere, dinden çıkanlara verilen ölüm cezası verilmemiştir. Eğer kâfir olsalardı, imandan sonra küfre gitmenin cezası olarak öldürülmeleri gerekirdi. Bu yapılmamıştır, onun için bunlar iman ile küfür arasındadırlar. Bunlara "fâsık" denir.

    Haricîlere göre; büyük ve küçük günah işleyen kimse kâfir olur. İslâm`ın, yapılmasını emrettiği ameller imanın bir parçasıdır. Yani amel imandan bir cüz`dür.

    Hasan el-Basrî`ye göre; büyük günah işleyen kimse "münafık"tır. Kalben inanmadığı halde dıştan inanmış gibi görünenlere münafık denildiği halde Hasan Basri nifâkı; imanı gizleyip büyük günahı işlemek suretiyle küfrü açığa çıkarmak, şeklinde kabul etmiştir.

    Haricîlerden bir fırka olan el-Ezârika`nın görüşü: Büyük günah işleyen kimse "müşrik"tir. Çünkü böyle kimse hem Allah için, hem de Allah`tan başkası için amel etmektedir. Yaptığı büyük günah ile Allah`tan başkasını (nefsini veyahut şeytanı) ona ortak koşmuştur.

    Yukarda belirlenen bütün görüşler, sahiplerince bir takım delillere dayandırılmıştır. Biz bunlardan sadece Ehl-i Sünnet`in deliline bakacağız. Diğerleri için akaid kitaplarında geniş malûmat verilmiştir; oraya bakılabilir.

    1. Delil: İman, kalp ile tasdiktir. Mümin`in imandan çıkması için kalbindeki tasdikin değişmesi gerekir. Hangi beşerî zaaflardan kaynaklanırsa kaynaklansın, işlenen büyük günahlar, tasdiki değiştirecek mahiyette olmadığı sürece işleyenini imandan çıkarmaz. Kalpteki tasdiki değiştirme ise ancak yapılan günahı helâl sayarak veya o hükmü alaya alarak meydana gelir. Şer`i hükümlerle alay etmedikçe, hafife almadıkça ve helâlleri haram, haramları da helâl kabul etmedikçe; kalpteki tasdik değişmemiş olur. O değişmedikçe de kâfir olunmaz.

    "Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki (günahları) dilediğine affeder. " (en-Nisa, 4/116)

    ayeti, ancak şirkin affedilmeyeceğini, diğer günahların ise -eğer Allah dilerse- affedebileceğini ifade etmektedir. Eğer büyük günahlar da küfür kabul edilseydi, ayetin ikinci bölümünde "ma dûne zâlik = bunun dışındakiler.." ifadesinin kullanılmasına gerek kalmazdı.

    2. Delil: "Asi" denilen büyük günah sahiplerinin gerçekte mümin olduklarını belirten bir çok ayet vardır:

    "Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları, şeytan işi pisliklerdir. " (el-Mâide, 5/90)

    "Eğer müminlerden iki zümre birbirleriyle savaşırlarsa... " (el-Hucurât, 49/9)

    "Ey iman edenler, yürekten, hâlis (samimi) bir tevbe ile tövbe ederek Allah`a dönün. " (et-Tahrim, 66/8)

    "Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. " (el-Bakara, 2/178)

    Ayetlerde görüldüğü gibi büyük günah işleyenlere "Ey inananlar" diye hitap edilmiştir.

    3. Delil: Mümin bir kimse öldüğü zaman cenaze namazı kılınır ve Müslüman kabristanına defnedilir. Asr-ı saadetten bugüne kadar büyük günah işlemiş ve tövbe etmemiş olsa bile (gizli halleri Allah`a ait olmak üzere), ölen her Müslüman için, günahkâr veya günahsız ayrımı yapılmaksızın cenaze namazı kılınmış ve Müslüman kabristanına defnedilmiştir. Peygamber`in tatbikatı böyle olmuştur ve İslâm âlimleri bu konuda icmâ* etmişlerdir.

    "Kendisine emanet edilemeyen kimsenin imanı yoktur."

    "Zina eden kimse, mümin iken zina etmez, mümin iken hırsızlık yapmaz, mümin iken içki içmez... "(Buhârî, Mezalim 30; Müslim, İman 100,104; Ebû Davûd, Sünnet, 15; Tirmizî İman, 11).

    şeklinde varid olan hadisler, büyük günah işleyenlerin kâfir olduklarına delil değil; ancak imanlarının kâmil olmadığına delildir. Kâmil bir iman, büyük günahların işlenmesine engeldir.

    Hepsi bu kadar olmamakla birlikte aşağıda sıralayacağımız suçlar, İslâm`da büyük günahlar olarak kabul edilmiş ve bunlardan bir kısmına İslâm hukukuna göre bazı cezalar takdir edilmiştir:

    "Allah`a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak" (el-Bakara, 2/219); haram aylarda harbetmek (el-Bakara, 2/217); bakmakla yükümlü olduğu yetimin malını kendi malına katarak O`nun rızası olmaksızın yemek (en-Nisa, 4/2; İsra, 17/34); fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek (İsra, 17/31); insanlar arasında fitne çıkarmak (el Bakara 2/217); faiz yemek (el-Bakara, 2/275); Allah`tan başkasına ibadet etmek (İsra,17/23); ana-babaya isyan etmek (İsra,17/23), akrabaya miras hakkını vermemek (en-Nisa, 4/7, 13; İsra, 17/26); malı gereksiz yere israf etmek (İsra, 17/27); zina yapmak (İsra, 17/32; en-Nisa, 4/15-16); haksız yere adam öldürmek (İsra, 17/33); ölçü ve tartıyı tam yapmamak (İsra, 17/35); kibirlenmek (İsra, 17/37); iffetli kadına zina isnat etmek (en-Nisa, 4/23); tesettüre riayet etmemek (en-Nur, 24/31); yalan yere yemin; Peygamber`e (s.a.s.) yalan hadis uydurmak (Peygamber`e yalan yere hadis uydurmak, büyük günah olmanın ötesinde, küfür sayılabilir. Çünkü şerîatın temel kaynaklarından ikincisi "sünnettir". Sünnete yalan isnat etmek; bazı konularda İslâm`ı temelinden yıkabılir); insanları diliyle çekiştirmek; kaş göz hareketleriyle alay etmek (Hümeze, 104/1 ).
  • "Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucurat Sûresi,10)
  • Her ibâdetin olduğu gibi namazın da sünnetleri vardır. Bunlar vâcibleri tamamlar, sevabın artmasına vesile olurlar.Sünnetlere riayet, Resûlüllah`a muhabbet ve sevginin nişânesidir. Bununla beraber sünnetleri terketmek, namazın bozulmasını ve iâdesini icabettirmez. Ancak tenbellik ve lâkaydlıkla sünnetleri terk etmeyi âdet hâline getirmek, Resûlüllah`ın şefâatinden mahrum kalmayı netice verebilir. Namazın Sünnetleri Nelerdir? Namazın belli başlı sünnetleri şunlardır:



    1 - Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezan ve kamet getirilmesi. Cemaatle kılınacak kaza namazları için de, ezan ve kamet okunması sünnettir. Kendi evlerinde tek başına namaz kılan erkekler için, ezan ve kamet müstehabdır. Kadınların ise, ezan ve kamet getirmeleri gerekmez.

    2 - İftitah tekbîrini alırken elleri yukarıya kaldırmak. Erkekler, ellerini, başparmakları kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlarsa ellerini parmak uçları omuzlarına kavuşacak şekilde göğüslerinin hizasına kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Bu esnada parmakların normal şekilde açık bulunması ve avuç içlerinin de Kâ`be`ye dönük bulunması gerekir. * Ellerin kaldırılması hususunda, bâzı âlimler, tevhide işarettir demiştir. Bâzıları, dünya işlerini arkaya atıp bütün varlığıyla kıbleye ve namaza yönelmek içindir demiştir. İbn-i Ömer (ra)`den rivayet edilir ki: "Namaza başlarken el kaldırmak, namazın zinetidir (süsüdür). Her kaldırışta 10 sevap vardır. Her parmağa bir sevab düşer."

    3 - İftitah tekbirini alır almaz el bağlamak. Erkekler göbek altına, kadınlarsa göğüs üstüne el bağlarlar. Erkekler sağ elin baş parmağı ile serçe parmağını halka şeklinde bulundurarak, bununla sol bileklerini üstten tutup diğer üç parmaklarını sol kol üzerine uzatırlar. Kadınlar ise, halka yapmaz, sağ ellerini tam sol elleri üzerine korlar.

    4 - Eller bağlandıktan sonra birinci rek`atta Sübhâneke`yi okumak, sonra da Fâtiha`ya başlamadan evvel Eûzü-Besmele çekmek. Diğer rek`atların başında da Besmele çekmek sünnettir.

    5 - Sübhâneke ve Eûzü-Besmele`yi sessizce okumak. Zamm-ı sûreden evvel Besmele çekilmez. Yalnız İmam-ı Muhammed, hafî kırâetle kılınan namazlarda Fâtiha`dan sonra okunacak sûre başında Besmele çekilmesini caiz görür. * Sabah ve öğle namazlarında uzun mufassal, ikindi ve yatsı namazında orta mufassal, akşam namazında kısa mufassal okumak da sünnettir. Mufassal, Kur`ân-ı Kerîm`in son 7 de 1 kısmıdır. Üçe ayrılır. Uzun mufassal, Hücürât sûresinden Bürûc sûresine kadar olan kısımdır. Orta mufassal, Bürûc sûresinden Beyyine sûresine kadar olan kısımdır. Kısa mufassal da, Beyyine sûresinden aşağı olan kısımdır. Bu okuyuş, ikâmet ve vaktin genişliği durumunda söz konusudur. Yolculukta, vakit darlığında veya herhangi bir zaruret durumunda ne okunursa olur. Nitekim Resûl-i Zîşân Efendimiz, bir sabah namazını Muavvizeteyn (Felâk ve Nas sûreleri) ile kıldırmışlar, ashabın "namazı kısalttınız" suâline cevaben: "Bir çocuğun ağlamasını işittim. Annesinin telâşlanmasından korktum" buyurmuşlardır. Yolculuk sırasında sabah namazını Kâfirûn ve İhlâs sûreleri ile kıldırdıkları da rivayet edilmektedir. * Sabah namazının birinci rek`atını, ikinci rek`atından 2 misli uzatmak da sünnettir.

    6 - Fâtiha`nın sonunda okuyan ve işiten içinden Âmin demek. "Âmin"in mânası "duâlarımızı kabûl buyur" demektir.

    7 - Rükû`a eğilirken Allâhü Ekber demek.

    8 - Rükû`da, üç kere سُبْحَانَ رَبِّى الْعَظيمْ Sübhâne rabbîye`l-azîm demek. Beş veya yedi kere de denebilir. Tesbihi tamamen terk veya eksik söylemek tenzihen mekruhtur.

    9 - Rükû`dan kalkarken سَمِعَ اللّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ Semiallahü limen hamideh demek. 10 - Bunun ardından رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ

    Rabbena leke`l-hamd demek.

    11 - Kıyamda iken bir özür bulunmadıkça ayakların arasını 4 parmak kadar açık tutmak. Şişmanlık, fıtık gibi bir özür hâli varsa, ayakların arası daha fazla açılabilir.

    12 - Rükû`da parmaklar açık olarak dizleri eller ile tutmak. Kadınlar dizlerini elle tutmazlar, sadece ellerini dizler üzerine koyarlar.

    13 - Rükû`da dizleri dik tutup bükmemek.

    14 - Rükû`da arkayı dümdüz tutmak. Başla sırtı aynı hizada bulundurmak. Kadınlar rükû`da dizleri bükük ve arkaları biraz yukarıya meyilli dururlar.

    15 - Secdeye varırken, yere önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü koymak.

    16 - Secdeden kalkarken evvelâ yüzü, sonra elleri, sonra dizleri yerden kaldırmak.

    17 - Secdelere varırken secdelerden kalkarken Allâhü Ekber demek. Rükû`a giderken ve rükû`dan kalkarken, secdeye varırken ve secdeden doğrulurken alınan tekbirlere intikal tekbirleri denir. Bu tekbirlerin yerinde olmasına çok dikkat edilmelidir. Meselâ, rükû`a giderken Allahü Ekber diyerek eğilmeye başlanacak ve rükû`a varışta tekbir de bitmiş olacaktır. Rükûa vardıktan sonra tekbir alınması doğru değildir. Diğer intikal tekbirleri için de durum aynıdır.

    18 - Secdelerde yüzünü iki elin arasına almak ve eller yüzden geri ve uzakta bulunmak. El ayası yere ve parmaklar da birbirine bitişik olmalıdır.

    19 - Secdelerde üç kere سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلى Sübhâne rabbiye`l-a`lâ demek.

    20 - Secdede iken karnını uyluklarından, dirsekleri böğründen ve kollarını yerden uzak tutmak. Yani kolunu yere ve böğrüne yapıştırmamak. Kadınlar ise, secdede kol ve dirseklerini yere koydukları gibi böğürlerine de yanaştırırlar. Karınlarını da uyluklarına yapıştırırlar. * Kollarını böğründen ayırmak, cemaatın izdihamında, başkalarına eziyyetten sakınmak için terk olunur.

    21 - İlk ve son oturuşlarda ve secde aralarındaki oturmalarda, elleri kıbleye karşı bir halde, uyluklar üzerine koyarak oturmak.

    22 - Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak, sağ ayağını ise, parmakları Kâ`be`ye dönük şekilde içe kıvırarak dikmek. Kadınlar ise, ayaklarını sağa doğru yatırarak otururlar.

    23 - Tehıyyât`ı sessizce içinden okumak.

    24 - Son oturuşta Tehıyyât`dan sonra Salâvat ve diğer namaz duâlarını okumak.

    25 - Gayr-i müekkede sünnetlerin (ikindi ile yatsının ilk sünnetleri) ilk oturuşunda Tehıyyât`dan sonra Salâvatları okumak. Terâvihin de her oturuşunda Tehıyyât ile beraber Salâvatlar okunur.

    26 - Selâm verirken yüzünü önce sağa, sonra da sola çevirerek selâm vermek. Yalnız kılan selâm verirken Kirâmen Kâtibîn meleklerini düşünür, cemaatle kılan ise melekleri, cemaati ve imamı düşünür, böylece onlara selâm vermiş olur. 27 - Cemaatle namaz kılarken bir veya daha fazla rek`ata yetişememiş kimsenin yetişemediği rek`atları tamamlamak için, imamın sola da selâm vermesini beklemesi.

    28 - Önü açık bir yerde namaz kılındığında sütre edinilmesi de sünnettir.

    29 - İlk ve son oturuşlarda Tehıyyât okunurken lâ ilâhe denince sağ elin şehâdet parmağını kaldırıp, illâllah derken de indirilmesi sünnettir. Bunu yaparken de baş parmak ile orta parmak halka edilmeli; diğer iki parmak da içe bükülmelidir. Bir çok kimseler bu sünneti yapamazlar. Bu yüzden terki daha uygun bulunmuştur.

    30 - Son oturuşta salâvatlardan sonra ve selâmdan önce dua edilmesi de sünnettir. Bu dua, Kur`an`daki duâ âyetlerinden biriyle yapılmalı veya bunlara benzer bir dua olmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında namazda dua edilmesi (meselâ, "Ya rabbi! Bana şu kadar para ver" denilmesi) câiz görülmemektedir. Namazların sonunda mu`tâd olan رَبَّنَا اتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ Rabbenâ âtinâ fi`d-dünyâ haseneten ve fi`l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe`n-nâr. رَبَّنَا اغْفِرْلى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

    Rabbenağfirlî ve li-vâlideyye ve li`l-mü`minîne yevme yekûmü`l-hısâb ayetlerinin okunmasıdır.

    31 - Namazın sonunda sağa ve sola Esselâmü aleyküm ve rahmetullah diye selâm vermek. İmam selâmında, tüm cemaati ve hafaza meleklerini niyet etmelidir. Muktedî, selâmında, cemaatle beraber imamı da niyete almalıdır. Kendi başına namaz kılan ise, selâmında melekleri niyet etmelidir. * Sübhâneke: سُبْحَانَكَ اَللّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالَى جَدُّكَ )وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ( وَلا اِلهَ غَيْرُكَ Sübhânekellâhümme ve bihamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe ğayrük. Allahım, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana hamd ederim. Senin ismin mübârek, saltanat ve azametin yücedir. Senden başka ilâh yoktur. * Salâvatlar: اَللّهُمَّ صَلِ عَلى مُحَمَّدٍ وَعَلى الِ مُحَمَّد كَمَا صَلَّيْتَ عَلى اِبْرَاهيمَ وَعَلى الِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَميدٌ مَجيدٌ Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahiyme ve alâ âli İbrâhiym. İnneke hamidün mecid. اَللّهُمَّ بَارِكْ عَلى مُهَمَّدٍ وَعَلى الِ مُحَمَّد كَمَا بَارَكْتَ عَلى اِبْرَاهيمَ وَعَلى الِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَميدٌ مَجيدٌ Allahümme bârik alâ Muhammedi ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ brâhime ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdün mecîd. * * *
  • Hucurât, 10.Ayet

    Mü’minler ancak kardeştirler;öyle ise o iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’dan sakının ki merhamet olunasınız!

    Ayetin tefsiri:

    “Ey ehl-i îman! Zillet içinde esâret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilâfınızdan (ayrılığınızdan) istifâde eden zâlimlere karşı: اِنَّمَا الْمُؤْمِن۪ينَ اِخْوَةٌ [Mü’minler ancak kardeştirler] kal‘a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz (korununuz). Yoksa ne hayâtınızı muhâfaza ve ne de hukūkunuzu müdâfaa edebilirsiniz. Ma‘lûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mîzanda iki dağ birbirine karşı müvâzenede (dengede) bulunsa; bir küçük taş, müvâzenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i îman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkârâne (düşmanca) tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayât-ı ictimâiyenizle alâkanız varsa: اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنُ كاَلْبُنْياَنِ الْمَرْصُوصِ يَشَدُّ بَعْضُهُمْ بَعْضاً [Mü’minin mü’mine karşı nisbeti, kurşunla örülmüş duvar gibidir. Birbirlerine destek verir(ler)] düstûr-ı âliyeyi (yüce düstûru) düstûr-ı hayat yapınız, sefâlet-i dünyeviyeden (dünyada rezîl olmaktan) ve şekāvet-i uhreviyeden (âhiret azablarından) kurtulunuz!” (Mektûbât, 22. Mektûb, 97)
  • KUR'AN AŞISI İLE ÇOCUĞUMUZA HEM ANNE,HEM BABA HEM ÖĞRETMEN,HEM HOCA NASIL OLURUZ...
    "HEPİNİZ AİLENİZDEN MES'ULSUNUZ"

    🔹 Diyelim ki, çocuk ödev yapmıyor, sıkılıyor, olmuyor.
    Ayeti okumak lazım,
    1-Bakara Suresi, 153. Ayet
    اِنَّ اللّٰهَ معَ الصَّابِر۪ين
    yavrum, Allah sabredenlerle beraberdir, sakin ol, sabret, demek lazım.
    ❗ Çocuk anlamaz demeyin, anlar çocuk.
    Çocuğun her tıkandığı yerde bunu söylersen, çocuk yıllar sonra da bir sorun yaşadığında bu ayeti hatırlar ve o soruna sabreder.
    Belki boşanmaktan kurtulur ve sen 30 yıl sonra bile bu aşının karşılığını görürsün. Sadece çocuğa değil, anne baba birbirlerine de bunu söylemelidir.
    🌺 2. İbrahim Suresi, 7. Ayet
    Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.
    👉 Çocuğu sürekli birilerine teşekkür etmeye zorlamak yerine, Müslüman bir anne baba olarak bu ayeti okumak yeterli olmalıdır…
    Yavrum,
    🍁 لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ. 🍁
    Allah eğer şükrederseniz nimetimi artırırım diyor.
    Çocuğu nankörlükten korumaktır bu.
    Çocuk bahçede bisikletiyle oynarken ‘Babacım, bisiklet için teşekkür ederim diyor.’
    Babası.
    لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ
    şükrederseniz devamını veririm diyor Allah
    demeli.
    Böylece gerisini getiren şeyin şükür olduğunu çocuğa yaşatarak öğretmiş oluyoruz.
    🌺 3. A'raf Suresi, 31. Ayet
    Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.
    👉 Çocuğumuz yemek sırasında kırıntıları toplamıyor, ekmek bırakıyor.
    Genel olarak bazı anne baba..
    ❗ SİZ KOLAY BULUYOSUNUZ O YÜZDEN KIYMET BİLMİYORSUNUZ BİZ BUNU KAZANANA KADAR NE ÇEKİYORUZ VS ❗
    Bu tepki zamanla asi bir genç yetiştirmenize neden olur, gün gelir ‘doğurmasaydın’ der. Ya da ‘Bir iş bulup çalışayım da, kurtulayım’ der, çünkü her şey başına kakılıyordur.
    👉 Oysa daha kolay ve etkili bir cevap var,
    yavrum Allah
    وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟,
    yiyin için ama israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez, buyurdu.
    Önce sen çıkıyordun karşına, şimdi Allah’ı hatırlatıyorsun.
    🌺 4. Şuara Suresi, 80. Ayet
    Hastalandığımda da O bana şifa verir..
    👉 Çocuğunuz hastalandı, ona bir sürü şey sayabilirsiniz ama şunu da söyleyin,
    وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِ
    Hastalanırsam beni Rabbim iyi eder. Çocuk inlerken bunu düşünmeyebilir ama biz aşı yapıyoruz.
    Hem kendimizi teskin ediyoruz, hem de iğneyle, doktor amcayla, ilaçla değil yalnızca Allah’ın şifasıyla iyileşilir, bunu çocuğa işliyoruz.
    Böyle düşünen bir çocuk kumar oynar mı, uyuşturucu kullanır mı?
    🌺 5. Hucurat Suresi, 12. Ayet
    Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
    👉 Çocuk okuldan gelince, öğretmenim arkadşıma şunu dedi, bunu yaptı, o şöyle böyle diye anlatmaya başlayınca, Müslüman bir anne, yavrum Allah
    وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضا
    birbirinizin arkasından konuşmayın diyor, biz gıybet etmeyiz yavrum,
    diyerek bunu Kuran aşısı olarak yerleştirmelidir.
    Ablayla kardeş kavga ediyor. Akşam abla gelip anneye kardeş yokken anlatacak, anne hemen وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ, yavrum gıybet yasak, kardeşin yokken anlatma, demelidir.
    🌺 6. En'am Suresi, 141. Ayet
    israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
    👉 Musluklar açık kaldı,
    ❗ BİZ BU SUYA ÇOK PARA VERİYORUZ ❗
    demeyin,
    Müslüman anne,
    اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ
    Allah israf edenleri sevmez, der.
    yaptığını Allah için yapmayı öğretmiş oluruz
    🌺 7. Hucurat Suresi, 10. Ayet
    Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
    👉 Çocuk komşu çocuklarıyla kavga etmiş..,
    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ,
    Mü’minler ancak kardeştir, yavrum. Gel babanız sizi barıştırsın.
    🌺 8. A'raf Suresi, 170. Ayet
    iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.
    👉 Kardeşler geçinemiyor, biri diğerine sürekli iyi davranıyor ama o kıymetini bilmiyor.
    Anne demeli ki,
    اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِحينَ,
    İyi iş yapanların iyiliğini kaybetmeyiz biz.
    Yavrum bak Rabbimiz Kuran’da böyle söylüyor. Kimse kıymetini bilmese de, Allah kıymetini biliyor, diyoruz.
    Böylece Allah’ın bilmesi onun için en önemli şey oluyor.
    🌺 9. Hud Suresi, 114. Ayet
    iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
    👉 Çocuk okulda kopya çekti ve öğretmen aileye söyledi diyelim ki.
    Akşam evde tekrar kurcalayıp durmayın..
    Mü’min baba ve anne çocuğuna diyecek ki,
    اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِ
    iyi işler kötü işleri silip götürür.
    Çocuk bundan cezanın olmadığını anlayacak, yaptığı bu kötü işten sonra güzel bir iş yaparsa, o suçu kapanacak demek ki, bunu anlayacak.
    E bu da İslam terbiyesi ve Müslüman karakteri..
    Olmasını istediğimiz bu zaten.
    Artık bu çocuk ‘Artık iflah olmam, artık geri dönemem, battık gittik bi kere’ demez. Günah işlese de, iyi bir şey yaparak dönebileceğini bilir inşAllah.
    Bu ayetler çoğaltılabilir, işte bu Kuran aşısıdır, Kuran’ı yaşamaktır.